Prof. Dr. Mahmut Özer

Prof. Dr. Mahmut Özer

mahmutozer2002@yahoo.com

Tüm Yazıları

‘Bilimsel Araştırmalarda Artan Ekip Çalışması’ başlıklı önceki yazımızda günümüzde hemen hemen tüm alanlarda bilimsel araştırmalarda ekip çalışmasının baskın eğilim olduğuna değinmiştik. Bu yazımızda bu eğilimin dinamiklerini Dashun Wang ve Albert-Laszlo Barabasi’nin ‘The Science of Science’ kitabındaki ilgili bölümlere dayalı olarak tartışmaktayız (Cambridge University Press, 2020). Daha önce de değindiğimiz gibi bilimsel çalışmalarda son dönemde takım çalışmalarının arttığı görülmektedir. Tek yazarlı makalelerin oranı giderek düşerken ekip çalışması sonucu yayınların oranı artmaktadır. Bu eğilim fen ve mühendislik yayınlarında çok açık bir şekilde görülürken sosyal bilimlerde de benzer eğilim giderek artmaktadır (sh.85). Ekip çalışması makalelerin bireysel makalelere göre çok daha fazla atıf almaları da bu eğilimi güçlendirmektedir (sh.86). Disiplinler arası çalışmaların yaygınlaşması da ekip çalışmasını gerektirmektedir. Her bir alanda üretilen bilgi devasa hale geldikçe bilim insanları için ekip çalışması ve işbirliği doğal olarak uzmanlık alanlarının ötesine geçebilmelerinin zorunlu bir yolu haline gelmektedir (sh.89).

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Diğer taraftan, ekip çalışmasının etkilerinin ötesinde bilimsel üretkenlikte Robert Boyle’ye atfedilen ‘görünmez kolej’ etkisi söz konudur. Herhangi bir alandaki tüm araştırmacıları içeren bir ağ söz konusudur ve ağdaki yıldız bilim insanları akran etkisiyle ağın performansını etkilemektedir. Dolayısıyla, ağın kendisi görünmez bir kolej işlevi görmektedir. Söz konusu ağlardan yıldız bilim insanları çıktığında ağın üretkenliği olumsuz etkilenmektedir. Bir başka deyişle, söz konusu ağ, ‘içinden bir yıldız eksildiğinde kalıcı ve derin bir entelektüel kayıp yaşamaktadır.’ (sh.99)

