Selma Gürbüz’ün dünyası

16 Ocak 2021

Sanatseverlerle ilk kez buluşan bazı eserlerin, sanatçının daha önceki eserleriyle bağlantısı, küratöryel seçimdeki başarı sayesinde daha görünür olduğunu düşünüyorum.

Uzun bir aradan sonra salgına rağmen müze ve galerileri ziyaret edebildim. İlk duraklarımdan biri İstanbul Modern oldu. Burada yer alan ve 31 Mart’a kadar açık kalacak olan Selma Gürbüz’ün “Dünya Diye Bir Yer” başlıklı sergisi beni çok etkiledi.

Karma sergilerde ve/veya başka vesilelerle tek tek gördüğüm sanatçının eserlerini bir arada bu kadar kapsamlı bir seçkiyle görmek, sanatçının eserlerini anlamaya, anlamlandırmaya yardımcı oldu. Sanatseverlerle ilk kez buluşan bazı eserlerin sanatçının daha önceki eserleriyle bağlantısı, küratöryel seçimdeki başarı sayesinde daha görünür olduğunu düşünüyorum. Sergide resim, yerleştirme, desen, video ve heykel gibi çok farklı araçlar yer alıyor. Sanatçı, Anadolu hikâyeleri, Doğu ve Batı mitolojileri, Osmanlı-Türk sanatları, şamanizm, minyatürler, Japon tahta baskıları gibi farklı onlarca kültürden ilham alarak eserlerini oluşturuyor. Bütün bu kültürlerden alınan ilhamlarla oluşan eserler, ilk bakışta günümüze dair bir şey söylemiyormuş izlenimi verse de detaylı bir bakışla tam aksini görmek mümkün.

Beni en fazla etkileyen eser sanatçının son dönem eserlerinden “Biz Buradayız” başlıklı dört kanallı video yerleştirme oldu. Son olarak İstanbul Modern’e kadın sanatçılara daha fazla ehemmiyet verdiği için teşekkür ederim.

Pera Müzesi’nde Etel Adnan sergisi

Orta Doğu’nun en önemli sanatçılarından Etel Adnan’ın (1925) eserlerini, Pera Müzesi’nde açılacak sergide göreceğiz. Etel Adnan, birçok Orta Doğulu sanatçı gibi maalesef ülkemizde pek bilinmiyor. Sadece plastik sanatlar alanında değil, edebiyat alanında da eserler veren bir sanatçı. Uzun yıllardır Amerika’da yaşayan sanatçının eserlerine ev sahipliği edeceği için Pera Müzesi’ni şimdiden tebrik ederim. Yıllar önce Metis Yayınları’ndan çıkan “Arap Kıyameti” başlıklı şiir kitabı ve YKY’den çıkan “Sitt Marie-Rose” isimli romanları mevcut. Her iki eserin de baskısı maalesef yok. Belki sergi vesilesiyle yeni baskıları yapılır ve/veya sanatçının başka kitapları da yayımlanır.

Yazının devamı...

Al işte Anadolu*

9 Ocak 2021

Her yerinden tarih fışkıran Anadolu’nun nadide eserlerini bünyesinde toplayan Sadberk Hanım Müzesi’nin, Meşher’de düzenlediği “Maziyi Korumak” sergisinde koleksiyonun dikkat çekici örnekleri hayranlıkla izleniyor.

Anadolu toprakları binlerce yıllık geçmişiyle dünya tarihinin en önemli merkezlerindendir. Onlarca farklı medeniyete ev sahipliği etmiş, bir o kadarının da istilasına uğramış, 1071’den sonra da biz Türklere vatan olmuş yurdumuz güzel Anadolu. Her coğrafi bölgesinden dünyanın başka kesimlerinde kolaylıkla göremeyeceğimiz antik şehirler, tarihi kalıntılar, mimari şaheserler fışkıran değerini hâlâ tam olarak bilemediğimiz Anadolu. Daha Göbeklitepe’yi tam anlayamamışken muhtemelen ondan daha eski Karahantepe ile karşı karşıyayız.

