Thomas More ve vicdan özgürlüğü

Thomas More, 1478’de Londra’da doğar. Sekiz yaşında St. Anthony Koleji’nde eğitime başlar. Dört yıl okuduktan sonra, dönemin geleneğine uygun olarak, babası onu bilgisini ve görgüsünü arttırması için Kardinal Morton’un evine yerleştirir. Bu evde birkaç yılını geçiren More, bu vesileyle çağının önde gelen kişilerini tanımak ve değişik konularda geniş bilgi edinmek imkânını bulur.

On dört yaşına gelince öğrenimine devam etmek için Oxford’a gider, döneminin en ünlü hümanistlerinin öğrencisi olarak Latince ve Grekçesi’ni ilerletir. More’un yaşadığı yıllarda Latince, Katolik Kilisesi’nin dili olduğu için, eğitimde büyük bir yer edinmiş olup, özellikle kamuda görev alacak kişilerin mutlaka bilmesi gereken bir lisandır. İki yıllık Oxford eğitiminden sonra, hukuk eğitimi veren New Inn ve Lincoln’s Inn’de öğrenimine devam eder ve 1501 yılında Londra Barosu’na kabul edilir.

Keşişlik ve evlilik

Zaman zaman Grekçe’den yaptığı çevirilerde, birlikte çalıştığı, dönemin ünlü hümanisti Erasmus’un bir mektubundan anlaşıldığına göre, More Oxford’da kalıp, Grekçe ve felsefe ile ilgili çalışmalarına devam etmek isterse de yargıç olan babası onu kendisi gibi bir hukuk adamı olarak yetiştirmek ister. 1501-1505 yılları arasında rahip olmayı arzular, Charterhouse Manastırı’na kapanır ve dört yıl keşiş olarak yaşar.

1505 yılında Jane Colt ile evlenir, bu birliktelik sonucu üç kızı ve bir oğlu olur. Son çocuğunun doğumundan kısa bir süre sonra Jane Colt vefat eder. Birkaç ay sonra çocuklarına bakması için Alice Middleton ile evlenir. Alice ne gençtir ne de güzel. Üstelik huysuz olmasına rağmen More onunla iyi geçinir.

Uzun bir süre More’un evinde misafir kalan Erasmus, bu beraberliği şöyle anlatır; “ ... Şakalarla, okşamalarla, karısını avucunun içine aldı. Oysa çoğu kocalar, hoyrat ve sert davranarak, karılarını yola getiremezler. Bu kadının ters ters konuşmalarına aldırmadan ona harp ve gitara çalmasını öğretti...

More çağlar ötesinde kalan düşünce ve eylemlerinin yanı sıra iyi de bir babadır. Doğurmak üzere olan büyük kızı Margaret’e yazdığı bir mektupta, onun gibi kadınlara hayran olduğunu, üç erkek doğuracağına kendine benzer tek bir kız çocuğu doğurmasını yeğlediğini söyler; “ ... Bil ki, çocuklarım cahil ve tembel olmasınlar diye her şeyi gözden çıkarırım; onların gelişmesine yardım etmek için işimi gücümü bırakırım gerekirse...”

Kadınlar ve erkekler

Thomas More kadınla erkek arasında hiçbir ayrım gözetmez. Kadınların da tıpkı erkekler gibi eğitilmeleri gerektiğine inanır; “ ... Ekim zamanı gelince tohumu eken el, ha bir erkek eli olmuş, ha bir kadın eli… İnsanı hayvandan ayıran akıl, erkekte de var, kadında da. Onun için ikisi de okumalı; güzel bir eğitimin tohumlarıyla yeşeren tarla örneği, akıllarını geliştirip güçlendirilmeli. Kadınların okumalarını engellemek isteyen kişilerin savundukları gibi, eğer kadınlar akıl alanında verimsizse, onların tarlalarında ancak zararlı otlar bitiyorsa, o zaman kadınların eğitimiyle özenle ve sürekli uğraşıp, doğanın bu yanlışını düzeltmek gerekir...”

Üzerinden beş yüz yılı aşkın zaman geçmesine rağmen hâlâ kadınlarını okutmayan, onların eğitimlerine gereken önemi vermeyen toplumların yaşadığı sıkıntıları gördükçe, bu ne yüce bir düşünce, niçin bizim toplumumuzda da bu tür geleceği oluşturan insanlar bulunmuyor diye üzülmemek elde değil.

Ölüm cezası

More aynı zamanda savaşa da ölüm cezasına da karşıdır; “ ... İyi bir kral savaştan ve yabancı ülkeleri ele geçirmeye yeltenmekten kaçınıp elinde bulunan ülkeleri doğru dürüst yönetmeye bakmalıdır… Aklı başında bir cerrahın, ancak son çare olarak bir kolu ya da bacağı kestiği gibi, toplum da ancak her çeşit çareyi denedikten sonra ölüm cezasına başvurmalı...

