Sizi bilemem ama ben, Trump - Erdoğan görüşmesini, kapıdaki ilk saniyesinden, makam aracının Beyaz Saray’dan ayrılışına, hatta demir kapıdan çıkışına kadar yüreğim ağzımda izledim. (“Yüreği ağzında olmak” güzel deyim.) Evet, taa ki demir kapıdan çıkışa kadar. Zira Trump bu, bir anda arkadan koşup sinir bozucu bir şey yapabilme potansiyeline sahip.
Diplomasi kurallarını hiçe sayan, devlet başkanlarını rencide eden, sıraya dizen biri söz konusuysa, tüm olasılıklar mümkündür. Hele bir de karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi cevap vermekte geri durmayan biri varsa, kıyamet kopabilirdi.
Ama öyle olmadı. Aksine, Trump hiç görmediğimiz kadar olgun, dengeli, sakindi. Dahası, “bilmiyorum, öğreneceğim” diyecek kadar mütevazı bir tavır sergiledi.
Elbette, Türkiye’nin riske edilemeyecek, ikamesi mümkün olmayan önemini bildiği için yaptı bunu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karakterini de biliyordu. Trump’ın, karşısında ciddiye alınabilecek kişiler istediğini, çok geçmişteki televizyon yarışmasındaki jüriliğinden
“Bu topraklarda yaşamak için nedenler var, / Bu toprak, toprakların anası / Başlangıçların anavatanı, bütün sonların anavatanı / Filistin olarak biliniyordu, / Sonsuza dek Filistin olarak bilinecek.”
İngiliz aktör Benedict Cumberbatch, Londra’da, “Filistin İçin Birlikte” organizasyonunda, sürgünde ölen Filistinli şair Mahmud Derviş’in yukarıdaki şiirini okudu. Her dizesi, kalabalıktan yükselen seslerle kesildi. Sanki herkes, konforlu Londra’dan değil de Gazze’nin göbeğinden haykırıyor gibiydi.
“Toprağım, vatanım, sen yaşamak için bir sebepsin” dizesine geldiğinde, sanki bir yumruk oturdu yüreğimize. Yaşama sebebi “vatanı”, dünyanın gözleri önünde çoluğun çocuğun öldürülme sebebi olmuştu, nasıl bir ters yüzse…
Derviş’in “Ben oradan geliyorum, anılarım var. / Doğdum, herkes gibi doğdum. / Bir annem var. / Ve bir evim var çok pencereli. / Kardeşlerim var, dostlarım var” dizeleriyle “herkes gibi”likleri vurgulanan Gazze’lilerin,
Geçen hafta CHP’nin iki büyük sorunundan ilkini yazdım. “Halkın iktidarını gerçekleştirme davası” için kurulduğu halde, “kişilerin iktidarını gerçekleştirme” odaklı yapıya dönüşmesi temel sorun.
İkinci büyük sorunu ise; Önce kendisiyle, sonra toplumla ilişkisinde ve iletişiminde yaptığı hatalar. Her tür örgütte, iletişimin sağlıklı olmaması körleşmeye, tıkanıklığa, tekrara ve bozulmaya neden olur. Her yeni karar, krizleri daha da büyütmeye yol açar. Hatalar, yeni hataları getirir.
Oysa kriz durumunda sağlıklı iletişimin üç temel hedefi olur;
Bir, krizin zararlarını azaltarak etkisinin yayılmasını önlemek,
İki, krizi faydaya çevirmek,
Üç, krizi bitirmek.
Bu hedeflerin gerçekleşebilmesi için de yönetimin sakin, özgüvenli ve örgütsel hedef odaklı bir anlayışa sahip olması gerekir. Ne yazık ki “krizler yüzyılı”nda, CHP’den başlayarak pek çok kurum ve ülkede, çağın gereklerine göre iletişim yönetimini güncellemekte zorlanılıyor.
CHP, k&
Bir yılda ikinci kez olağanüstü kongre kararı alan CHP’nin, ilk kongresinin tarihini biliyor musunuz? Doğal olarak 1923 sonrası bir tarih düşünürsünüz. Öyle değildir. Sivas Kongresi ilk kongre kabul edilir ve tarihi CHP’nin kuruluşundan 4 yıl öncedir.
Sivas’ta alınan kararların, önce TBMM’nin, sonra Kurtuluş Savaşı sürecinin ve nihayetinde cumhuriyetin karakter ve kimliğini belirleyen kararlar olduğunu hatırlamakta yarar var. Bugün kaostan kaosa sürüklenen CHP’nin temel sorunu, bu gerçeği unutmasından kaynaklanıyor.
Ahmet Taner Kışlalı Hoca Nisan 1999’daki köşe yazısında soruyor: “CHP nasıl kurtulur?” Tam da CHP’nin kuruluş yıldönümü haftasında, parti programı çalıştayında yeni yol haritası belirlenirken, yine olağanüstü kurultay kararı alınmışken Kışlalı Hocamın o yazısı önem kazanıyor.
