Hem ekonomik, hem stratejik

Henüz birkaç yıl önce Doğu Akdeniz’de zengin hidrokarbon yataklarının bulunduğu tespit edildiğinde büyük hayaller ve ümitler dile getiriliyordu.

Buna göre, bu kaynaklar el birliğiyle değerlendirildiği takdirde, sadece bölge ülkeleri değil, bütün dünya bundan yararlanacak ve enerji ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşılayabilecekti…

İyimser öngörülerden biri de bunun bölge ülkeleri arasındaki anlaşmazlıkların çözümünü kolaylaştıracağı ve sonuçta Akdeniz’in bir dostluk ve iş birliği havzası olacağı yönündeydi.

Bu da Kıbrıs sorununun ve Türk-Yunan uyuşmazlıklarının halli için yeni bir fırsat olarak görülüyordu…

Maalesef olaylar, hiç ümit edildiği gibi gerçekleşmedi. Aksine, denizin dibindeki bu zengin yataklar, bölge ülkelerini yakınlaştıracak yerde, birbirine daha da düşürdü. Örneğin Kıbrıs Rum yönetiminin ada Türklerini ve Türkiye’yi dışlayan bencil ve tek yanlı davranışı, sonuçta yeni bir sürtüşme ve gerilim yarattı.

Kısacası Doğu Akdeniz’deki ve Ege’deki bu potansiyel, halen her an patlamaya hazır ciddi bir siyasi sürtüşme kaynağı olarak duruyor.

***

İlgili devletler arasındaki siyasi uyuşmazlıklar, bu meselede karşılaşılan sorunlardan sadece biri. Bunun yansıra, teknik ve ekonomik alanda ortaya çıkan başka zorluklar da var.

Eğer Rum ve Yunan tarafı “ortaklık temelinde adil paylaşım” ilkesine uygun, birlikte hareket etmeye yanaşsaydı, teknik alandaki zorluk herhalde önlenebilecekti.

Örneğin Akdeniz’deki petrolün ve doğalgazın hangi yoldan Avrupa pazarlarına ulaştırılacağı konusunda başta düşünülen güzergâh, en kısa ve pratik şekilde, Türkiye’den geçiyordu. Ancak mevcut uyuşmazlıklar nedeniyle bu yol yerine karşı taraf, çok daha uzun ve masraflı, teknik olarak da daha sorunlu bir güzergâh seçti. Bu boru hattı, İsrail-Kıbrıs-Girit’ten denizin altında 3 bin metreye kadar varan derinlikten geçerek İtalya’ya ulaşacak; maliyeti de en az 7 milyar Euro’ya çıkacak…

Bu konuda bir anlaşma imzalandı, ama daha şimdiden bunun maliyetinin çok yüksek olduğu anlaşıldı, finansman ve yapım ile ilgili yabancı şirketlerin beklenen desteği pek sağlamak istemedikleri ortaya çıktı…

Bir de ekonomik zorluk var ki, bu da göz ardı edilemez. Malum olduğu üzere, dünya piyasalarında petrol fiyatlarında ciddi bir düşüş oldu. Korona dahil çeşitli faktörler, küresel bir ekonomik kriz yaratmış durumda.

Dolayısıyla Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarına ilişkin projeler, eski hararetli ilgiyi görmüyor. Tabii ilgili devletler de bu yeni ekonomik faktörü de dikkate almak zorunluluğu hissediyor…

***

Türkiye açısından biraz gecikmeli olarak girildiği bu alandaki mücadelede başlıca motivasyonun ekonomik olduğu kadar, belki de onda fazla stratejik olduğunu söyleyebiliriz.

Evet, Türkiye için, kendi Mavi Vatan sınırları içinde saydığı bölgedeki zengin enerji kaynaklarının büyük değeri vardır. Bu potansiyel, Türkiye’nin çok uzun yıllar enerji ihtiyacını karşılayabilecek, kalkınmasını kolaylaştıracaktır. Ankara’nın, Kıbrıs Rum tarafı ve Atina ile mücadelesinin önemli nedeni de bu alandaki olanaklarını kullanmak kararlılığıdır.

Ancak bir başka önemli neden de bunun stratejik boyutu ile ilgilidir. Hükümetin Mavi Vatan vizyonu, Türkiye’yi bölgesel, hatta küresel bir güç haline getirmek amacına yöneliktir. Hedef Ankara’nın Yakın Doğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan geniş bölgede etkin bir rol sahibi olmaktır.

Halen bölgede Türkiye’yi yakın komşuları ve bazı ülkelerle karşı karşıya getiren mücadelenin ve gerginliklerin gerisinde işte bu faktörler yatmaktadır…