İLHAM ÜZERİNE

“Elbette ben de pek çok insan gibi ilham denen bir şeyin varlığına inanırım, ancak önemli olan çalışırken gelmesidir.”

Pablo Picasso

....................

İlham Arapça “lehm” kökünden türetilmiş bir kelime olup dilimizde; “birşeyi birden yutmak, ruhta meydana gelen ve yaratıcılığa iten coşku, içe doğma” olarak açıklanıyor. Bazı sözlüklerde, “gönüle doğma, gönüle doğan, esin” olarak da belirtiliyor. Tasavvufta ise “Allah’ın insanın gönlünü doldurması, deney ve akıl yoluyla ulaşılabilen bilgilerden başka, kulun kendi isteği ve çalışmasına bağlı olmaksızın, doğrudan Tanrı vergisi ve aracısız olarak kulun içine doğan ya da atılan bir bilgi” olduğu kabul edilmekte. Akıl ve duyu yanılgılarından uzak olan bu bilgide aldanma ve yanılma payı yoktur. Ancak, vahiy ile ilhamı birbirine karıştırmamak gerekir. Kelam bilginlerine göre vahiy insanlar için bağlayıcı olduğu ve müminler için kesin bilgi değeri taşımasına rağmen, ilhamın doğruluğu ve geçerliliği yalnızca ilgili kişiye bağlıdır. Bu nedenle ilham dinsel konularda kanıt sayılmaz.

İlham kendine mitolojide de yer bulmuştur. “Esin Perisi” olarak nitelenen “Mousa”lar, Titan tanrıça Mneraosyne ile tanrı Zeus’un kızları olup dokuz kardeştir. Helence “Mousa”, Latince “Musa” olarak isimlendirilen bu esin perileri, tanrıların olduğu kadar insanların da özellikle sanat alanında yetkinleşmeleri için çaba göstermekte olup, pek çok İlkçağ ozanına esin kaynağı olurlar. Bir dönem “İlham” şimdilerde ise daha çok “Esin” olarak belirttiğimiz kavram dilimizde “etkilenme, çağrışım veya içe doğmayla akla gelen yaratıcı duygu” olarak açıklanmaktadır.

“Sonra tanrısal sesler üflediler içime olacakları ve olmuşları yüceltmek için ve hele övmek için kendilerini  her destanın başında ve
sonunda.” 
Hesiodos

Esin Evi

Bu perilerin adı olan mousa’dan gelen müzelerin toplumumuzda yeteri kadar değerlendirilmediğini gördüğüm için, bu yapıların birer eski eşya deposu olarak değil esin alınacak yer anlamına gelen “Esin Evi” olarak isimlendirilmesinin daha doğru olacağını düşünürüm. Müzelerde geçmişin gelecek için hazırladığı senaryoları görürüz, elbette onları görecek bilgiye sahipsek. İster müzik, ister edebiyat, isterse güzel sanatların herhangi bir dalı için “esinin” çok özel bir önemi vardır. Bir insana “esin” nasıl gelir? Bir şeyden esinlenmek için öncelikle birşeyler bilmemiz gerektiği aşikârdır. Eğer herhangi bir konuda yeteri kadar bilgi sahibi değilsek, ilgilendiğimiz veya üzerinde çalıştığımız konuda uzun süreli ve karşılaştırmalı araştırma yapmamışsak, oturduğumuz yerde herhangi bir esin gelmesi de söz konusu olamaz. Pablo Picasso’nun sözleri bize hiç unutmamamız gereken bir derstir. Önemli olan çalışmadır. Çalışıp, araştırıp, karşılıklı okuyup, yalnızca bir kaynaktan değil, farklı kaynaklarda da neler söylendiğini, neler düşünüldüğünü öğrenmeden herhangi bir sonuca varmak bizi büyük bir ihtimalle hataya sürükleyebilir.

