Ruh sağlığını nasıl korursun?

8 Nisan 2021

Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdir.”* Bu söz sevdiğim ve ara sıra paylaştığım cümlelerdendir. Son haftalarda yaşamımdaki planların aksaması ile bu sözün kendini hatırlatmış olması bana durup düşünme fırsatı verdi. Planlar, beklentiler ile günlük yaşamın içerisinde koşturup dururken kaçırdığımız şey içe odaklanmak oluyor. Gözler açık dış dünyaya o kadar çok odaklanıyoruz ki içeride olanları fark edemiyoruz.

Dış dünya korku salıyor. En temel ihtiyaçlarımızdan biri olan güvende olmayı hissetmememizi engelliyor. TV haberleriyle, söyleşi programlarıyla, sosyal medya ile yapıyor bunu. Kaos, karmaşa, güvensizlik ve korku... Bir süre gözler açıkken dış dünyaya baktığınızda bireylere olan bu. Bunlarla birlikte belirsizlik, ekonomik dalgalanmalar, kaygı ve endişe geliyor. Pandemi dönemi uzadıkça kısıtlamalar gevşetilip yeniden artınca umutsuzluk hali insanlara daha fazla yayılıyor.

Maske takmalı mı takmamalı mı, aşı yaptırmalı mı yaptırmamalı mı, mutasyon belirtileri nedir, yoğun bakımlar doldu mu, çocuklara bulaş oranı arttı mı? Tüm bu sorular içeride belirsizlik yaratırken günlük yaşamın getirdiği sıkıntılar da eklenince sağlam durmak zorlaşıyor. Üstelik nefes almak için insani ihtiyaçlar da kısıtlanınca umutsuzluğun getirdiği gri rengi dağıtmak zorlaşmış oluyor.

Bu dönemde insanlar ruh sağlığını korumak için neler yapmalı?

-Öncelikle belirsizliğe karşı esnek olmalı.

Yenidünya düzeninde ekonomik dalgalanmalardan dolayı, nasıl şirketlerin hatta devletlerin belirsizliklere karşı esneyebilen, kolay adapte olan, proaktif bir yanı varsa –yani olmalı- bireylerin de değişime hızlı uyum sağlama becerilerini geliştirmeleri gerekiyor. Belirsizliğe karşı esnek olabilmek yeniye uyum sağlamayı kolaylaştırır.

-Eski alışkanlıkları, eski düzene ne zaman döneceğiz gibi beklentileri bırakmış olmak gerekiyor. Pandemi bitse bile eskisi gibi bir yaşam beklemek kişinin adapte olmasını zorlaştırır. 2020 yılından itibaren, eğitimden iş hayatına ekonomiye pek çok alanda değişim başladı, kabul etmeli.

-Dış dünyada toplumsal, siyasi, ekonomik, sağlık yönünde yaşanan gelişmeleri takip etmeli ancak bireyler üzerinde tedirginlik ve korku salınımının da farkında olmalı. Bunun etkisinden kurtulmak için

Yazının devamı...

Güçlendirme ne demektir?

23 Mart 2021

İnsanları ileriye götürmek istiyorsanız bulunduğunuz yere bakın. Bulunduğunuz hal, durum, düşünce, duygu, bakış açısı, duygusal becerileriniz hangi ölçüde ise karşınızdakine de onu sunabilirsiniz. Gelin bunu başka bir kavram üzerinden irdeleyelim.

Güçlendirme nedir?

Yönetim Biliminde liderlik türlerini açıklarken güçlendirme ‘empowerment’ kavramından bahsedilir. Güçlendirme, insanların karar alma becerilerini, seçim yapma, harekete geçme ve kendi hayatları üzerinde kontrol sahibi olmalarını, amaç belirleme ve hedefe ulaşma gücünü artırmalarını sağlama sürecidir. Güçlendirmeyi esas alan liderler, bireylerin sorumluluk almalarını ve yeteneklerini kullanmalarını sağlar. Bununla birlikte liderler, öncülük ettikleri kişilerin bireysel donanımlarını güçlendirecek kişiler olmalıdır. Bu bağlamdan bakıldığında bir kişiyi ya da bir takımı, olduğunuz yere kadar güçlendirebilirsiniz. Eğer bir liderde bu meziyetler yok ise başkalarını güçlendirmesi de zordur.

İş hayatında durum böyledir. Günlük hayatta ise lider kavramını kullanmayız. Bunun yerine çevremizdeki kişilere etki eder ya da etkileniriz. Bizde olan değeri fark eden, birlikte iken bizi geliştirdiğini düşündüğümüz kişilerle bir arada olmak isteriz. Yani bizi güçlendiren kişilerle…

Ancak kişi bir başkasına etki etmek istiyorsa o becerilere sahip olması gerekir. Çünkü insan kendisinde olanı aktarabilir. Çevresini güçlendirmek isteyen insan kendini tanımalı zayıf ve güçlü yönlerinin farkında olmalıdır.