Ancak, bu işbirliklerinin elit kurumlarda yoğunlaştığı, dolayısıyla işbirliklerinin artmasından zaten avantajlı bir konumda olan bu kurumların daha fazla yararlandıkları görülmektedir (93). Dahası, uluslararası prestijli üniversite ve araştırma kurumlarındaki bilim insanlarının küresel iş birliği ağlarının sunduğu fonlardan da daha fazla yararlandıkları göz önüne alındığında ekip çalışmalarından bu tip kurumlardaki bilim insanlarının daha çok yararlandıkları açıktır (sh.93). Zaten ekip çalışması ve işbirliği ile üretilmiş yayın ağına bakıldığında ağda az sayıda yüksek bağlantılı düğüm olduğu görülmekte, bir başka deyişle bazı bilim insanları oldukça yüksek işbirliği kapasitesiyle dikkat çekmektedir (sh.104). Yani, işbirliği normal dağılıma sahip değildir, bağlantılar asimetrik dağılmaktadır. Çok sayıda bilim insanı az sayıda ortak bilim insanı ile çalışırken az sayıda bilim insanı ise çok sayıda ortak bilim insanı ile çalışmaktadır. Yani, bilim insanlarının işbirliği normal dağılımı değil, güç yasası dağılımını takip etmektedir. Bağlantı sayısı arttıkça sadece işbirliği kapasitesi artmamakta, ayrıca bir taraftan yeni fikirlerle erken tanışma imkânı artarken diğer taraftan üretilen fikirlerin daha hızlı yayılması da sağlanmaktadır.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu davranış ağ yapılarının temel karakteristiği olan ‘tercihli bağlanma’ (prefential attachement’ ile açıklanmaktadır (sh.105). Bağlanılması tercih edilen bilim insanları zaten çok bağlantıya sahip olan, yani işbirliğine daha açık olan, dolayısıyla çok üreten ve çok atıf alan bilim insanlarıdır. Bu özellik bilimsel ağları zamanla, ağlarda ilk dikkat çeken bir özelliğe, çok bağlantılı az sayıda düğüm sayısına götürmektedir. İşbirliği güçlü olan, yani bağlantı sayısı fazla olan düğümlerin yeni bağlantılarla ağlarını güçlendirme ve ağda merkez bilim insanı (hub) olma olasılığı daha yüksektir. Yüksek etki faktörüne sahip dergilerde yayımlanan makalelerdeki takımların genellikle daha yüksek oranda kıdemli üyeye sahip olduğunun gösterilmesi (sh.119), genç bilim insanlarını ağda hub konumunda olan kıdemli bilim insanları ile ortak çalışmaya sürüklemektedir. Ayrıca, kıdemli bilim insanlarının yalnızca geçmişte birlikte çalıştıkları kişilerle iş birliği yapmayı tercih etmesinin yüksek etki faktörüne sahip dergilerde yayın yapma performanslarını olumsuz etkilemesi de (sh.120), kıdemli bilim insanlarını yeni işbirliklerine açık hale getirmektedir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Ekip çalışmalarının etkilerini bilimsel makalelere dayalı inceleyen bir çalışma, ekiplerde yüksek sirkülasyon olduğuna, yani işbirliklerinin büyük oranının (%60-%80) geçici işbirliklerinden, bir başka deyişle zayıf bağlardan oluştuklarını göstermektedir (sh.121). Çok uzun soluklu işbirliklerinin, yani süper bağların oranı çok düşük olmasına rağmen aynı çalışma süper bağların hem üretkenlikte hem de atıf sayısında istikrarlı bir biçimde çok önemli katkı sağladığını ortaya koymaktadır (sh.122). Yazarlar bu bağlamda her biri 500’den fazla makale yayımlamış, Nobel Ödülü ve Ulusal Bilim Madalyası da dâhil olmak üzere çok sayıda prestijli ödül kazanmış olan Teksas Üniversitesi Southwestern Tıp Fakültesi’nden Michael S. Brown ve Joseph L. Goldstein’in kariyerlerinde sahip oldukları süper bağı örnek olarak vermektedir (sh.122). Her iki bilim insanı makalelerinin %95’ini birlikte yazmışlardır. Dolayısıyla, başarılı bilim insanları kariyerlerinde küçük bir ağda kalıcı işbirliklerini korur ve sürdürürken geçici de olsa ve sürekli değişse de farklı kurum ve ülkelerden işbirliklerine açık durmakta, böylece içe kapanıklığın da önüne geçmektedir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Diğer taraftan büyük ekip çalışmalarının mevcut sorunları çözerek bilimsel bilginin geliştirilmesine daha fazla katkı yapma, küçük ekip çalışmalarının ise çığır açıcı, yani mevcut birikimi bozucu, paradigmayı yıkıcı ve dolayısıyla dönüştürücü katkı yapma eğilimine sahip oldukları görülmektedir (sh.130). Bu nedenle büyük ekip çalışmaları hızla tanınır ve kısa sürede daha fazla atıf alırken, küçük takımların bu bağlamda çalışmaları daha geç tanınmakta, ancak uzun vadede daha kalıcı etki yapabilmektedir (sh.131). Bir başka deyişle küçük ekipler bilimsel alanda yeni alanlar açarak dönüşümün öncüleri olmaktadır. Büyük ekipler ise bu öncü çalışmalarla açılmış ve tanınmış alanın gelişimine katkı vermektedir.  Bilimsel alanlarda hem bilginin geliştirilmesine hem de dönüştürülmesine ihtiyaç olduğu için sağlıklı bilimsel ekosistem ve gelişim için her iki takım çalışmasına da ihtiyaç duyulduğu açıktır.