Kemirgen arsızlık

16 Kasım 2025

Kemirgenler ön dişleriyle kemirerek beslendikleri için, birçok farklı türde yiyecek tüketebilirler. Çok hızlı çoğalırlar. Vücut yapıları esnektir. İnsan yaşamına zararları saymakla bitmez; Hastalık yayarlar. Bulundukları ortamı fiziksel olarak tahrip ederler. İnsan psikolojisini bozarlar.

Merak etmeyin, zooloji dünyasına merak sarmadım. Bu bilgileri, yaşadığımız dünyanın geniş bir kesitinde olup bitenleri açıklamak için bir tür modelleme olarak sıraladım.

“Aşk Yüzyılı Bitti”de (2013), sosyal medyayı “(a)sosyal” medya olarak değerlendirerek nedenlerini açıklamıştım. “Sosyal” kavramı dijital ortamı ilgi çekici, olumlu kılma ifadesidir. Gücünü, tam tersine, insanın asosyalliğinden alır. “Sosyal medya”nın, “sosyal”i sadece illüzyondur.

“Sosyal”in iki bildik anlamı var: “Topluma uygun, toplumu gözeten” ve “Dostluk ve yoldaşlık eden, cana yakın.” Sosyal medya ikinci tanımı vaat eder görünerek ilk, asıl tanımı reddeder. İnsana odaklanır, onu gösteri malzemesi

Yazının Devamı

Her gün yeniden

9 Kasım 2025

Yarın 10 Kasım. Kafamda sayısız cümleler. Atamızın aramızdan ayrılışıyla annemin gidişi arasında sadece üç gün var, Kasım ayını hiç sevmem o yüzden.

2018’in 10 Kasım’ında, annem hastanede son günlerini yaşarken şöyle yazmışım:

“Annem uyuyor. Biz biliyoruz ki artık uyanmayacak. Gidecek. Son aylarında zihnindeki resimler de tek tek silinmişti zaten. Bildiği tüm yüzler silindi gitti. Giderek azaldı sevdiklerine dair aklındaki tüm resimler.

Bir tek Atatürk’ü hiç unutmadı.

Fotoğraflar gösteriyorduk hatırlasın diye. İşe yaramıyordu. Ama. Ata’nın fotoğrafını gösterince hemen adını söylüyordu:

‘Atatürk.’

Annem herkesi unuttu. Bizi unuttu. O’nu unutmadı.”

(Bu yazıyı yazdığım 10 Kasım’dan üç gün sonra annemi kaybetmiştik.)

Yazının Devamı

Kime güveneceğiz?

2 Kasım 2025

21. Yüzyılın en büyük ve elbette en önemli sorusunu başlığa yazdım. Bazen görünen, çoğunlukla da görünmeyen biçimde dünyadan yükselen soru bu: Kime güveneceğiz?

Küresel krizler yeryüzünü alt üst ederken, dünyanın her yerinde insanlar ayaklarının altındaki buz tabakasının sürekli inceldiğini hissedercesine kaygıyla yaşıyor. “Buz kırılacak ve elimi kimse tutmazsa suya gömüleceğim” endişesiyle, elini uzatacağına inandığı insanları arıyor.

Bu ruh hali, kamuoyu araştırmalarında doğrudan karşımıza çıkmaz. İnsan, korktuğunu belli etmenin zayıflık olduğuna inanır. Önemli bilgi şu, insanı yöneten, küresel sistemi sürdüren iki büyük duygu kümesi var: Korkular ve hazlar.

Beynimizde duygular dünyasını düzenleyen “limbik sistem”, en karmaşık ve filogenetik (evrimsel ilişkiler açısından) olarak en eski kısmıdır. Beynin diğer kısımları daha sonra geliştiği için, limbik işlem en derinde kalır. Çekirdek gibi.

Korku ve haz, canlı türü olarak insanın hayatta kalma ve

Yazının Devamı

Sosyal medyatik siyaset

26 Ekim 2025

Öğrencim derste anlatıyor, söylediği şeylerden o kadar emin konuşuyor ki, sormadan edemiyorum, “Bunları hangi kaynaktan okudun?” “Sosyal medyadan” diyor.

Her dersin başında, geçen hafta en dikkatlerini çeken konu neyse onu getirmelerini istiyorum, bir sınırlama yapmıyorum. Algılarını kendileri dışındaki dünyaya açma yöntemlerimden biri bu. Performansları iyi. Çalışkanlar. Söz alıyorlar. Tartışmaya katılıyorlar. Bir hoca, daha ne isteyebilir ki? Ve fakat haber, konu, dikkat referansları sosyal medya. Bu sorunu aşmak, hocalar için hayli zor.

Geçen hafta. Yazımın başındaki öğrencimin sosyal medyadan ders gündemine taşıdığı konunun eksik kalan yanlarını anlatıyorum. “Kızacağınızı tahmin ettim” diyor. Halbuki kızmıyorum, aksine, tartışmaya açtıkları konuların doğru olması gerekmiyor. Sorun, kaynağın sosyal medya olması, daha büyük sorun ise sosyal medya içeriğinin gerçek olduğunun sanılması.

Oysa onlar da biliyor, sosyal medyanın gerçeği, gerçeklikten uzaklaştırmaktan beslenen bir ortam olduğunu. Kurgunun gerçeği yamulttuğunu

Yazının Devamı

Sadece bir “ada” değil

19 Ekim 2025

Tam yarım asır önce. Televizyon az sayıda evde vardı. Siyah beyaz.