Çocukları nasıl güçlendiririz?

Ebeveynler için de durum böyledir. Hatalarınızı düzeltme gayretiniz, duygularınızı anlama tanıma beceriniz, iletişim teknikleriniz ne kadar gelişmiş ya da gelişmekte ise çocuğunuza da o ölçüde etki edebilir, güçlendirebilirsiniz. Çocuğun sorumluluk almasına fırsat tanımak, sorunlarla başa çıkması için problem çözme becerilerini geliştirmesine alan açmak, yeteneklerini kullanmasına ortam hazırlamak önemlidir. Belki yetenek keşfi için uzman desteği almak gerekebilir. Duygu dünyasını anlamlandırmasına destek olacak şekilde iletişim kurmak da duygularını tanımasına yardımcı olur.

Sonuç olarak, birilerine etki etmek isteyen insan, bulunduğu yeri iyi tahlil etmeli ve buna göre fayda sağlamalıdır. İster arkadaşına, ister çocuğuna…

Yazının devamı...

İç disiplin nasıl elde edilir?

24 Şubat 2021

Eylemler haz odaklı mı yoksa başarı odaklı mıdır?

Günlük yaşam içinde bu soruya ne cevap verirsiniz? Aslına bakarsanız birini seçiyor olmak tamamen doğru bir cevap olmayabilir. Her ikisinin de denge içinde olması gerekir. İşte, iç disiplin günlük yaşamın içerisinde haz odaklı ya da hedef odaklı verilen kararlar arasında denge kurmanızı sağlar.

Sokrates’in öğrencileri Aristippos ve Epikuros haz kavramını (hedonizm) sürekli haz veren eyleme yönelme olarak tanımlıyorlar. Aristippos bedensel hazların insan davranışlarını yönlendirdiğini söylerken Epikuros’ta tinsel hazzı yani ruh dinginliğini önemsiyor. En büyük hazzın bilgelik olduğunu belirtiyor. Günümüz dünyasında Aristippos 1-0 önde gibi. Bireyler daha çok haz odaklı kararlar alıyorlar. Dijital çağın algı yönetimine kapılıyor. İçsel yalnızlığını metalaştırdığı durumlarla doyurmaya çalışıyor. Keyif almak ve ne olursa olsun iyi hissetmek için eylemlerini yönlendiriyor. Bu kimi zaman yemek, kimi zaman alışveriş, sosyal medya, oyun kısaca abartılan her şey olabiliyor. Eğer bireyin iç disiplini zayıfsa dış dünyadaki tüm uyaranlar onun için bir pranga tehlikesine bürünüyor.

Elbette sürekli hedef odaklı olmak da yorucu bir şeydir. Her hedef sonucunda bir sonraki hedefe ulaşma gayreti bir süre sonra kişiyi neyin anlamı daha büyük sorusuna yöneltebilir. Yüksek başarılar, ün, zenginlik elde etmiş fakat mutsuz birçok kişi olduğu bilinmekte çünkü. Duygusal Zekâ adlı kitabın yazarı Daniel Goleman iç disiplinin hayatı yaşamak için akıllıca bir seçim yapmada önemli rol oynadığını söyler. Duyguları yönetmenin yani onları bastırmadan dengede tutabilmenin öneminden bahseder.

İç disiplin nasıl sağlanır?

İnsanın gördüğü en zor şey kendisidir. Kendini tanımak ve neyi istediğini bilmek bu anlamda önemli bir beceri halini alıyor. Felsefi bir bakış açısıyla söyleyecek olursak kendini kendine nesne kılarak gözlem yapmak. Zihnin içine bir gözcü koyarak eylemler hakkında veri toplayabilmek önemli hale geliyor. Eylemlerin ardında haz ya da hedef varsa nasıl belirleniyor? Duygularla.

Duygular insanı harekete geçirmede düşüncelerden daha etkin rol oynarlar. Bir düşünce sizi ayağa kaldırmaz ama o düşünceye bağlı duygu her yere götürebilir. Bu nedenle eylemlerin nedenlerini bilmek çok önemlidir. Haz daha kolaydır. Anlık mutlu olmak için, acıdan kaçınmak için, yalnızlığı unutmak için, mutsuzluğu bastırmak için, bireyin kendisinin bile fark edemediği içindeki o boşluğu doldurmak için eyleme geçilir. Hedefe bağlı eylemlerde ise sağlam bir nedenin olması gerekir. Neyin neden istendiğinin iyi bilinmesi hedefe ulaşmada irade ortaya koymayı sağlar ve hazzı erteleyebilmek daha kolaylaşır. Kişinin kendi motivasyonunu iyi belirlemesi yukarıda bahsettiğim gibi zihnine bir gözcü koyması ile mümkün olur.