Diğer yandan bir anlamda soylu sınıfa yakın olmasına karşın, Erasmus gibi o da soylu sınıfa karşıdır; “ ... Rahatlık onları gevşetmiş, keyif yumuşaklaştırmıştır. Yararlı mesleklerde ustalıkları yoktur. Ancak eğlenceden, avdan, ya da bundan da kötü şeylerden anlarlar… Ne diye bu tür insanlar, ayakkabıcılardan ya da çiftçilerden üstün sayılsınlar? Zenginliğin birkaç kişinin elinde toplanmasını engellemek için çareler düşünülmeli...

Parlamento üyesi ve yargıç

25 yaşında parlamento üyesi olan Thomas More, kısa süre sonra Kral VII. Henry’in kızını evlendirmek bahanesiyle koymaya çalıştığı vergiyi yeren bir konuşma yapar ve söz konusu verginin reddedilmesini sağlar. Parlamento üyelerinin “Tüysüz bir oğlan” olarak niteledikleri genç üyenin bu konuşması kralı kızdırır ve babasının hapisle cezalandırılmasına yol açar. 1508’de kralın baskısından kurtulmak için Fransa’ya bir yolculuk yapar. Bu sırada ölen kralın yerine VIII. Henry kral olur ve kendisini geri çağırarak, yargıçlığa atar.

Yargıçlığı sırasındaki adalet anlayışı ve uygulamaları Londra halkı arasında bir tekerlemenin doğmasına yol açar;

More bir süre yargıç olunca,

Dava kalmadı artık ortada.

More yeniden yargıç oluncaya kadar,

Böyle bir şey bir daha görülmeyecek.

Thomas More ve vicdan özgürlüğü

Thomas More, Utopia, Çev. Vedat Günyol-Sabahattin Eyüboğlu-Mina Urgan, İstanbul, 2000.

Ünvanlar ve devlet görevi

1521’de şövalye ilan edilir ve “Sir” ünvanını alır. 1523’de Avam Kamarası’na başkan seçilir. 1529’da Lancaster bölgesinin “Chancellor”u, aynı yıl Ekim ayında, dönemin en yüksek devlet görevi olan “Lord High Chancellor”luğa atanır. Başbakanlıkla eşit bir görev olan ve baş yargıçlık anlamına gelen bu görev sahipleri halkın deyimiyle “Kralın vicdanının bekçisi” olarak nitelenmektedir. Artık Lordlar Kamarası’na başkanlık etmektedir.

Lordlar Kamarası’nın mührünün kendisine verildiği tören sırasında; “Gerçekten onurlu olmaktan uzak sıkıntılar ve tehlikelerle dolu bir görev sayıyorum bunu. Benden önce aynı görevi üstlenen kişinin durumundan anlaşılacağı gibi, insan ne denli yükselirse, o denli kötü olur düşüşü.” dediği bilinmektedir.

Gerçekten kısa bir süre sonra, VIII. Henry’nin Şarlken’in yeğeni olan eşi Catherine’den boşanıp, Anna Boleyn ile evlenmek istemesi üzerine İngiltere ile Papalık arasında çıkan problem ve bağımsız İngiliz Kilisesi’nin kuruluşuna karşı çıktığı için sıkıntılı bir dönem yaşar. Devlet görevlerinden ayrılır; “ Aman ne güzel, artık güneşe günaydın diyorum, devlete iyi geceler.” diyerek duygularını ifade eder.

‘Herkes sizin dürüstlüğünüzü biliyor’

Kral tarafından yapılan bütün baskılara direnen Thomas More, İngiliz Kilisesi’nin başı olan krala bağlılık yemini etmekten kaçınır. Kral ile aralarında geçen bir diyalogda, More; “Benim düşündüklerimin sizin için ne gibi bir değeri olabilir ki?” diye sorunca, VIII. Henry; “ Siz dürüstsünüz de ondan değeri var; daha doğrusu, herkes sizin dürüstlüğünüzü biliyor da ondan” karşılığını verir.

1534 yılı Mart ayında Londra Kulesi’ne hapsedilir, on beş ay süresince hapis yattıktan sonra. 6 Temmuz 1535 günü başı kesilerek hayatına son verilir. Yüz yıllar sonra 1935’de Papa XI. Pius tarafından aziz ilan edilir.

Tüm baskılara karşı direnen Thomas More’un suçu, düşüncesini başkalarına yaymak ya da uygulamaktı. Oysa o sadece susmuştu; “Ben böyle sustuğum için ne sizin yasanız ne de yeryüzünde herhangi bir başka yasa beni cezalandıramaz.” demiştir. Thomas More, insanların inanmadıkları şeylere yalan yere yemin etmemeleri uğruna, yani vicdan özgürlüğü uğruna hayatını feda eder ve yüz yıllardır bu onurlu davranışı nedeniyle anılır.

İnsanlığın bugün geldiği düzeye bakınca bazılarının canı fedasına korumaya çalıştığı vicdan özgürlüğü, özgür düşünce ve hayatını dilediği gibi yaşama arzusuna çok büyük bedeller ödenerek ulaşıldığı ama hiçbir şekilde de istenene erişilmediğini görmek gerçekten üzücüdür. Anlaşılan kat edilmesi gereken daha çok yolumuz var.