Virüs neler yapacak?

27 Mart 2020

Mart ayının ortalarında ülkemizde virüs görüldüğü ve tedbirlerin kademeli olarak alınarak bireylerin sosyal izolasyonu için çalışmalar yapıldığında pek çok kesim evlerine kapandı. TV kanalları neredeyse virüs dışında haber vermez oldu, internet, sosyal medya corona bilgi çöplüğüne dönüştü. Kitleler korkutuldu. Olayın ciddiyetine hasıl olamayan bazı kesimler, alınan önlemlere itiraz ederken absürt sahneler yaşandı. Alınan kimi önlemler özellikle yaşlılar ile ilgili olanlar, bazı gençlerin etkileşim kazanma hırsına kurban gitti. Mizah aldı başını gitti, evirildi sosyal medya ile. (Aslında bunun adı mizah değil çünkü güldürmüyor, düşündürmüyor da. Toplumun geldiği vahameti gösteriyor.)

Virüs insan davranışlarını ve farklılıklarını da ortaya koydu. Kimi market raflarını boşaltıp, stok yaparken kimi mangal piknik ile ‘bana bir şey olmaz’ havasını yaşadı. Her türden davranışın uç örneklerini gördük, görmeye devam ediyoruz. Sahilde balık tutanla evinde eldiven ile dolaşan aynı toplumun üyeleri. Balkona çıkarak sağlıkçıları alkışlayarak bir nebze olsun şükranlarını ileten de bununla yetinmeyip işi konvoya, silah atmaya kadar getiren de yine aynı toplumun üyeleri.

İnsan sağlığı açısından virüsten önce de dikkat edilmesi zaten olağan olan alışkanlıklar virüsle birlikte inanılmaz boyutlara ulaştı. Ekranlarda el nasıl yıkanır, öksürürken nasıl davranılır yani okul öncesi dönemde kazanılması gereken davranışlar aktarıldı. Bu vesile ile el yıkama öğrenildi.

Virüsün etkileri gün geçtikçe artıyor ve muhtemelen yaşanılacak deneyimler filmlerde görülen kurguların ötesine geçecek. Bu sürecin uzunluğu değişimin –görece- kalıcı olmasına da etki edecek gibi görünüyor.

Virüsün etkisi geçtikten ve evden dışarı çıkmaya başlandıktan sonra yeni alışkanlıklar toplumlarda yeni düzenler meydana getirecek. Biri hapşurduğunda ‘çok yaşa’ demeden önce ince bir korku yayılacak muhtemelen bir kısım ardına bakmadan uzaklaşacak. Toplumda görülen yabancılaşma, bireyselleşme çok daha aratacak. Şimdi bile bir yabancı ile selamlaşmayan, kalabalıklar içinde kendi küçük dünyasında yaşayanların sayısı daha da artacak. Hele birde öksürürse…

Kompulsiyon artacak, özellikle OKB ye yatkın olan bireylerin takıntılı davranışları tetiklenecek. TSSB artacak, kaygı bozukluğu, anksiyete ile mücadele başlayacak.

Belirsizlikle başa çıkma düzeyleri bireylerin süreçle sağlıklı şekilde başa çıkmalarını da etkileyecektir. Belirsizlik bireylerde endişe kaynağı olduğundan endişe ve korkuların kaynağını bulabilmek belirsizlikle başa çıkma da önemli etken olacaktır. Bu süreçte virüsle olmasa da virüsün yaydığı korku ve belirsizlike mücadele etme konusunda ruh sağlığınızı korumak için Dilek Söylemez-Psikolojik Danışma Destek Grubu adı ile kapalı grubumuza üye olabilir ya da mail adresine mail gönderebilirsiniz.

Sevgilerimle

Yazının devamı...

İçe mi, Dışa mı Dönüksün?

4 Kasım 2019

Analitik psikoloji kuramının kurucusu olan Jung, iki farklı kişilik tipolojisinden bahseder.

-İçe dönükler

-Dışa dönükler

İçselleştiriciler zihinsel olarak daha aktif olup öğrenmeyi seven kişilerdir. Hatalardan ders alır ve içten dışa doğru sorunları çözmeye çalışırlar. Bu durum daha hassas olmalarına neden olur. Daha çok çalışırlarsa daha başarılı olacağı inancını taşırlar. Endişe duymalarının sebebi başkalarını kızdırdıklarında kendilerini suçlu hissetmeleri ve sahtekar görülmekten korkmalarıdır. İlişkideki en büyük kayıpları fazla fedakar olmaları ve başkaları için neler yaptıklarını gördüklerinde de gücenmeleridir.