Mezalimin bin bir türlüsünün haberleri doluyordu evlere radyodan. Babam anlatırdı, “Ne zaman Mehmetçik kanatlarını açarak atladı uçaklardan, sanki bizi kurtarmışlar gibi sevindik.” Nasıl sevinilmesin, Kıbrıs’ta evler basılıyor, insanlar kaçırılıyor, çocuklar masum alınlarından vuruluyordu. Ocaklar sönüyor, katliamların sonu gelmiyor, barış görüşmelerinden barış bir türlü çıkmıyordu.

Birkaç ay önce Lefkoşa’da, Atatürk Öğretmen Akademisi’nin kapısından konferans için girdiğimde gördüğüm “Şehit öğretmenlerimiz” köşesindeki onlarca fotoğraf hep aklımda. Orada öylece dururken, Binbaşı Nihat’ı düşündüm. Eşi Mürüvet’le birlikte oğulları Murat, Kutsi ve kundaktaki minik Hakan’ın küvette, kan gölünde birbirine sarılmış bedenlerini gördüğünde zamanın durduğunu… “Barış Harekâtı”nda şehit olan Onbaşı Osman’ın cebinden çıkan

Yazının Devamı

Gürültülü ama sessiz

12 Ekim 2025

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: İletişimin en zor ama getirisi en yüksek olan konusu, sessizliği yönetme işidir. “Sessizliği okumak” ise ciltlerce kitaplık alan.

“Siyasal İmajlar” lisans üstü dersinde öğrencilerle, tarihin en ağır insanlık suçlarından olan Gazze soykırımı karşısında, Türkiye’deki solun (bu kavramsal saptama bile tartışmaya açık) ve kültür- sanat camiasının sessizliğini masaya yatırdık. Zira “Avrupa solu”, İspanya’da Sosyalist İşçi Partisi’nin kararlılıkla, İtalya’da en büyük işçi sendikasının greve giderek (CGIL), Paris’ten Londra’ya pek çok kentte üniversiteli gençler sokaklara dökülerek, sanatçılar açıkça tavır alarak İsrail’e karşı güçlü bir “direniş” sergilerken, Türkiye’de birkaç cılız ses dışında solun sessizliğe bürünmesi, düşündürücü.

Aynı biçimde, popülizmin gösterişli gürültüsünde eriyip giden kültür-sanat

Yazının Devamı

Kalbimizdeki liman

5 Ekim 2025

Liman var mı sığınılabilecek? Fırtınalı denizden korunabilecek? Yoksa sadece zihnimizdeki bir yanılsama mı o liman? Dünyanın her yerinde, neredeyse herkesin, gittikçe karmaşıklaşan küresel sistem karşısında, kafasında taşıdığı soru bu. İşte o yüzden, dünyanın her yerinden herkes, bedenen olmasa bile kalben, Smuud filosunun teknelerine akın akın doluştu. Sadece o cesur 497 kişi değil, milyonlarca insan o teknelere tutundu. Herkes, Filistinli çocukların kurtuluşuna bağlamıştı, insanlığın da kurtuluşunu.

Brezilyalı Avila’nın, teknenin telsiz mikrofonundan kararlı seslenişinin dalga dalga yayılması da ondandı:

“İsrail’in Gazze’deki Filistin halkına karşı uyguladığı yasa dışı kuşatmayı kırmak ve insani bir koridor oluşturmak için şiddet içermeyen bir dayanışma misyonu olduğumuzu bildiririz.

Biz sadece gıda yardımı taşıyoruz, su filtresi taşıyoruz, koltuk değneği taşıyoruz, açlıktan öldürdüğünüz insanlar için bebek maması taşıyoruz. (…) Biz uluslararası sulardayız ki bu, sizin yetki alanınızda değil. Filistin topraklarına doğru ilerliyoruz.”

Smuud filosunun

Yazının Devamı

‘Ben sürgündeyken…’

28 Eylül 2025

Sizi bilemem ama ben, Trump - Erdoğan görüşmesini, kapıdaki ilk saniyesinden, makam aracının Beyaz Saray’dan ayrılışına, hatta demir kapıdan çıkışına kadar yüreğim ağzımda izledim. (“Yüreği ağzında olmak” güzel deyim.) Evet, taa ki demir kapıdan çıkışa kadar. Zira Trump bu, bir anda arkadan koşup sinir bozucu bir şey yapabilme potansiyeline sahip.

Diplomasi kurallarını hiçe sayan, devlet başkanlarını rencide eden, sıraya dizen biri söz konusuysa, tüm olasılıklar mümkündür. Hele bir de karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi cevap vermekte geri durmayan biri varsa, kıyamet kopabilirdi.

Ama öyle olmadı. Aksine, Trump hiç görmediğimiz kadar olgun, dengeli, sakindi. Dahası, “bilmiyorum, öğreneceğim” diyecek kadar mütevazı bir tavır sergiledi.

Elbette, Türkiye’nin riske edilemeyecek, ikamesi mümkün olmayan önemini bildiği için yaptı bunu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karakterini de biliyordu. Trump’ın, karşısında ciddiye alınabilecek kişiler istediğini, çok geçmişteki televizyon yarışmasındaki jüriliğinden

Yazının Devamı