


Daha önemlisi, bu ekonomik faaliyet yalnızca Formula 1 şirketi ve takımlarla sınırlı değil. Bir Grand Prix; otelleri, restoranları, havayollarını, taksileri, alışverişi, etkinlik sektörünü ve profesyonel hizmetleri aynı anda harekete geçiriyor.
Bakü’de bunun iyi bir örneğini gördüm. Formula 1’in Azerbaycan ekonomisine katkısı bugüne kadar yüz milyonlarca dolarla ifade ediliyor. Yarış için gelen turistler, ekipler, medya mensupları ve sponsorların harcamaları şehir ekonomisine yayılıyor. Ama Formula 1’in asıl değeri belki de bunun ötesinde.
Çünkü Formula 1 aynı zamanda dünyanın en etkili şehir tanıtım araçlarından biri. Bakü’deki yarış şehrin bir köşesinde ayrı bir pistte değil, şehrin merkezinde bu yarış için ayrılan caddelerde yapılıyor. Yarış boyunca ekranda yalnızca otomobilleri görmüyoruz. Bakü’nün bulvarını, tarihi merkezini, modern mimarisini ve Hazar Denizi’ni de izliyoruz. Şehir, milyarlarca dolarlık küresel yayın ağının içinde kendisini pazarlıyor.
Bu nedenle ülkeler Formula 1 takvimine girmek için birbirleriyle yarışıyor. Özellikle Körfez ülkeleri Formula 1’i turizm ve ekonomiyi çeşitlendirme stratejisinin parçası olarak görüyor. Abu Dabi’nin Yas Adası projesi bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Las Vegas Grand Prix’sinin ise uçuş, otel, restoran ve altyapı harcamalarıyla 1.2 milyar dolarlık ekonomik değer yarattığı hesaplandı.
Ekonomik bir platform
İstanbul’un Formula 1’e dönüşünü de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Türkiye daha önce 2005-2011 yılları arasında Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yaptı. Pandemi döneminde 2020 ve 2021’de yarış takvimine yeniden girdi. Şimdi İstanbul Park’ın 2027’den itibaren beş yıllık anlaşmayla takvime dönmesi planlanıyor.
Bunun İstanbul için en doğrudan getirisi turizm olacak. Formula 1, dünyanın dört bir yanından yüksek harcama kapasitesine sahip ziyaretçileri, takım çalışanlarını, sponsorları ve medya mensuplarını şehre çekiyor. Ancak daha önemli fırsat, İstanbul’un küresel marka değerinde.
İstanbul zaten dünyanın en bilinen şehirlerinden biri. Formula 1 ise şehri farklı bir hikâyeyle anlatma fırsatı veriyor. Teknoloji, mühendislik, otomotiv, inovasyon ve büyük organizasyon kapasitesi devreye giriyor.
Fakat bunun bir maliyeti de var. Formula 1’e ev sahipliği yapmak yalnızca pisti hazır tutmaktan ibaret değil. Organizasyonun yarış düzenleme bedeli, güvenlik, ulaşım, altyapı, yayın ve lojistik giderleri önemli bir kaynak gerektiriyor. Üstelik Formula 1 takviminde yer almak isteyen ülke sayısı arttıkça bu rekabetin maliyeti de yükseliyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca “Formula 1 İstanbul’a gelsin mi?” sorusu değil. Asıl mesele, Formula 1’in yarattığı ekonomik değerin ne kadarının Türkiye’de kalacağını ve bu değerin nasıl büyütüleceğini düşünmek. Bakü’de gördüm ki, yarış birkaç saat sürüyor ama yarattığı ekonomi çok daha uzun sürüyor.
İstanbul’un önündeki fırsat da burada. Formula 1’i yalnızca bir cumartesi ya da pazar günü seyredilecek otomobil yarışı olarak değil; turizmden teknolojiye, otomotivden uluslararası iş bağlantılarına kadar geniş bir ekonomik platform olarak ele almak gerekiyor. “Bunu becerebileceksek bu işe girelim, yoksa hiç bulaşmayalım” derim...
Özay Şendir
“Gerçeklerin” işe yaramadığı dünya…
5 Ekim 2026
Tunca Bengin
‘Defolup gitti’ ama Irak’ın yakasından düştü mü?..
5 Ekim 2026
Cem Kılıç
Çalışanın ücreti hakkında her şey
5 Ekim 2026
Didem Özel Tümer
Erdoğan’ın verdiği moral, Bahçeli’nin uyarısı
5 Ekim 2026
Abdullah Karakuş
Uzay yolu ve yeni gezegenler
5 Ekim 2026