Elbette iç disiplini sağlamada istikrar da önemlidir. Jules Payot İrade Terbiyesi adlı kitabında güçlü ve sürdürülebilir bir iradenin yine güçlü duygular tarafından desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Heyecan hep korunmalıdır. Yapılan tüm işlere otomatikleşen davranışlar dışında bir duygu dalgası ve eylemin etkili şekilde algılanması eşlik etmeli diye de ekliyor.

Yazının devamı...

Akıl mı? Akış mı?

20 Ocak 2021

Mark Twain "İnsan Nedir?" adlı kitabında bireylerin özgür iradesi olmadığından bahsediyor. İrade denilen olgunun akılla yönetilmediğinden mizacında olan ne varsa o şekilde davrandığını açıklıyor. Oysa en önemli tartışmalardan biridir insanın özgür iradesinin olup olmadığı. İrade yoksa suç da yoktur bu mantıkla. Ancak Twain 'özgür irade' yerine 'özgür seçim' ifadesini kullanıyor. ‘Seçim’ dış etkiler ve eğitimle şekillenir diye açıklıyor aynı kitapta. Bu çetrefilli ve karmaşık konuyu bir köşe yazısında detaylı incelemek hem mümkün değil hem de yüksek ihtimalle bu denli içerikler günümüzün hızlı akan sanal dünyasında rağbet görmeyebilir.

Günümüz dünyası demişken sizce seçimlerimizde de özgür müyüz? Yoksa bir akış halinde miyiz?

Geçtiğimiz günlerde mesajlaşma uygulamalarında yaşanan son gelişmelerden sonra sanal dünyadaki akışla gündemi takip eden insanlar çeşitli seçimler yapmadı mı? Bir uygulamayı silip diğerine geçti, bir uygulamayı silmedi ama yine de diğer uygulamayı da ekledi. Gruplar oluşturdu, silmek istediği uygulamadan yeni grubunu duyurdu vs. Özgür seçimler miydi yoksa akışla mı sürüklendi insanoğlu?

Birinin diğerinden farklı olduğunu düşündü. İndirdiği her uygulamada, arama motoruna her tıkladığında elindeki akıllı cihazla sürüklendiğini bilmeden itiraz etti kişisel haklarının gizliliğine göz koyanlara…Oysa alışverişini sepete ekleyip "sipariş sepetine git ile siparişi tamamla" butonu arasında zamanını harcadığını fark etmeden. Yolunu bulduğu haritada her adımında ilgileri beğenileri kayıt edilerek ilgili reklamlara maruz kaldığını bildiği halde itiraz etti.

Özgür seçim nerede? Herkesin bir bir sahip olup paylaştığı senin ekranına düşen o termos, kahve bardağı, makinası ya da robot süpürgesi. Moda mı özgür seçim mi? Düğün, Doğum fotoğrafları, moda mı özgür seçim mi? Ayakkabı, makyaj malzemesi, havalı reels videoları, bir dans furyası, bebeklerin suratlarının şekilden şekle sokulması moda mı özgür seçim mi?

Belki de özgür seçimdir çünkü seçmemek de bir seçim... Ama akış içinde, akıl bunun neresinde?

Mark Twain, günümüz insanın kullandığı uygulamalar kadar olduğunu görse insan nedir sorusuna kitabında yeni ne cevaplar verirdi acaba? Kim bilir?

Herkese akılla akışlar diliyorum.

Yazının devamı...

Pandem(ğ)işim!

20 Ekim 2020

Bilindiği üzere Mart ayında pandemi süreci ile birlikte eğitime ara verilmişti. Özel okulların bir kısmı daha hızlı hareket alarak uzaktan eğitime başladılar. Bu tamamen ekonomik sebeplerle başlatılmış olsa da evlere yansıyan şekli değerlendirmeye değer bir konu haline geldi.

Farklı platformlarda eğitime başlayan okullar iletişim gruplarını hızla oluşturdu. Linkler, ıd’ler şifreler birbirine karıştı. Uygulamayı profesyonel alana taşıyan okullar daha düzenli çalışma yaptılarsa da uzaktan eğitime yabancı bir toplumda trajik hadiseler oluştu. Veli çocuğunu uyandırmak istemediği için derse sokmadı. Çocuk ekran karşısında oturmadı. Öğretmen dersi anlatırken veli arka taraftan sorular sordu.

65 yaşında öğretmen online programları kullanmaya uyum sağlarken daha genç yaşta olan öğretmen uyum sağlayamadı. Evde bilişimci edasıyla sorunları çözmeye çalışan anneler varken, bilgisayarı açıp çocuğunun derse katılmasını sağlayamayan anneler oldu.

Uzaktan eğitimi okul ciddiyeti ile takip eden öğrenci varken, ‘Ben kahvaltı edip gelcem’ diyen öğrenci de oldu.

