Cehâlet üzerine

Yahya Kemal Beyatlı bir yazısında “cehâlet, esaretten beterdir!” demiş. Gerçekte insanın bir gün esaretten kurtulma şansı vardır da cehâletten kurtulma şansı olabilir mi? Cehâlet sözcüğü dilimize Arapça’dan girer; “bilgisizlik, bilmezlik, habersizlik” olarak açıklanmaktadır. Sözcüğün kökeni “cehl” bilmezlik anlamına gelir. Cehl ikiye ayrılmakta; “cehl-i basit” ayıplanmayan cehâlet, bilgisizliktir. Her insanın ayın yarıçapını veya dünyanın çevresinin uzunluğunu bilmesini beklemek lüzumsuz bir bekleyiştir. Bu gibi bilgiler insanın ilgi ve alakası çerçevesinde merak duyduğu, konu ile bir çalışma içinde değilse çok da bilmesi gereken bir husus değildir. Bir de “cehl-i mürekkeb” tabiri vardır ki esas sıkıntı da burada başlamaktadır. Bilmediğinin farkında olmayan, katmerli câhil. Sanırım bugün ülkemizin çektiği en büyük sıkıntı bu insanlardan kaynaklanıyor. Bilmediğini bilmeyen, ama her şeyi bildiğini sanan ve bilmediği konular hakkında çözüm öneren kişiler gittikçe çoğalmakta. Toplum içinde “cehl-i mürekkeb” sayısı o kadar hızla artıyor ki şaşmamak elde değil. Bir taraftan okuma yazma bilen insan sayısı artıyor, çok sayıda genç üniversite eğitimi alıyor diye sevinirken, diğer taraftan bu kadar öğrenim görmüş câhili nasıl yetiştiriyoruz diye hayıflanıyoruz.

Cehâletin hakimiyeti

Yahya İbn Adî, “Tehzîbü’l-Ahlâk / Ahlâk Eğitimi” isimli eserinde, câhil kişilerin toplumdaki bozulmalarda büyük payları olduğundan bahisle;

... Gençler huylarını/ahlâkını daha çok dostlarından ve yakınlarından, ebeveyninden, ailesinden ve büyük ailesinden edinir... Aynı şekilde gençler, liderleri ve mevkilerine gıpta ettikleri, kendilerinden üstün kimseleri görünce de onlara benzemek ve onların ahlâkını edinmek ister. Dolayısıyla eğer bu kimseler ahlâkî eğitimden geçmiş ve temiz hayata sahip kişilerse, onlara benzeyen de güzel ahlâklı ve doğru istikamet üzere olur. Tam tersine bu kişiler kötü ve cahil kimselerse, onları gören ve yollarını izleyen de kötü ve cahil olur. Cahillik, kötülük, fenalık, hırs ve haset onlara hâkim olmuştur. Tabii olarak insanların bazısı bazısını takip etmekte ve başkasının peşinden giden kimse, izlediği kişinin hayatına daima tabi olmaktadır. Bu nedenle kendine tâbi olunan kimselere kötülük ve cahillik hâkim olursa onların çocukları, gençleri ve kendilerini izleyenler de zorunlu olarak onlar gibi olurlar...” diyerek, konu üzerine dikkat çekmek ister.

Kötülüklerin başı

Dikkat edilirse görüleceği gibi Yahya İbn Adî, kötü huyların başına cahilliği koymakta. Çünkü cehâlet, insanın neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda tercih yapmasına imkân vermez. Câhil insan körü körüne önünden giden, aklınca takip etmesi gerektiğine inandığı kişiyi, onun çizdiği yolu takip eder. O yüzden eğitimin olduğu kadar, eğitimi veren kişinin de önemli olduğunu unutmamak gerekir. Sık sık belirtmeye çalıştığım gibi, eğitim sırasında en dikkat edilecek husus, eğiticinin, söyledikleriyle davranışlarının tutarlı olması gerektiğidir.

Hemen hemen tüm düşünürler cehâlet üzerinde yoğunlaşmış, kıyısından köşesinden cehl üzerine yorumlarda bulunmuşlardır. Günümüzden üç yüz yıl önce Kâtip Çelebi; “... Cehâlet ve ahmaklıklarından putları Tanrı sanmak mertebesine varırlar...” diyor. Yahya İbn Adî ise;  “... İnsanlar gerçekte, cahillerin ve sıradan insanların zannettiği gibi konumlarına, zenginliklerine, mal ve mülklerinin çokluğuna göre değil, faziletlerine göre birbirlerine üstün olurlar. Zenginlik, kötü alışkanlıklara sahip, cahil ve yetersiz insanların noksanlığını artırır ve kusurlarına kusur katar...” demektedir.

Cehâlet güzel midir?

Bir anlamda câhillik çok güzeldir. Hemen her şeyi biliyorsun, hatta bilmenin ötesinde her bildiğinin doğru olduğuna inancın tam. Sanırım insanı bundan daha çok mutlu eden bir durum olamaz. Ne kadar câhil kalırsan o kadar mutlu olma şansın var. Ancak bu mutluluk aynı zamanda bir esaret olup, bilgiye kapalı, kendi dışında gelişen dünyadan habersiz, kendi için yaşayan kişi sayısının artmasının insanlık açısından büyük sıkıntı yaratacağını düşünüyorum. Gelişim için çaba sarf etmeyen, öğrenmeyen, bu nedenle eğitim dışı kalan çoğunluğun dünyası aynı zamanda esaret dünyasıdır. Gelecekte, bilgi sahibi olan, araştıran yeni düşünceler geliştiren toplum ve topluluklar bu esirlerin sahipleri olacak, onları istedikleri gibi yönetip, gerektiğinde sarf malzemesi olarak kullanacaklardır. Nereden çıktı bu şimdi derseniz, H. G. Wells’ten günümüze çok sayıda bilim-kurgu yazarının bu konuyu işlediğini, toplumun en alt sınıfını oluşturan bu insanların acınacak yaşamlarının yer aldığı çok sayıda roman ve hikâye yazdıklarını hatırlatmak isterim. Unutmayalım ki, varoluşunun başından beri eğer insan bir şey düşünmüşse er veya geç onu gerçekleştirmiştir. Düşünmeyen, düşünmeye gerek duymayan insanların ise hiçbir zaman bir geleceği olmamıştır.