“Siyaset Bilimi” derslerini kendisinden almış olmaktan gurur duyduğum Kışlalı Hoca yazısında iki yol öneriyor; Birinci yol, o sırada DSP genel başkanı olan Ecevit’in CHP’ye geri dönmesi, ikinci
ABD Başkanı Trump’ın “Savunma Bakanlığı’nın adını Savaş Bakanlığı yapabiliriz” demesi, mantıken doğru dünya için yanlış oldu. Zira, ABD’nin savaş finansmanı olmasa, dünyanın barış içinde yaşama olasılığı, kuşkusuz yükselirdi.
Türkiye’nin “savaş” ve “savunma” kavramlarıyla ilişkisine gelince. Altı cümleyle özetleyeyim, Türkiye Cumhuriyeti;
Bir, karakterini Mustafa Kemal’den alır, O’nun şu sözünü rehber edinmiştir: “Vatan savunması söz konusu olmadıkça, savaş cinayettir.”
İki, son yıllarda sıkça tekrarlandığı gibi, daima tarihin doğru tarafında durmaya özen gösterir.
Üç, vatanı savunmak zorunda kalmadıkça hiçbir savaşa girmez. Tek istisnası, mazlumların duyduğu ihtiyaçtır.
Dört, hiçbir ülkeye saldırmaz, kendisine saldırıldığında da bedelini ödetir.
Beş, sivil halkı her tür saldırı, savaş koşulunda korur, gözetir.
Altı, savaşmayı sevmez, savaşmak zorunda kalırsa da kazanmadan eve dönmez. Onuru Mustafa Kemal’in silah arkadaşı Reşat Paşa’d
Özgüven sorunu olan insanlar ürkektirler. Büzülerek otururlar. Kendilerini taşıyacak birilerine ihtiyaç duyarlar. Net konuşmazlar. Alacakları tepkiden korkarlar. Risk alamazlar. Depresiftirler.
Özgüvensizliğe dair bu belirtilerin neredeyse tamamını, son dönemde Avrupalı liderlerde görüyorduk. Trump’ın karşısına dizilişlerinin fotoğrafında somutlanmış oldu. Bir tek Trump’ın, western film şerifi gibi ayağını masaya uzatması eksikti. The Guardian’ın, “dilenci yalakalar” benzetmesi işin özetiydi.
Dünya kamuoyunun zihnindeki “özgüvenli Batı” algısını alaşağı eden, sadece bu fotoğraf değildi. Daha çarpıcı olan, bekleme salonunda, mülakat sınavına girecek öğrencilerin stresine benzer bir ruh halini gözler önüne seren fotoğraftı. (Nedense) kasvetli bir atmosferde, yüzlerdeki endişeyle sehpa etrafına toplanmış, yenik bir görüntünün zihinlerdeki etkisi daha güçlüydü.
Trump’ın kapısında, sandalyelere dizilmiş bekleyen liderlerin diğer görseli ise, yapay zekâ
ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, Labrador cinsi köpekler ısırma olaylarında ikinci sırada. Kaslı yapıları, güçlü görüntüleri nedeniyle korkutma oranları hayli yüksek. 2007’de. Soçi’de. Almanya Başbakanı Merkel koltukta korkudan büzülmüş oturuyor. Gözleri dibine kadar yaklaşmış olan siyah Labradorda.
O fotoğrafı unutmak mümkün değil. Putin, yüzündeki gülümsemeyi gizlemeksizin Merkel’in tedirgin halini süzüyor. Dünya günlerce, Merkel’le görüşmesine, Labrador cinsi köpeğiyle gelen Putin’in, ne mesaj vermek istediğini tartışmıştı. Merkel anılarında, “Putin’in bu güç gösterisinden rahatsız olduğunu” yazdı.
Semboller üzerinden kurulan iletişim, insanlık tarihinin iletişimdeki ilk evresi. Ortak anlamlar yüklenen semboller ise iletişimde uzlaşının önkoşulu. Örneğin, elin ikinci parmağının bir noktaya doğru uzanmasının, dünyanın her yerinde “bir şeyi işaret” anlamına gelmesi gibi. Basit bilgi. İşaret edilenin anlamını ise bilgi,
Dünyanın tüm büyük şehirlerinde insanlar sokaklarda. Meydanları dolduruyorlar. Tepki verilmedik konser, ödül töreni kalmıyor. Konuyu görüşmeyen parlamento neredeyse yok.
O sırada çocuklar öldürülmeye devam ediyor. UNICEF’e göre ölen çocuk sayısı 50 binden fazla. Çoğu göğsünden vurulmuş, yani çocuk gözlerine baka baka öldürmüşler.
İtalya’da, Fransa’da, İngiltere’de, Danimarka’da, İsveç’te, İsviçre’de protestolar insan denizi. Bayraklar, kefiyeler sallanıyor. Sosyal medyada paylaşım rekorları kırılıyor.
O sırada Gazze’de, kendi açlığını unutmuş anneler, sadece kemikten ibaret bebelerine kurumuş deri memesini emdirmeye çalışıyorlar. Bebeklerin ağzına süt yerine kan doluyor.
İspanya’da milyonlar sokağa dökülmüş, ses yükseltiyorlar. Kürsüdekiler öyle güzel konuşuyor ki göstericiler çığlıklarla eşlik ediyor. Tüyleri diken diken eden görüntüler. Milyonlarca beğeni yağıyor!
O sırada Gazze’de, 12 km