Dolayısıyla…

Pandemi süreci değişime uyum sağlayan ile direnenlerin arasındaki bireysel fakları ortaya çıkardı. Kimin dirençli, kimin kolay adapte olduğunu gözler önüne serdi. Bu değişim döneminde ilişkilerin çehresinde ve rollerde de çatışmalar meydana geldi. Veli daha aktif olmak zorunda kaldı.

Kişisel kanaatim, evde belirli bir düzenin olduğu ailelerde bu süreç zor olsa da daha uyumlu bir geçişle sağlandı. Ancak okul açıkken olduğu zamanlarda da ev düzenini sağlayamayan, çocuk üzerinde etki kuramamış, bunu okula bırakmış olan aileler uzaktan eğitim sürecinde çok daha zorlandılar. Hatta zorlanmaya devam ediyorlar.

Evde kuralları olmayan, okul- öğretmen denetimi ile ders çalıştıran anne babaların görece etkisiz kaldığı çocuklarda uzaktan eğitimin takip edilmesi zorlaştı.

Yazının devamı...

Virüs neler yapacak?

27 Mart 2020

Mart ayının ortalarında ülkemizde virüs görüldüğü ve tedbirlerin kademeli olarak alınarak bireylerin sosyal izolasyonu için çalışmalar yapıldığında pek çok kesim evlerine kapandı. TV kanalları neredeyse virüs dışında haber vermez oldu, internet, sosyal medya corona bilgi çöplüğüne dönüştü. Kitleler korkutuldu. Olayın ciddiyetine hasıl olamayan bazı kesimler, alınan önlemlere itiraz ederken absürt sahneler yaşandı. Alınan kimi önlemler özellikle yaşlılar ile ilgili olanlar, bazı gençlerin etkileşim kazanma hırsına kurban gitti. Mizah aldı başını gitti, evirildi sosyal medya ile. (Aslında bunun adı mizah değil çünkü güldürmüyor, düşündürmüyor da. Toplumun geldiği vahameti gösteriyor.)

Virüs insan davranışlarını ve farklılıklarını da ortaya koydu. Kimi market raflarını boşaltıp, stok yaparken kimi mangal piknik ile ‘bana bir şey olmaz’ havasını yaşadı. Her türden davranışın uç örneklerini gördük, görmeye devam ediyoruz. Sahilde balık tutanla evinde eldiven ile dolaşan aynı toplumun üyeleri. Balkona çıkarak sağlıkçıları alkışlayarak bir nebze olsun şükranlarını ileten de bununla yetinmeyip işi konvoya, silah atmaya kadar getiren de yine aynı toplumun üyeleri.

İnsan sağlığı açısından virüsten önce de dikkat edilmesi zaten olağan olan alışkanlıklar virüsle birlikte inanılmaz boyutlara ulaştı. Ekranlarda el nasıl yıkanır, öksürürken nasıl davranılır yani okul öncesi dönemde kazanılması gereken davranışlar aktarıldı. Bu vesile ile el yıkama öğrenildi.

Virüsün etkileri gün geçtikçe artıyor ve muhtemelen yaşanılacak deneyimler filmlerde görülen kurguların ötesine geçecek. Bu sürecin uzunluğu değişimin –görece- kalıcı olmasına da etki edecek gibi görünüyor.

Virüsün etkisi geçtikten ve evden dışarı çıkmaya başlandıktan sonra yeni alışkanlıklar toplumlarda yeni düzenler meydana getirecek. Biri hapşurduğunda ‘çok yaşa’ demeden önce ince bir korku yayılacak muhtemelen bir kısım ardına bakmadan uzaklaşacak. Toplumda görülen yabancılaşma, bireyselleşme çok daha aratacak. Şimdi bile bir yabancı ile selamlaşmayan, kalabalıklar içinde kendi küçük dünyasında yaşayanların sayısı daha da artacak. Hele birde öksürürse…

Kompulsiyon artacak, özellikle OKB ye yatkın olan bireylerin takıntılı davranışları tetiklenecek. TSSB artacak, kaygı bozukluğu, anksiyete ile mücadele başlayacak.

Belirsizlikle başa çıkma düzeyleri bireylerin süreçle sağlıklı şekilde başa çıkmalarını da etkileyecektir. Belirsizlik bireylerde endişe kaynağı olduğundan endişe ve korkuların kaynağını bulabilmek belirsizlikle başa çıkma da önemli etken olacaktır. Bu süreçte virüsle olmasa da virüsün yaydığı korku ve belirsizlike mücadele etme konusunda ruh sağlığınızı korumak için Dilek Söylemez-Psikolojik Danışma Destek Grubu adı ile kapalı grubumuza üye olabilir ya da mail adresine mail gönderebilirsiniz.

Sevgilerimle

Yazının devamı...