KALABALIĞIN BİLGELİĞİ

Sosyal bilimci Francis Galton, 1907 yılında “Nature Dergisi”nde “Vox Populi / Halkın Sesi” adıyla bir makale yayımlar. Bu makalesinde “kalabalığın bilgeliğinin dikkate alınması gerektiğine” işaret eder. Bu kanaate Plymouth kentinde yapılan çiftçi festivalinde tanık olduğu bir yarışma sonrası varmıştır. Festivalde yapılan bir yarışmada ortaya bir öküz getirilir.

 Ufak bir ücret karşılığı yarışmaya katılanlar, hayvan kesilip derisi yüzüldükten sonra kaç kilo et çıkacağını küçük bir kağıda yazacak ve en yakın tahminde bulunan ödül kazanacaktır. Konuyla yakın ilgisi bulunmayanların yanı sıra uzman kasapların da yer aldığı kalabalıktan sekiz yüz civarındaki kişi tahminlerini kağıda yazıp verir. Galton, bu tahminleri toplar ve katılan kişi sayısına böler, yani aritmetik ortalamasını çıkarır. Sonuç inanılmaz bir şekilde gerçeğe yakındır. Ortalama tahmin 544 kg, gerçek etin ağırlığı ise 544.5 kg’dır.

Çağdaş örnekler

Daha sonra aynı yöntem 1968 yılı Mayıs ayı içinde Kuzey Atlantik’te kaybolan Scorpion denizaltısı için uygulanır. Okyanusta yapılan detaylı araştırmalarda denizaltının izine rastlanmaz. John Craven isimli yönetici, önce kayıp olayı hakkında alternatif senaryolar kurgular, matematikçi, denizci ve deniz kazalarından kurtulmuş insanlardan oluşan geniş bir ekip kurar, bu kişilerden ayrı ayrı kendilerine sunulan senaryoların ne kadar olası olduğunu tahmin etmelerini ister.

Sonuç; ekibin tahmin ettiği noktanın iki yüz metre ilerisinde denizaltı bulunur. 2003 yılında meydana gelen Columbia uzay mekiği kazasında NASA’nın hiyerarşik yönetim yapısının alt kademelerindeki mühendislerin görüşlerine itibar etmediği için gereken önlemlerin alınmadığı sonucuna varılır. Kalabalığın bilgeliği yerine az sayıdaki kişinin görüşüne itibar edilmiş ve sonuçta büyük bir kaza yaşanmıştır.

Oy Hakkı

Bilim kurgu yazarı Isaac Asimov, “Oy Hakkı” isimli öyküsünde kalabalığın bilgeliğine bir örnek verir. Amerika Birleşik Devletleri “elektronik demokrasi”ye geçmiştir. Multivac isimli bir bilgisayar nüfusu temsil edecek tek bir kişiyi seçer. Multivac’ın seçtiği ortalama kişi olan Norman Muller herkes adına tek oy kullanacak ve oy verdiği kişi başkan seçilecektir. Bu hikâye istatistik bilimi açısından ilginç bir fantezi olarak görülmektedir. Ancak, doğru bir örnekleme yapıldığında ABD Başkanı seçilecek kişiyi en az hata ile belirlemek neden mümkün olmasın?

Üç şart

Bu düşünceleri değerlendiren James Surowiecki 2004 yılında “The Wisdom of Crowds / Kalabalığın Bilgeliği” isimli bir kitap yayımlar.

Surowiecki’nin araştırmasına göre; kolektif aklın doğru sonuçlara varabilmesi için belli koşulların oluşturulması gerekir. Bunların ilki farklılıktır. Kalabalığın homojen değil, olabildiğince farklı görüşten insanlardan oluşması gerekir. İkincisi ise kalabalığı oluşturan kişilere merkezi bir yapıdan etki edilmemesi, üçüncüsü ise kalabalığı oluşturan kişilerin bağımsız düşünme ve karar verme yeteneğine sahip olmasıdır.

Bu şartlar sağlandığı taktirde çok sayıdaki insanın ortak aklı, grubu oluşturan bireylerin tek tek verdiği kararlardan daha doğru sonuçlara ulaşabilir.

Önemli olan kişiler arasında farklılıklar bulunsun, kalabalığı oluşturan bireyler merkezi bir aklın güdümüne girmesin, düşünce ve kanaatlerini hiçbir kısıtlama ve yönlendirme olmadan ortaya koyabilsin.

Almanya ve İtalya örneği

Kalabalığın bilgeliği kendini bazı ülkelerdeki örnekler ile de göstermektedir. Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği büyük yıkım ve hemen sonrasındaki 1929 ekonomik bunalımı İtalya ve Almanya’da birer kişinin güçlenmesine ve devleti ele geçirmesine yol açar.

Mussolini ve Hitler elde etikleri güçle ülkelerini büyük bir yıkıma sürüklerler. 1945 sonrası her iki ülke de Cumhuriyet rejimine geçer ve mutlakiyet anlayışını terk eder. 1945’den günümüze kadar yapılan seçimlerde ne Almanya’da ne de İtalya’da terk parti iktidarı görülmez. Yaklaşık yetmiş altı yıldır her iki ülke de koalisyonlarla idare edilmektedir. Sanırım, kalabalığın bilgeliği yaşanan büyük yıkımdan sonra bir daha hiç kimseye tek adam olması için yetki vermeme yöntemini seçmiştir.

Türkiye örneği

Kalabalığın bilgeliği, tüm kesimlerin düşüncelerini yansıtan ve tıpkı bir arada yaşayan seçmenler gibi, egolarını dengeleyerek bir arada çalışmayı başaran partilerin yönetimi üstlenmesi gerektiğini düşündürmektedir.

Pek farkında olmasak da ülkemizde de benzer durumlar yaşanmıştır. Yirmi üç yıl süren tek partili dönem sonrası 1946 yılında çok partili demokrasiye geçilir. Önce tek parti içinde farklı bir görüş, daha sonra muhalefet olarak gelişen Demokrat Parti 1950 yılında iktidar olur. Ancak, kısa süre içinde parti içindeki farklı görüşler dikkate alınmadığı, muhalefet göz ardı edildiği için, hiç de arzulanmayan bir şekilde siyaset dışı müdahaleye maruz kalınır.

Bu sert müdahaleye karşı, kalabalığın bilgeliği devreye girer ve 1961-1965 arası koalisyonlar dönemi yaşanır. Siyaset dışı müdahalenin azaldığı ve koalisyonun yarattığı sıkıntılar sonucu tekrar tek partinin yönetimi üstlendiği 1965-1969 dönemi yaşanır. Ancak bu kez de tek parti içindeki farklılıkların yarattığı bölünmeler 1980 yılına kadar on bir yıl süren yeni bir koalisyonlar dönemi yaşanmasına neden olur. Ne yazık ki koalisyon kültürünün oluşmadığı bu dönem de siyaset dışı bir müdahale ile sonlanır.

1983 sonrası az bir farkla iktidar olan Anavatan Partisi ise kendi içinde bir koalisyon oluşturmuştur. Turgut Özal’ın “dört eğilim” dediği bu birliktelik 1987 seçimlerinde büyük oranda zedelenir ve 1991 sonrası 2002 yılına kadar sürecek yeni bir koalisyon dönemi başlar.

James Surowiecki, The Wisdom of Crowds, United States, 2004.

KALABALIĞIN BİLGELİĞİ