Anadolu’nun her yerinden tarih fışkırınca Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren buradaki arkeolojik varlıkları, buluntuları, Batılı devletlerin çeşitli vesilelerle, bazen legal olarak bazen illegal olarak bu topraklardan alıp götürmesine neden oldu. Son 18 yılda bu topraklardan çalınan 4 bin 440 eser, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri sonucu ait olduğu topraklara getirildi. Devletimiz bu konuda gerekli hassasiyeti son yıllarda gösteriyor. Bir de madalyonun öbür yüzü olan özel girişimler söz konusu.

Müzenin 40’ıncı yılı

Koleksiyonundaki yaklaşık 19 bin eserle Türkiye’nin ilk özel müzesi Vehbi Koç Vakfı bünyesinde bulunan Sadberk Hanım Müzesi, hiç şüphesiz bu alanda dünya çapında bir hizmete ev sahipliği ediyor. 40 yılı geride bırakan müze, yine bir Vehbi Koç Vakfı kuruluşu olan Meşher’de koleksiyonun en nadide örneklerini bir araya getiren bir sergi düzenliyor. İstiklal Caddesi’nde yer alan Meşher’de bu serginin düzenlenmesi, hem ücretsiz olması hem de kolay ulaşımı dolayısıyla koleksiyonun daha geniş kitlelere ulaşmasına yardımcı olacaktır.

Dikkatimi çeken 10 eser

Peki, Meşher’deki “Maziyi Korumak” sergisinde neler yer alıyor? Benim en fazla dikkatimi çeken 10 eser şöyle:

Yazının devamı...

Yılın son güzel haberi

2 Ocak 2021

Salgının etkileri altında; her şeye rağmen düzenlenen bazı sergiler, nefes almamızı, ilerleyen dönemler için daha ümitvar olmamızı sağladı.

Yılın en güzel haberi Ankara’dan geldi. Aralık ayının son günlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaklaşık 3 yıldır restorasyonu devam eden Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin açılışını yaptı. Açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı’nın şu sözleri çok önemliydi: “İnsanımız arasında ayrım yapmadığımız gibi, sanatçılarımız, sanat dallarımız arasında da asla ayrımcılık yapmıyoruz. Ülkemizin kültür ve sanat hayatına ilave değer katacak, bu alanda çeşitliliği artıracak her türlü nitelikli esere destek veriyoruz.”

Türk sanat hayatının en önemli müzesi olan kurum, 3 bin 629 esere ev sahipliği ediyor. Müzenin eski halini sanal olarak ziyaret etmek de mümkün. Restorasyon çalışmaları sırasında müzenin envanterinde bulunan eserlerin katalog çekimleri yapıldı, böylelikle bu eserlere erişim imkanı artmış oldu. Ayrıca müzenin depoları da en etkin koruma yöntemleriyle güçlendirildi. Böylelikle eserler gerçek manada koruma altına alınmış oldu.

İz bırakan sergiler

Salgın geçtiğimiz yıl bizi çok etkiledi lakin yılın tamamına bakınca hem salgından önce hem de sonbahar döneminde İstanbul’da güzel sergiler düzenlendi.

Henüz Türkiye’de Kovid-19 vakası tespit edilmemişken İstanbul Modern’de açılan “Misafirler: Sanatçılar ve Zanaatkârlar”, yılın bence en iyi ve en önemli sergilerinden biriydi. Gelenekle çağdaş sanatı bir araya getiren ülkemizde nadiren yapılan güzel işlerden biri olması açısından önemliydi. Benzer bir yaklaşımı Pera Müzesi’nde açılan “Minyatür 2.0” başlıklı sergide de gördük; lakin bu sergide yer alan sanatçı çeşitliliğinin serginin başlığını karşılamaktan hayli uzak olduğunu düşünüyorum.

