Doğru zaman diye bir şey var

9 Ağustos 2026

Kim ne derse desin, fikrimi öğrenmeden içi rahat etmeyen bir okur kitlem var. Terörsüz Türkiye sürecinin geldiği noktayı nasıl okuduğumu merak ediyorlar.

Lafı dolandırmadan cevap veriyorum: Terörsüz Türkiye hedefi için girişilen her çaba desteklenmelidir. Türkiye, terör kıskacından çıkmalıdır. 2013 deneyiminden hareketle “yine başarısız olursa” kaygısıyla, başarılı olma olasılığını görmezden gelme lüksümüz yok.

Milli meselelere, “milli çıkar” odaklı bakmamız gerekiyor. Aynı gemide, aynı fırtınalı denizde gemiyi zora sokacak şey, güvertede kargaşa çıkmasıdır.

Büyük sorunların çözümünde deneyim, zamanlama, adlandırma, planlama, süreç yönetimi hassasiyet ister. Tüm bu aşamalar özünde, zorlu, girift bir iletişim yönetimidir.

Devlet kurumları geçmiş girişimlerden, özellikle 2013’ten büyük deneyim elde ettiler.

Victor Hugo’ya atfedilen “Zamanı gelmiş fikir kadar güçlü bir şey yoktur” sözünü hatırlayalım.

Kaos

Yazının Devamı

Bağlamsız hayat ve siyaset

2 Ağustos 2026

Daha önce yazdım, bağlaçlar sadece dil bilgisi konusu değildir. Arasına girdikleri sözcüklerle, cümlenin anlamını değiştirirler. “Ve”, “ile”, “ya da”, “ama” ile anlam bölünür, birleşir, tersine çevrilir, zıtlaşır. “Bağlamak” önemlidir. Zira anlamın üretimi önceye, sonraya, çevreye, ilişkiye, yani bağlama gerek duyar. “Anlam”ı, bağlam belirler.

Tarih, olayları bağlamsal anlatır. Edebiyat, bağlamları kurgular. İdeoloji, bağlam çerçevesi sunar. Akıl, “neden” sorusunu takip ederek bağlamı kurabilirse anlamayı sağlar. Zira, nedensiz hiçbir şey olmaz.

Bu bilgiyi aklınızda tutun.

Dijital ortam, özellikle sosyal medya, bağlamsız ortamlardır. Böylece kolaylık ve hız sağlanır. İnsanı “o an”da tutar. O paylaşım, o duygu. Öncesiz. Sonrasız. Bu gerçeğe alıştık. Üzerine, üretimsiz politika ve kaotik dış dünya eklenince sorun başlıyor.

Bağlamsız ortam düşünmeyi zorlaştırır, savrulma dediğimiz şey böyle ortaya çıkar. CHP’den kopuşu bu

Yazının Devamı

“Yeni Parti” açmak

26 Temmuz 2026

Başlıkta neden “kurmak” yerine “açmak” fiilini tercih ettiğimi tahmin etmiş olmalısınız, konuyu açacağım.

21. Yüzyıl ve “postmodern çağ”ın, sıkça altını çizdiğim beş niteliğini hatırlayalım;

Bir: Duyguları, aklın önünde tutmak,

İki: “Gösteri”yi, gerçeğin yerine koymak,

Üç: Farklılıkları öne çıkarıp benzerlikleri gözden uzak tutmak,

Dört: Parçalanma ve bölünmeyi teşvik ederek, birleşme ve bütünleşmeye engel olmak,

Beş: “Yankı odaları”nı (kendine benzer sesleri) genel geçer saymak.

CHP’den ayrılarak kurulan “Yeni Parti”yi, kişilerden bağımsız olarak bu niteliklerden değerlendirince, olanın politik bir çıkış mı, postmodern bir tasarım mı olduğu netleşir. Türkiye’de, ana gövdeden ayrılarak kurulan siyasi parti sayısı hayli fazladır. Bu partilere hangi başarı kriterinden bakılacağı ise tartışmalı. Kriter çok; İlk seçimlerde barajı aşmak, grup kuracak sayıda milletvekili çıkarmak, siyasi partilerin temel hedefi olan iktidara gelmeyi başarmak.

Yazının Devamı

Haluk Levent’ten ne öğrendik?

19 Temmuz 2026

NATO kazasız belasız atlatılmış, gönül yayları gevşemiş, ruhlar ağaç gölgesine uzanmış sıcak yaz günlerinde insan, başka şeyler yazmak istiyor. Bugün, sevdiği adam kırmızı giymiş bir kadını güzel buldu diye, kırmızıdan başka renk giymez olan Sultan’ı yazmak vardı aklımda.

Ve fakat, bir kuzey ülkesinde yaşamayınca. Olaydan olaya sürüklenince. Sıkıcı bir güne uyanıp “ne sıkıcı bir gün” deme lüksünüz de olamıyor.

“Bana güvenmeyin, hemen satarım hepinizi” diyen Haluk Levent’in “güvenilmez” olduğunu öğrenince şaşıran insanların yaşadığı bir ülke, komedi filmine konu olsa, “senarist abartmış” der geçeriz.

Kötü durumlar öğreticidir. “Artık öyle yapmayalım”, “Her söylenene kanmayalım” dedirtir. Bizde öyle olmaz. Güya en akıllı olduklarını iddia eden “beyaz Türkler”imizin yakın tarihi, hayal kırıklıkları silsilesidir; Kılıçdaroğlu “baharı getirecek dede”ydi ve Ahbap’lar devletin yerini tutabilirdi.

