Psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi görme nedir, ne değildir?

3 Nisan 2021

Son yıllarda iletişim araçlarının çeşitlenmesi, basın-yayın organlarının da katkısıyla, ruh sağlığı ve hastalıkları konusu toplumun her dönem gündemde olmaya devam ediyor. Bazı psikiyatrik hastalıkların özel günleri ve haftalar olması, o günlerde hastalıkların enine boyuna konuşulup tartışılması,  toplumsal farkındalık seviyesini yükseltiyor ve vakit kaybetmeden tıbbi destek alınmasını sağlıyor.

Toplumun psikiyatrik hastalıklara bakışı geçtiğimiz dönemlere göre olumlu yönde gelişme gösterse de, bir konu var ki halen bireyleri ürkütüyor. O da ‘psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi alma’ konusu.

Öyle ki aile bireyleri içlerinden birinin hastalık tablosunun ne kadar tehlikeli boyuta ulaştığını görmekten ve kabullenmekten bile kaçınıyorlar. Örneğin, şüpheleri nedeniyle evin içine dinleme cihazı ve kamera yerleştirmiş, eşini sürekli “Sen şununla/bununla ilişki kuruyorsun” diye suçlayan, eşine şiddet uygulayan, eşi bu yüzden evi terk etmiş olan bir hastanın yakınları bile, durumun ne kadar ciddi olduğunu anlamaktan uzak, tabloyu basitleştirerek anlatıyor, kişinin hastanede yatırılarak tedavi alması önerisine sıcak bakmayabiliyorlar. Maalesef sorunu görmezden gelmek hastanın da ailenin de hiçbir işine yaramıyor, yalnızca daha çok büyümesine neden oluyor.

İnsanların psikiyatri kliniklerine yatmak istemeyişinin altında, çeşitli toplumsal ve bireysel etmenleri sayabiliriz:

-Bazı olgularda hasta ve/veya ailesi, içinde bulunduğu toplumdan dışlanma kaygısını çok yoğun yaşar ve mutlak gerektiği halde yatarak tedaviyi reddeder. Bu tercihin gerisinde, “psikiyatrik hasta” olarak etiketlenme korkusu vardır.

-Bazı olgularda da, bireysel etmenler, örneğin kişilik özellikleri ya da hastalığa bağlı muhakeme kusuru kişinin hastaneye yatmayı reddetmesine yol açabilir.

-Aile bireyleri çocuğunun/ebeveyninin/eşinin klinikte yatarak tedavi sonrasında kendisine kızmasından, ilişkilerinin bozulmasından korkabilir

-Aile bireylerinden birinin “psikiyatri kliniğinde yattığını eşe-dosta nasıl söyleyeceğiz?”

Yazının devamı...

Şiddete uğrayan kadına destek

8 Mart 2021

Cinsiyet temelli – kadına yönelik – şiddet, ne yazık ki pek çok toplumda sıcaklığını hiç yitirmeyen bir gündem maddesi, toplumların kanayan yarası. Maalesef olguların çok büyük bir kısmında, fail kadının tanıdığı hatta ailesinden bir kişidir.

Şiddete uğramak, özellikle de tanıdık bir kişi tarafından olmuşsa, bireyi çok ağır şekilde travmatize eden bir yaşantıdır. Eğer erken dönemden itibaren kadın ihtiyacı olan desteği alamazsa, bazı psikolojik sorunların gelişmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu olumsuz etkiler kadının yaşına, şiddeti uygulayanın kimliğine, şiddetin niteliğine, kadının vücudunda yaralanma, kadın için yaşamsal risk oluşturup oluşturmadığına bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Kadının yaşının genç olması, lise altı eğitim düzeyi, düşük gelir düzeyi, sosyal desteğinin zayıf olması, yaralanmış olması, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmak, başka bir psikiyatrik hastalığın varlığı, yaşanan şiddet sonrasında ağır psikolojik sorunların gelişmesi için risk etmenleridir.

OLAYIN DUYULDUĞU İLK ANDA VE İLERLEYEN DÖNEMDE YAPILABİLECEKLER

İlk olarak kadının yanında olmak, ona destek olacağınızı ve bu kötü olayın etkilerinden kurtulması için elinizden geleni yapacağınızı ifade etmek, travmatize olmuş kadına iyi gelecektir.

Hemen olay yerinden uzaklaştırmak, tıbbi destek almasını sağlamak ilk adım olmalıdır. Tabi bu sırada

Adli süreci başlatmak, delillerin toplanması için yetkililerle işbirliği içinde olmak gerekecektir. Bu zorlu süreçte de kadını yalnız bırakmamak, her adımda desteğinizi göstermek, psikolojik sağlamlığını korumasında çok yardımcı olacaktır.

Zorunlu işlemler-adli sürecin ilk adımları tamamlandıktan sonra; kadına güvenli bir yer sağlamak, evinde kalacaksa yanında olmak, yalnız bırakmamak gerekir. Fiziksel ihtiyaçlarını gidermek, mümkünse uyumasını ve dinlenmesini sağlamak, bedenen toparlanmasına yardımcı olacaktır.

Olayı takip eden günlerde, ne olup bittiğini sakince konuşmak, şiddet olayının tekrar yaşanmaması için alması gereken önlemleri belirlemek ve yaşamsal düzenlemeler konusunda da kadına destek vermek, onun kendisini daha güçlü hissetmesini sağlayacaktır.