Vehbi Koç Vakfı bünyesinde yer alan Meşher’de açılan “Alexis Gritchenko  İstanbul Yılları”, ülkemizde pek bilinmeyen Beyaz Rus ressamın İstanbul yıllarına ve bu yıllarda Türk resim sanatına yaptığı “katkıya” odaklanan başarılı bir sergiydi. Meşher’de yılın son ayında açılan “Maziyi Korumak” ise Türkiye’nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi’nden bir seçkiye yer veriyor. Bu sergi bize geçmişe nasıl sahip çıkılabileceğini başarılı bir şekilde gösteriyor.

Yazının devamı...

2020’de edebiyat

26 Aralık 2020

Evlere kapandığımız bu sene daha çok klasiklere dönüşü gözlemledim. Etrafımdaki birçok kişi bir vesileyle daha önce alıp sonra okurum diye düşündüğü kitapları okumayı tercih etti

Salgın yayın dünyasını tahmin edildiği kadar kötü vurmadı. Hatta bazı alanlarda kitap satışları önceki yıllara nazaran artış gösterdi. Türkçeye yıllar önce sadece bir kitabı çevrilmiş olan, Türk okurunun hiç de aşina olmadığı, eserlerini tanımadığı bir şair olan Louise Glück, Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.

Edebiyat dünyasının en prestijli ödüllerinden Booker’da ise hem uzun listede hem de kısa listede aday gösterilen eserlerde özellikle yazarların çeşitliliğine, farklı özelliklerde olmasına dikkat edilmiş izlenimi edindim. Bu yılki Booker Ödülü’nü “Shuggie Bain” isimli ilk romanıyla Douglas Stuart kazandı.

Beğeniler ve üzenler

Tarık Tufan’ın “Kaybolan”, Selahattin Yusuf’un “Eve Dönemezsin”, Selim İleri’nin “Yaşadınız Öldünüz Bir Anlamı Olmalı Bunun” isimli romanları bu yıl okuyup beğendiğim Türk romanlarıydı. Türk edebiyatının bazı önemli isimleri de maalesef 2020’de aramızdan ayrıldı. Kişisel tarihimde önemli bir yeri olan ve etimoloji çalışmalarının öneminin ilerleyen yıllarda daha belirgin bir şekilde anlaşılacağına inandığım Asım Gültekin geçirdiği rahatsızlık sonucu vefat etti. Kamuoyunun daha çok köşe yazarı ve yorumcu olarak tanıdığı ama “Kanamalı Haydut” ve “Ulufer”in de aralarında olduğu romanlara imza atmış, yıllarca edebiyat dergilerinde hikâyeleri ve yazıları yayımlanan Ahmet Kekeç ağabey de bu yıl kaybettiğimiz önemli yazarlardandı.

Türk edebiyatınının önemli isimlerinden; “Fikrimin İnce Gülü”, “Ölmeye Yatmak”, “Bir Düğün Gecesi” romanlarının yazarı Adalet Ağaoğlu’nu da bu yıl kaybettik. 2020 salgınla dolu bir yıl oldu, üretimleri bireysel olduğu için daha az etkilenen yazarların bu yıl yazdıklarını ve salgının etkisini ilerleyen yıllarda göreceğiz. İnşallah 2021 salgının bittiği ve etkilerinin kaybolduğu bir yıl olur.

Sanal da olsa

Yazının devamı...

2020’de müzik

19 Aralık 2020

Konserler yapılamadı. Ekonomik anlamda büyük kırılmalar yaşandı. 2020’de müzik dünyasında olanlara, benim radarıma takılanlara bakalım.

Bundan yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda 2020 yılının hayatımızı tamamen değiştirdiğini, alışkanlıklarımızda köklü dönüşümler yaptığını çok daha net bir şekilde görebileceğiz. 2020’de müzik dünyasında olanlara, benim radarıma takılanlara kısaca değinmek istiyorum.