Dışsallaştırıcılar ise endişelerini hemen bastırmak için düşünmeden hareket ederler. Kendilerine dönmekte zorluk çektiklerinden sorumlu olarak başkalarını suçlama eğilimindedirler. Mutlu olmak için dış dünyada bir şeylerin değişmesi gerektiğine inanırlar. Endişe duymalarının asıl nedeni güven duydukları asıl kaynakların değişecek olmasıdır.

İçe dönükler güçlerini içeriden alırlar. Dünyayı kendilerinin gördüğü gibi algıladıklarından değişime daha dirençlidirler. Dışa dönükler ise değişime açıktır bununla birlikte yargılamaları dışarıda gerçekleşen olaylardan kolaylıkla etkilenir.

Bir insanı içe ya da dışa dönük diye tek bir kavramla açıklamak son derece sakıncalıdır. Ancak ilişkilerde kişilerin özelliklerinden yola çıkarak hareket etmek de iletişimin sağlıklı yürüyebilmesi açısından son derece faydalıdır.

Yazının devamı...

Değişimin Bir Yolu Var!

16 Ekim 2019

Çocukken yaşanılan ilk deneyimler ile beyinde yeni bağlantılar oluşmaya başlar. Her birey öğrendiği ilk deneyimle geliştirdiği başa çıkma stratejilerini aynı yolla pekiştirir ve bu bağlantılar zamanla otomatik hale gelir. Ağladığı zaman istediğini elde eden bir okul öncesi çağı çocuğu bu davranışını her engellendiği durumda gösterme eğiliminde bulunabilir. Yalan söylediğinde cezadan kurtulan bir çocuk korktuğu her durumda yalana devam edebilir. Başarılı olduğunda annesinin takdirini ve onayını alan çocuk bu yolla sevildiğini düşünerek başarılı olma gayreti içinde bulunabilir.

Mesele şu ki; çocuklukta ödüllendirilmiş davranışlar gelecekte daha sık kendini gösterme eğilimindedir. Herhangi bir durumda verilen otomatik tepkiler yaşla birlikte şekil değiştirse de –istediğini ağlayarak değil, duygu sömürüsü yaparak almak ya da onay almak için mükemmeliyetçi olmak gibi- yerini korur.

Ve bir yetişkin tüm bunların farkında olmadan otomatik tepkileri ile bir ömrü geçirebilir. Bu otomatik tepkiler ancak yeni yollar yani yeni bağlantılar kurularak değişir.

Gelişim psikolojisinde öğrenmeyi aktarırken “negatif transfer” diye bir kavramdan bahsedilir. Bir örnekle açıklayacak olursak eğer siz uzun süredir andorid özellikli bir telefon kullanıyorsanız yeni bir ıphone telefon aldığınızda bu telefonun menüsüne alışmakta zorlanırsınız. Aynı andorid gibi yan tuş arayıp o şekilde kullanmaya çaba harcarsınız. Bir süre sonra da telefonun menüsünden şikâyet edersiniz. Tersi durum ıphone telefondan android telefona geçtiğinizde de olur.

Çocukluktan beri süregelen bazı alışkanlıklarınız ve öğrenmelerinizin de değişmesi için yeni telefonda olduğu gibi menüye daha hâkim olmanız gerekmektedir. Bu da ancak tekrarla olur. Her tekrar beyinde oluşturulan yeni bağlantıların kalıcı ve otomatik yollara dönüşmesine olanak sağlar. Bu süreci değiştirmek ve yeni davranış kalıpları oluşturmak zaman alan ve zorlayıcı bir süreçtir. Çünkü beyin eski tanıdık bağlantıyı kurmayı tercih edecektir. Siz farkında ve bilinçli olarak yeni bağlantılarla yeni yolları kullanmayı seçerseniz bir süre sonra otomatik hale gelecektir.

Eski telefonunuza döndüğünüzde onu kullanamadığınızı fark edecek yeni alışkanlıklarla yeni sizin tadını çıkartabileceksiniz.

*Daha geniş bilgiler için "Kişisel Gelişim Değil İçsel Yolculuk” adlı e-kitabı aşağıdaki linke tıklayarak ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

Sevgilerimle

Yazının devamı...

Doğum Sırası Neyi Etkiler?

20 Eylül 2019

Freudiyen bakış açısından tanıdığımız Alfred Adler’in kuramına göre kişiliğimizi belirleyen unsurlardan biri de doğum esnasındaki sıramızdır. Başka bir deyişle aileye kaçıncı üye olarak geldiğimiz konusu kişiliğimizin oluşmasında önemli bir rolü bulunur.