Esin gelmesini beklemek, çalıştığımız veya üretmekte olduğumuz herhangi bir konuda o güne kadar yapılandan farklı bir üretim yapmak için çalışmak, yeni ve alışılımışın dışında bir görüş açısı geliştirmek için gereklidir. Eskinin, alışılmışın tekrarı için herhangi bir esine ihtiyaç yoktur. Çevremizde olanı veya herhangi bir şekilde gördüğümüzü veya bildiğimizi tekrarlamak için yeni düşünceler geliştirmek gerekmez. Çünkü, yapılan iş sadece bir kopya olacaktır. Ancak, ince noktalarının farkına varmadığımız veya farkına varacak bilgiden yoksun olmamız da kopyalamayı yeteri kadar düzgün yapmamıza engeldir. Bu nedenle çoğunlukla yeteri kadar bilgi sahibi olduğunu sanan kişilerin alelusul yaptığı kötü kopyalarla çevrelenmiş haldeyiz.

“Sen taşla toprakla bir şeyler  yaparsın o bir yapıdır.

Ama birden birşey yüreğime dokunur, ah ne güzel derim. İşte o mimaridir.”

Le Corbusier

Çünkü, gerçek mimaride herhangi bir yapı yerine, bizde farklı duygular uyandıran, esin veren bir şeyler vardır. İçinde dolaştığımız farklı mekânlar yaşamımızı zenginleştirmekte, bizim yeni şeyler düşünmemize yol açan duygular oluşmasına neden olmaktadır. Bu duygular ister istemez bizim heyecanlanmamızı, yaptığımız herhangi bir işte de aynı başarıya ulaşmak için çalışmamız gerektiğinin farkına varmamızı sağlayacaktır.

Sanatçı

“Genelde sanatçının, özelde mimarın bütün işi hiçbir şeyden bir şey
yaratmaktır.” 
Paul Valéry

Nasıl olur da, bir insan hiçbir şeyden bir şey yaratabilir? Gerçekte somut olarak ortada çok şey vardır. Ancak genelde sanatçı, özelde mimarın gerçek işi o güne kadar ortada olmayan bir şeyleri ortaya çıkartmak, farklı bakış açıları geliştirmek, yeni kurgular ve düşünceler oluşturmaktır. Bunları nasıl yapabiliriz? Öncelikle çalışmamız, bir anlamda yaşamımızı adadığımız konularda çok çaba harcamamız gerekir. Yalnız okuyup, araştırmak yetersiz kalabilir. Bilgi birikimimizi denememiz gerekir? Müzikte, edebiyatta, güzel sanatların resim ve heykel gibi daha küçük ölçekli ürün verilebilen dallarında bu işi yapmak görece daha kolaydır. Bestelenen bir müzik parçası eğer beğeni toplamazsa, dinlenmeyebilir. Bir yazar derin bilgisinin ve gözlem gücünün yanı sıra kendini ifade etmek için küçük hikâyeler, denemeler yazabilir. Yaptığı kurgu beğenilmezse kitap haline gelmez, kitap haline getirilse de baskı sayısı kısıtlı kalır. Yapanı tarafından beğenilmeyen bir resim, tual tekrar boyanarak yenilenebilir. Heykelin küçük kopyaları yapılarak hata içeren bölümleri düzeltilebilir. Ancak mimaride böyle bir imkân yoktur, her ne kadar günümüzde detaylı projeler çizme şansına, onların içinde üç boyutlu dolaşma şansına sahip olsak da. Gerçek bir mimari farklıdır, bu tür yapılarda mimarın esin duygusunun daha gelişmiş, kendini ifade etmesi için gereken kültüre daha çok sahip olması gerekir.

İçinde yaşadığımız şehirlere, çevremizi kuşatan yapılara baktıkça bunca kötü şeyi yapmaktansa, keşke oturup “esin” gelmesini beklemek yerine, biraz daha çalışmaya, araştırmaya vakit ayırsaydık diye düşünmekteyim. Haydi, bundan böyle bilgi birikimi edinmek için daha çok çalışalım, hikaye ve efsaneler yerine gerçeklere ulaşmak için emek sarfedelim. Gelecek için yeni şeyler düşüneceklere, yeni şeyler söyleyeceklere ihtiyacımız var.