Ekonomik anlamda büyük kırılmalar yaşandı. Konserler yapılamadı. Kalabalık gruplar bir araya gelemedi. Bu yüzden de sadece şarkıları söyleyenler değil en çok da konserlerde yer alan müzisyenler maddi zarar gördü. Bu zararı karşılamak için çeşitli inisiyatifler kampanyalar yaptı, Kültür ve Turizm Bakanlığı cüzi bir destek fonu oluşturdu. Bunlar ancak bugün yaşanan sıkıntıların sadece bir kısmına yardımcı olabilecek hareketler. Uzun vadede yaşanan sıkıntıları aşmaya maalesef yardımcı olamayacak.

Online etkinlikler

Tabii yaşanan bu sıkıntıları aşmak için özellikle yılbaşı akşamına yönelik online konser etkinlikleri de düzenleniyor. İzleyicilere çeşitli kategorilerde satın alacakları biletlerle standart online konserden farklı olarak daha katılımcı, ileri teknoloji kullanan etkinlikler ilerleyen yıllarda da kullanılacak. Ve böylelikle konserlerde daha farklı imkânlar ortaya çıkacak.

Diğer taraftan evlerde daha çok vakit geçirildiği için, Spotify, Fizy, Deezer, YouTube gibi platformlar üzerinden normalden daha fazla müzik dinlendi. Bu da eser sahiplerinin gelirlerine önemli bir katkı yaptı. Böylelikle eser sahipleri için bir dengelenme oldu.

Bob Dylan’ın kataloğu

Universal Music ise bu yıl iki önemli alıma imza attı. Şimdiye kadar tek seferde yapılmış en büyük telif hakları anlaşmalarından birini yaparak aralarında “One More Cup of Coffee”, “Blowin’ in the Wind”, “Knockin’ on Heaven’s Door” gibi unutulmaz şarkıların da yer aldığı 2016 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Bob Dylan’ın 600’den fazla şarkısının yer aldığı kataloğunu tam 300 milyon Amerikan doları ödeyerek satın aldı. Universal Music’in yaptığı bir diğer anlaşma ise klasik İtalyan sinemasında kullanılan şarkıların uzun yıllardan beri çözülemeyen telif sıkıntısını aşarak tamamını satın alması oldu. İlerleyen dönemlerde bu şarkıları daha sık duyacağız.

Yazının devamı...

Taciz affedilemez

13 Aralık 2020

Taciz bir insanın farkında olmadan yapabileceği bir husus değil. 62 yaşına gelmiş bir insanın tacizin ne demek olduğunu, kadınlar tacize uğradıklarını ortaya çıkardıklarında anlaması saçmalığına inanacak kimse var mıdır acaba?Bu hafta bambaşka bir konu hakkında yazmak için bilgisayarımın başına geçtiğimde, üyesi olduğum bir Whatsapp, grubundan gelen “Hasan Ali Toptaş olayına ne diyorsunuz?” mesajını ilk başta tam olarak anlayamadım. Sosyal medyada karşılaştığım, katıldığı bir televizyon programında çevirmenlerle alakalı yaptığı yorum soruluyor sandım ve üzerinde fazla durmadım. Bu röportajda Hasan Ali Toptaş, şu sözleri sarf ediyordu: “Yeni kitapları okurken o kadar temkinli yaklaşıyorum ki çeviri bir kitap okurken önce çevirmenin doğum tarihine bakıyorum. Çünkü günümüzde Türkçe, günümüz insanının zihnindeki kelime sayısı o kadar azaldı ki böyle tatsız çeviriyle karşılaşmaktan korkuyorum. Eğer benim kuşağımdan ya da benden önceki kuşaktan bir çevirmenin metniyle karşılaşıyorsam diyorum ki, ‘Türkçenin o unutulmuş kelimeleriyle şimdi karşılaşacağım. Lezzetini alacağım’ diye düşünüyorum.”