Adler kişiliğimizi oluşturan bilinç dışı dürtülerden ziyade sosyal çevreyi ön plana alması ile Freud’dan ayrılır ve pek çok kriterin kişiliği etkilediğine yönelik açıklamalar yapmıştır. Doğum sırası da bunlardan biridir.

Gelin bunlara bir bakalım:

Doğum Sırası

Büyük çocuk dünyaya geldiğinde evin tek odağı olmasının yanı sıra sevgiyi de tekelinde bulundurur ancak ikinci çocuk geldiğinde bu sevgiyi kaybedeceği korkusu da vardır. Bu durum ilerideki yaşamında güven konusuna ve kaybetme korkusuna yol açabilir. İlk çocukların önde olma eğilimi de bulunabilir.

İkinci çocuk ise kendinden büyük kardeşine ve ailesine kendini ispatlamak adına daha hırslı ve kıskanç olabilmektedir. Adeta yarış halinde olabilir. Bununla birlikte kendinde yetersizlik duygusu oluşabilir. İkinci çocuk genellikle ilk çocuğun zıttı karakter özelliklere sahip olabilmektedir.

Ortanca çocuk ise kendini konumlandırma noktasında sıkıntıya düşebilir. En büyük değil en küçük de değildir. Daha çok mücadele edebilir veya hiç mücadele etmeye yanaşmayabilir. Ailenin problem ya da işe yaramayan kişisi konumuna düşme olasılığı vardır.

Ailenin

Yazının devamı...

5 Adımda Karar Verme Yöntemi!

16 Ağustos 2019

Yaşam içinde her gün pek çok karar veriyoruz. Bu kararların bazılarını otomatik tepkilerimizle hiç düşünmeden seçim yaparak ilerliyoruz, bazı kararlar ise bizi oldukça zorluyor. Bir dondurma için seçim yaparken pek zorlanmayız. Ancak yaşamımızda önemli değişiklik yaparken zorlanırız. Aslında iki kararda da mekanizma aynı olmasına rağmen –seçim yapmak- diğerinde zorlanmamızın sebebi seçimimizin getireceği belirsizliklere hazır olup olmadığımızdır. Kararsızlık yaşayanlar gününü düşüncelerle geçirir olasılıkları tartar biçer ama bunları mantıklı bir zemine oturtamadığı için karar veremeden kıvranır durur. Kimi zaman kararı dışarıya bırakır. Kimi zaman akışa…

Şimdi sana karar anlarında detaylıca irdeleyerek hatta yazarak uygulayacağın bir teknikten bahsedeceğim. Karar verme konusunda belirsizlik yaşadığın durumlarda aşağıdaki soruları cevaplamak belirsizliğin perdesini aralamana yardımcı olacaktır.

Karar vermeyi kolaylaştıran yöntem

Şimdi, gerçekten elde etmek istediğin şey nedir? (Bu soruyu cevaplarken yaşadığın durumla ilgili vereceğin kararda asıl olarak neye sahip olmak istediğini bulmak üzerine düşünebilirsin. Bu bir duygu bile olabilir. Özgürlük, güç, başarı, rahatlık…)

Karar verme durumunda seçeneklerini listele. Tüm tercihleri mutlaka listelemelisin. (Alternatif bakış açısı olması bakımından önemli)

Kullanacağın her seçeneğin olumlu olumsuz yanlarını değerlendir. Avantaj ve dezavantajlarını irdele. Hangi seçenek sana ne kazandıracak? İlk soruda elde etmek istediğini karşılamaya yeterli mi?

Her seçenek için en kötü senaryo ne olabilir? Düşün.

Aldığın kararlardan yaşamında olan kişiler nasıl etkilenecek? Kimler etkilenecek?

Yazının devamı...

4 Adımda Probleminden Kurtul!

25 Temmuz 2019

Benzer sorunları yaşayıp bunları nasıl çözeceğinize dair bir fikriniz yoksa size dört adımlı bir yöntemle nasıl çözeceğinizi aktaracağım.

1. adım:

Sorunu belirlemek:

Sorunu belirlemek basit bir adım gibi görünebilir bununla birlikte en önemli adımdır da. Çünkü sorunu belirleme ve dürüst bir şekilde ifade edebilme aslında sorunun kaynağına ulaşmanıza ve bu kaynağa ilişkin duygularınızın farkında olmanızda belirleyici rol oynar.