Hiçbir şey bilmeyene

Yazının Devamı

Arkasından bakınca...

12 Temmuz 2026

NATO-Ankara zirvesinin telaşı arasında bazı ayrıntıları hafıza not ediyor. Sonrasında önünüze koyuyor. Tıpkı uğurladığımız birinin arkasından bakarken yaşadığımız anları hatırlamak gibi.

Dürüst olalım, hemen herkesin zirve sırasında bir aksaklık çıkar endişesi vardı. Zirve bitti, aksaklık çıkmadığı gibi, güvenlikten ağırlamaya mükemmel bir iş çıkarıldı. NATO’yu, Hükümeti eleştirebilirsiniz ancak iyi işin hakkını teslim etmek gerekir. Emeği geçen herkesin eline, aklına sağlık.

Notlarıma gelince;

Zirvede medya, özellikle yeni medya merkeze alınmıştı. Yüksek takipçisi olan sosyal medya kişileri davet edilmişti. Liderler kadar iyi ağırlanmış oldukları, memnuniyet paylaşımlarından belliydi. Bütçesi ne kadardı bilmiyorum ama karşılığı alınmış oldu.

Nobranlıkta üst seviye Trump’ın ülkemizde, temkinli bir kişiye dönüşmesi sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sevmesiyle açıklanamaz. Trump’ın Türkiye’ye karşı olumlu tutumu, özellikle Çin’den ne kadar çekindiğinin de kanıtı. Türkiye’nin 360 derece dış

Yazının Devamı

NATO’da güçlüler ve gölgeler…

9 Temmuz 2026

Her tür örgütte üyeler etki ve imaj olarak iki gruba ayrılır; Güçlüler ve gölgeler. Güçlüler ön plandadır, karar mekanizmalarında söz sahibidir, belirleyici ve önceliklidir. Gölgeler ise, vardırlar ama yokturlar.

NATO Ankara zirvesinde bu fark net olarak imajlara yansıdı. Türkiye, sadece askeri güç olarak değil, küresel meselelerde kapsadığı alan olarak da güçlüler arasında net olarak öne çıktı.

NATO-Ankara Zirvesi’nin iletişimini organizasyon ve içerik/ mesaj olarak ayırmak gerek.

Uluslararası zirvelerde organizasyon, “güvenliği sağlama”, “ağırlamalar” ve “toplantılar” başlıklarında değerlendirilir. Hepsinin bir havuzda tutulmasını sağlayan “koordinasyon” önemlidir. Türkiye bu çerçevede büyük bir başarıya imza attı.

Küresel gerilimin en yoğun olduğu günlerde, en sıcak bölgenin yakınında 40’ın üzerinde liderin güvenliğini sağlamak içerikten çok daha önemlidir. Liderlerin ve heyetlerin Türkiye sınırları

Yazının Devamı

Kafalar karışık, gündem zorlu

5 Temmuz 2026

Değişime uyum sağlayamayan yapılar ya yok olurlar ya da işlev değiştirirler.-

Bu bilgi, “Örgüt Sosyolojisi” dersinin en basit cümlesidir. NATO tarihinin en önemli toplantısı olacağı belirtilen zirveye Ankara bürokrasisiyle, esnafıyla hazır.

Zirvenin önemi sadece zaman ve mekân bağlamından kaynaklanmıyor elbette. Bir dönüşüm zirvesi olmasının kaçınılmazlığı ortada. Gündem “Lahey’de alınan kararlar”, “Ukrayna” ve “ABD ile ilişkiler” gibi görünse de, asıl konu NATO’nun dönüşümü olacaktır. Yoksa “eşik” olarak tanımlanmazdı.

22 yıl önce İstanbul’daki zirveden, bugünkü Ankara zirvesine geçen süreçte,küresel ölçekte ezberleri bozacak değişimler yaşandı. İlişkiler, ülkeler, kavramlar, bakış açıları bambaşkalaştı. Yapay zekâ, savaş teknolojisinden algı yönetimine yepyeni bir ortam yarattı. İran Savaşı’nda somut olarak görüldü ki, NATO da değişimden etkilendi.

İstanbul’daki zirvede roller, tehditler, sınırlar belirliydi.

Yazının Devamı

Duygulara teslimiz

28 Haziran 2026

Bu köşedeki yazılarımın büyük kısmını, 21. Yüzyılı anlama çabaları oluşturuyor. Çünkü katı olan, sınırları belirli olan, sabit olan, gerçek olan ne varsa yok olduğu, sorgulandığı; değişken olan, kişisel olan, şüpheli olanın var olduğu yeni bir zaman kırılmasına tanıklık ediyoruz.

Aslında dünya, insanlık tarihinin binlerce yılında ilk kez, boyut değiştiriyor. Belki bir kez de yazının bulunuşunda yaşanmıştı bu boyut değişimi. Konu uzun, girmeyeyim.

Katı her şeyin, mesela kurumların, ilkelerin, etik değerlerin aşındığını, tartışmaya açıldığını Berman  açıklarken, sıvılaşan her şeyin ilgi gördüğünü,“akışkanlık” kavramıyla Bauman anlatıyor.

Akışkanlık ve değişkenlik birbirinden beslenen iki büyük kolondan ilerliyor:

“Duygusal dönüşümler” ve “dijital teknoloji”.

Duygusal dönüşüm, bir duygudan diğerine geçişin ötesinde “duygulanma”dan“duygulanım”a geçiş olarak yaşanıyor. “Duygulanma” zamanı, mekânı olan bir durumken, “duygulanım” akışta, duygudan

Yazının Devamı