Tamamen ön yargılarla dolu bu düşüncelere cevap vermek son derece gereksiz. Sadece yaşa bakarak çevirmen seçmek, genç ve başarılı onlarca çevirmene yapılan büyük bir haksızlık, aynı şekilde yaşı kendisinden küçük olan yazarların da Türkçeye hakim olamayacağını düşünüyor belli ki bu düşüncelerini paylaşabiliyor.

Özrü kabahatinden büyük
Whatsapp grubunda söz konusu edilen olay ise bambaşkaymış. Söz konusu yazar, taciz iddialarıyla suçlanıyordu. Bir sosyal paylaşım sitesinden yapılan paylaşım nedeniyle çok sayıda kadın, yazar tarafından taciz edildiği iddialarında bulunuyordu. Çok zaman geçmeden yazar, özrü kabahatinden büyük ne demek diye sorulduğunda, cevap olarak gösterilebilecek bir cevap yayınladı. “İnsan eril failliğin ne olduğunu anlayana kadar karşı tarafta ne büyük yaralar açtığını bilmeden, fark etmeden, düşünmeden hatalar yapabiliyor. Failliğin ne olduğunu bugün kadınlardan öğreniyoruz. Bilmeden, farkında olmadan yaptığım davranışlar nedeniyle kırdığım, üzdüğüm, yaraladığım bütün insanlardan samimiyetle özür diliyorum” dedi.

Yazının devamı...

Sadberk Hanım’dan “Motif”

5 Aralık 2020

2020’de salgının etkisiyle zor günlerden geçen sanat dünyasında yeni açılan sergiler umut veriyor. Türkiye’nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi, 40’ıncı kuruluş yılını “Motif” başlıklı sergiyle kutluyor.

2020 salgın etkisinde bir yıl oldu. Görünen o ki 2021’in büyük çoğunluğunda durum pek farklı olmayacak. Hayat hemen her alanda yavaşladı, bazen durdu. Bundan en çok etkilenen sektörlerin başında ise kreatif endüstriler geliyor. Sergiler, konserler, filmler adeta durma noktasına geldi. Müzeler ve galeriler ziyaretçi sayılarında tahmin edilemeyecek kadar düşüş yaşamalarına rağmen hâlâ yeni sergiler düzenlemeye devam ediyor. Bu açıdan biz sanatseverler kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır.

Türkiye’nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi, 40’ıncı kuruluş yılını “Motif” başlıklı sergiyle kutluyor. Bu sergi müzede belirli türdeki eserlerden bir seçme değil, müzenin tüm koleksiyonuna odaklanan bir bakış sunuyor. Serginin tanıtım yazısında şu sözlere yer veriliyor:

“Motif başlığıyla kurgulanan sergi ve yayın projesi, müzenin belirli bir eser grubunu sunmuyor, aslında bütün müzeyi eserleriyle birlikte panoramik bir çeşitlilik içinde görünür kılıyor ve çok farklı coğrafyalarda birbirleriyle karşılaşmış farklı kültürlerin tarihsel motiflerini bir araya getiriyor. Bugüne kadar hazırlanan her sergi, müze koleksiyonlarının kuvvetli yönlerini göz önüne serdi. Yıldönümü projemiz ise eserleri bu defa motifler yoluyla birbirine bağlıyor ve nispeten küçük, ama “kabına sığamayan” müzemizin aslında ne kadar zengin olduğunu anlatıyor.”

Henüz tam olarak inceleme fırsatı bulamadım lakin sergiye eşlik eden yayının da özenle hazırlandığından hiç şüphem yok. 9 Kasım’da başlayan sergi 31 Ekim 2021’e kadar devam edecek.

Contemporary Istanbul çevrimiçi

Salgından etkilenen etkinliklerden biri de her yıl eylül ayında düzenlenen Contemporary Istanbul. Salgın nedeniyle düzenleme tarihi aralık ayına alınan, hem fiziksel hem de sanal ortamda planlanan fuar, en son alınan tedbirler kapsamında sadece çevrimiçi olarak sanatseverlerle buluşacak. 19-20 Aralık ön izleme, 21 Aralık-6 Ocak arasında ise genel izleyiciye açık olarak virtual.contemporaryistanbul.com adresinden ziyaret etmek mümkün olacak. Fuarın fiziki versiyonunun ise 2021 ilkbaharında yapılması planlanıyor, ama şahsi görüşüm bu etkinliğin de yapılamayacağı yönünde.