Örneğin eşinizle anlaşamıyorsunuz, kilo veremiyorsunuz, işyerinde patronunuzla ya da meslektaşınızla problem yaşıyorsunuz. Bu sorunların altındaki kaynak düşündüğünüzden farklı olabilir. Kilo veremiyorsunuz çünkü yemek yediğinizde kendinizi mutlu hissediyorsunuz ve mutsuz hissettiğiniz anlarda bilinçdışı duygusal açlıkla daha çok yiyorsunuz. Eşinizle anlaşamıyorsunuz çünkü duygularınız hakkında ona karşı dürüst değilsiniz, kendinizi tam olarak ifade etmekten kaçınıyorsunuz, kaybetmekten korkuyor ve hayır diyemiyorsunuz. Bu da zamanla size yük oluşturmaya başlıyor. İşyerinde arkadaşınızla problem yaşıyor ve onu suçluyorsunuz. Belki de kendinizi ortaya koyma konusunda çekingen davranıyorsunuzdur.

2. adım:

Hisleri fark etmek:

Sorunun tam olarak ne olduğunu belirlemek duygular ile ilgili bir akış başlatır ve daha cesaretle hislerimizin fakında olmaya başlarız. Hislerin farkında olmak onları tanımamıza hatta kendimizi de tanımamıza yardımcı olur. Duyguları fark ettikçe onları kabul etmeye ve gelip geçici olduklarını anlamaya başlarız. Bu da bir sonraki adımda değişim için bizi hazırlar.

Yazının devamı...

Psikolojik İyi Oluş!

19 Haziran 2019

Psikolojik iyi oluş, günlük hazlar ile günlük sancılar arasında yaşamımızı sürdürürken varoluşumuza anlam katma becerisine sahip olmaktır. Psikolojik iyi oluş her zaman mutlu olma, pozitif düşünme ve iyi hissetme gibi kavramlardan farklılık gösterir. Mutlu olmaya çalışmaktan öte bireyin, kişisel performansını gerçekleştirme gayreti içinde olmasıdır.

"Daha açık bir anlatımla psikolojik iyi oluş, bireyin kendini olumlu olarak algılamasını ve kendisini gerçekçi olarak tanıyarak güçlü yanları ve sınırlıklarının farkında olması ve bununla birlikte kendinden memnun olmasını, özerk ve bağımsız hareket edebilmesini ve yaşamını anlamlı bulmasını kapsamaktadır" (Sarı, Çakır,2016).

Bu konuda araştırma yapan Carl Ryff, psikolojik iyi olma halini altı boyutta ifade etmiştir. Bunlar; kendini kabul, diğerleriyle olumlu ilişkiler, otonomi, çevresel hâkimiyet, bireysel gelişim ve yaşam amacıdır (Sarı, Çakır,2016).

Kendini kabul: Kendini kabul etmek, eksik ya da geliştirilmesi gereken yanlarının farkında olarak kendine onay vermek anlamını taşır. Özsaygı ve özgüveni içerir. Kendini kabul eden birey yaşama sevincini de içinde taşır.

Diğerleriyle olumlu ilişkiler: İnsan sosyal bir varlık olduğu için diğerleriyle ilişki halinde olması kaçınılmaz bir gerçektir. Doyumlu ilişkiler kuran birey aynı zamanda ruh sağlığı yerinde olan bireydir. Bu bağlamdan bakıldığında çevremizle ve meslektaşlarımızla kurduğumuz olumlu ilişkiler psikolojik iyi oluş halini de pekiştirecektir.

Otonomi: Psikolojik iyi oluşta bana göre en önemli boyutlardan biri iç denetime sahip olmaktır. İnsanın kendi kararlarını verme becerisine sahip olması, yaptığı işi ya da eylemi başkaları için değil kendi için yapmış olduğunun idrakinde davranması kendini iyi hissetme yolunda önemli bir adımdır. Onaylanma ya da reddedilme kaygısı nedeni ile hem başkalarına hem de kendimize fayda sağlayacak çalışmalardan uzak durulması kişinin kendi öz denetimi olmadığının da göstergesidir. Özerk bir birey yaptığı işi başkaları için değil kendisi için yapar.

Çevresel hâkimiyet: Diğerleri ile olumlu ilişkiler kurarken çevreden bağımsız olmak düşünülemez. Psikolojik iyi oluşa sahip birey günlük olaylardaki stresi yönetebilen kişidir. Çevresinin farkındadır ve bunları yönetme becerisine sahiptir.

Bireysel gelişim:

Yazının devamı...