Yazının devamı...

Bipolar bozukluk yaşayan birine nasıl yaklaşılmalı?

1 Mart 2021

Manik depresif bozukluk olarak da bilinen bipolar bozukluk, tedavi edilmediği durumlarda bireyin yaşam kalitesini bozan, ciddi bir ruhsal hastalıktır. Bipolar bozukluk, kabaca maniden depresyona kadar uzanan, ruh halindeki ‘aşırı’ değişiklikler ile karakterizedir. Mani döneminde de, depresyon döneminde de kişinin riskli davranışlarda bulunmasına ve kendisine zarar vermesine sebep olan, yaşamın her alanına etki eden bir hastalıktır. Diğer insanlarla olan ilişkilere, maddi duruma, aile içi ilişkilere, iş hayatına, kariyer planlamalarına olumsuz etkileri olabilir.

Hastalığın ortaya çıkışında kanıtlanabilen bir neden yoktur ancak genetik geçiş önemli bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Bipolar bozukluk her yaşta ve her cinsiyette ortaya çıkabilir, kişilerin psikolojik yapıları, sosyokültürel, ekonomik durumları ile ilişkili değildir.

Beyindeki biyokimyasal düzensizlik bu kişileri duygusal ve fiziksel strese daha duyarlı hale getirir. Bu bozukluğa sahip olan kişilerde zaman zaman hezeyanlar da (büyüklük sanrısı, paranoid fikirler, zarar görme algısı, gerçeğe dayalı olmayan korkular) gözlemlenebilir.

Tedavi sürecine ailenin de dâhil edilmesi ile daha verimli sonuçlar alınabilmektedir. Çünkü hastalığın başlangıcı çoğu zaman hastanın kendisi tarafından fark edilemez, ancak yakın çevresi tarafından fark edilebilir.

Hasta Yakınlarının Dikkat Etmesi Gereken Noktalar

1-Hastalığın belirtilerini tanımak ve önlem almak

Depresif atak için dikkat edilmesi gereken belirtiler:

-Yorgunluk, bitkinlik, enerjisizlik

Yazının devamı...

Kovid-19'un yol açtığı psikolojik problemler

19 Ocak 2021

Her hastalık bizlere hem sağlığın önemini hatırlatır hem de ölüm gerçeği ile yüzleştirir. Kovid-19 pandemisi de birçok yönden bireysel ve toplumsal yaşamı, bazı kişilerde psikolojik sorunları tetikledi.

Anksiyete ve panik bozukluğu şikayetleri alevlendi

Kovid-19 pandemisi, insanlığı kitlesel olarak etkileyen ve ölüme yol açabilen bir hastalık oluşturması nedeniyle öncelikle bireylerde “hastalığa yakalanma, ağır hastalık geçirme, yoğun bakıma düşme, hastalığı daha riskli aile bireylerine bulaştırma” başta olmak üzere pek çok kaygılı ruh durumuna yol açtı. Bu kaygılar, alanda çalışan profesyonellerin beklediği gibi öncelikle altta yatan bir psikiyatrik sorunu olanları etkiledi. Geçmişte yaygın anksiyete bozukluğu ya da panik bozukluğu yaşamış kişilerde şikâyetlerde alevlenme görüldü. Yine mikroplar, kir, bulaşma, temizlikle ilgili takıntı hastalığı olanların bir kısmında takıntılı düşünce ve davranışlar artış gösterdiği için ilaç tedavileri gözden geçirildi, psikoterapiye yeniden ağırlık verilmesi gerekti.  

Sosyal yaşamı ve iş hayatını olumsuz etkiledi

Kovid-19 pandemisiyle beraber günlük yaşamda, sosyal ve mesleki alanlarda yeni düzenlemelere gidilmesinin de bireylerin ruh sağlığına olumsuz etkileri gözlendi. İşle ilgili düzenlemeler, iş kaybı, ücretlerde düşüş, evden çalışmaya geçilmesi, kişilerde kaçınılmaz bir şekilde geçim ve gelecek kaygısı oluşturdu. Tüm bu sorunlarla birlikte aynı evde günün tamamını birlikte geçirme zorunluluğu kişilerde depresyon, evlilik sorunları, öfke kontrol problemlerini açığa çıkardı. Derin bir mutsuzluk, ilgi ve istek kaybı, uyku bozukluğu, yeme sorunları, işine odaklanamama, düşük verimle çalışma, evde tartışmaların artması, evlilik ilişkisinde sorunların alevlenmesi klinik pratiğimizde ve telefonla destek hattı sürecinde danışmanlık verdiğimiz bireylerin en sık gündeme getirdikleri sorunlar oldu.

Hastalık ve ölüm korkusunu yalnız yaşadılar

Kendisi ya da ailesinden biri Kovid-19 hastalığı geçirenlerin durumu ayrı bir önem arz ediyor. Özellikle hastalığı ağır geçirenler, hastanede, yoğun bakım ünitesinde kalmış olanlar, yakını hastanede kalanlar, hastalık ve ölüm korkusunu sevdikleri yanlarında olmaksızın tek başına yaşamak zorunda kaldılar. Yakınları vefat edenler, uygulamalardaki değişiklikler nedeniyle cenaze ritüellerini yaşayamadılar. Tüm bu yaşantılar, kişilerin psikolojisinde sarsıcı etkiler oluşturdu.

Psikiyatrik hastalıklardaki artış devam edebilir

Yazının devamı...