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de galerilerin satışları dramatik bir şekilde düştü. Dünyanın en önemli fuarları sanal olarak düzenlendi ve bu sanal fuarlardaki satışlar “normal” zamanın dörtte biri civarında seyretti.

Yazının devamı...

AVM kütüphaneleri

28 Kasım 2020

AVM kütüphaneleri uygulamasıyla yıl sonuna kadar toplam 8 AVM’de kütüphane açılacak. Önümüzdeki yılın hedefi ise bunları 25’e tamamlamak.

Yaklaşık üç yıl önce Güney Kore’nin başkenti Seul’ü ziyaret etmiştim. Bu ziyaretimin amacı Türkiye’nin Seul Kitap Fuarı’nda onur konuğu olmasıydı. Seul uzaktan baktığımda teknolojisinin yaygınlığıyla beni zaten etkileyen bir şehirdi. Şehre gidince daha havalimanında bu etkinin izlerini görmek beni açıkçası hiç şaşırtmamıştı.

Fuar alanının yer aldığı komplekste bulunan alışveriş merkezini gezerken, beni bu teknoloji kullanımından çok daha fazla etkileyen bir manzarayla karşılaştım. AVM’nin en merkezi konumunda muazzam büyüklükte bir kütüphane vardı. Starfield alışveriş merkezinde yer alan bu kütüphane karşısında; keşke bizde de benzer kütüphaneler olsa diye düşünmüş, temennide bulunmuştum.

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın benzer bir uygulamayı hayata geçireceğini öğrenince çok memnun oldum. Şimdilik Seul’deki kütüphane kadar büyük ve kapsamlı değil; ama bu kütüphanelerin önemli bir boşluğu dolduracağına hiç şüphem yok. Kanaatimce bakanlığın yakın zamanda yaptığı en önemli faaliyetlerden biridir bu kütüphaneler.

Son derece isabetli

Yapılan açıklamada, AVM kütüphanelerinin sadece kitap ödünç alınıp verilen mekânlar olmadığı, aynı zamanda öğrencilerin derslerini çalışmalarında, sınavlara hazırlanmalarında da önemli bir boşluğu dolduracağı ifade ediliyor. İlerleyen zamanlarda bu kütüphanelerin çeşitli kültür-sanat etkinliklerine de ev sahipliği yapacak olması son derece önemli. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde imkânlar ziyadesiyle mevcut; lakin Anadolu’da artık AVM’nin olmadığı bir şehir kalmadığını da düşünürsek, hayatın içinde merkezi bir yere sahip AVM’lerde açılacak kütüphanelerin son derece isabetli bir şekilde hizmet vereceğini düşünüyorum. Şimdilik sadece dört yerde bu kütüphaneler mevcut: Ankara’da Nata Vega Outlet AVM ve Vega AVM, Eskişehir’de Vega Outlet AVM ve son olarak geçtiğimiz günlerde İstanbul’da açılan Ümraniye Akyaka Park AVM. Yıl sonuna kadar toplam 8 AVM’de kütüphane açılacak. Önümüzdeki yılın hedefi ise bunları 25’e tamamlamak.

İçinde bulunduğumuz salgından dolayı toplu yerlerde fazla vakit geçirmek tavsiye edilmiyor; lakin bu kütüphanelerin bugünlerde açılmasını, aynı zamanda salgın sonrasına da hazırlık olarak değerlendirebiliriz. İlerleyen yıllarda yeni yapılacak AVM’lerde baştan planlanarak çok daha büyük kütüphanelerin yer alacağına da inancım tam.

Bu projeye emeği geçen herkese teşekkürler.

Yazının devamı...