Zaman yapılara da insaf etmez!

Modern yapıların ve malzemenin yaşlanma, zaman içindeki yıpranmadan ötürü bakımları ve geriye kazanımları çok daha güç olacaktır. Moda olduğu, beğeni topladığı için çoğu malzeme iklim özeliklerine uygun olsun olmasın, büyük hevesle her tür iklim koşulunda, yöre şartlarının kısa süre içinde getireceği yıpranma göz ardı edilerek kullanılmaktadır

"Yapılar zamana meydan okur" denilirse de inanmayın, hiçbir yapı sonsuza kadar varlığını sürdüremez, nihayetinde her başlangıcın bir sonu vardır. Yapılar da zaman içinde tahrip olur ve sonrasında doğaya yenik düşerler. Bizim elimizden gelen onların ömrünü uzatmak için destek vermek, bakımlarını yapmak, onarmak, mutlaka ve mutlaka kullanmak, içlerinde hayatın devamını sağlamaktır. İçinde hayatın o güzel cıvıltılarının duyulmadığı bir yapı veya yapılar topluluğu zaten ölmüş ve yok oluşa doğru bir yolculuğa çıkmış demektir.

Sıva cehaleti

Doğal çevrenin etkileri, bir binanın yüzeyini oluşturan malzemeleri zamanla tahrip eder. Bu tahribata müdahale edilmediği zaman kaplama yıpranır, incelir ve koruyucu özelliklerini kaybeder. Son yıllarda bir moda oluştu, yüz yıllar boyu sıva ve boya gibi kaplama malzemeleri ile kaplı olan yapıları soyup, tahribe açık hale getiriyoruz.

Sıva ile korunmakta olan taş, tuğla, harç gibi malzemeler açığa çıkıyor ve yapı hızla yıpranmaya başlıyor. Üstelik bütün bu işleri restorasyon adı altında yapıyoruz. Vitrivius’un da iki bin yıl önce belirttiği gibi meslek pratiği olmayan, yapı malzemelerini tanımayan, yalnızca teorik düzeyde -onun da ne kadarı doğru bilinmez- bilgiye sahip olanların yol açtığı bu hatalı gidişe ve kaynak kaybına acilen son vermek gerekir.

Bu yapıların başında gelen kültür mirasımız hiç şüphesiz son günlerde tekrar gündeme gelen Ayasofya Camii’dir. Çeşitli ocaklardan çıkan, hepsi birbirinden farklı özellik arz eden taşlarla ve yer yer tuğla ile inşa edilen, derzleri su almaya ve don sonucu tahribe müsait yapının derisini soymakla aynı anlama gelen sıvalarını sökmek nasıl bir anlayıştır, anlaması mümkün değil!

Dış yüzeyi sıva ve periyodik olarak yapılması gereken boya veya badana ile koruma altına alınmayan yapıların, yağmur altında ıslanan derzleri, iç mekâna doğru kılcal boşluklar vasıtasıyla suyu ilertir ve yapının iç yüzünde rutubetlenmeye neden olur. Eğer yapının iç yüzünde mermer, çini, mozaik gibi kaplamalar varsa zaman içinde bunların arkasındaki bağlayıcı tabaka, rutubet nedeniyle zarar göreceği için dökülmeler, duvar yüzeyinden ayrılmalar başlar.

Yapıların çoğunun çatısı kurşun, taş veya kiremit gibi örtücü ve koruyucu malzemeler ile kaplıdır. Yapıların dış yüzlerindeki sıvaları sökenlerin aklına hiç çatı örtülerini de kaldırmak geldi mi acaba? Çatılarındaki kurşun kaplama sökülmüş, kiremitleri kaldırılmış yapıların kısa süre içinde nasıl bir tahribata uğradığı herkes tarafından bilinmektedir. Buna rağmen niçin yapıların düşey duvarlarındaki koruyucu malzemeleri sökeriz veya sökülmesini öneririz?

Zaman yapılara da insaf etmez

Gökdelenin yapım aşamaları dikkate alındığında gelecekte var olmak için hiçbir şansları olmadığını görünüyor.

Bağlama ve birleştirme

Geçmiş dönem yapıları gerek malzeme gerekse bağlama ve birleştirme tekniklerinin çok karmaşık olmadığı yapılardır. Bu nedenle tahrip olma ve çözülme süreçleri çok daha uzun bir zamana yayılmaktadır. Buna karşın günümüz yapılarında çok daha karmaşık malzeme, bağlama ve birleştirme teknikleri kullanılmaktadır. Bu nedenle, çağdaş yapıların tahribi ve terk edilmesi çok daha kısa sürelerde olmaktadır.

Yeniden fonksiyon verilmeyen veya verilemeyen yapıların onarımını yapmak yerine boşaltılıp yıkıldığını görmekteyiz. Çünkü gerek yapımında kullanılan malzeme gerekse bağlama ve birleştirme teknikleri açısından zafiyet taşıyan yapıları onarmanın maliyeti çok yüksek olmaktadır. Aynı malzeme, bağlama ve birleştirme teknikleriyle yapılacak onarımların da çok uzun bir süre dayanması mümkün değildir. Bu nedenle geleceğe günümüz mimarisini yansıtan çok az sayıda yapı örneğinin kalacağını düşünmekteyim.

Günümüzde büyük harcamalarla yapılan pek çok yapının bakım ve onarım masrafları, kısa süre sonra yapının inşasına harcanan bedellerin çok üzerine çıkmaktadır. Bir süre göz yumulan bu onarım maliyetlerini sonsuza kadar finanse etmek mümkün değildir. Var olan örneklerden bazıları kamu tarafından finanse edilerek geleceğe ulaştırılabilir, ama tümünü olduğu gibi korumanın mümkün olmadığını anlamak gerekir.

Gökdelenlerin geleceği

Günümüzde sıklıkla inşa edilen gökdelenlerin gelecekte var olma şansları nedir? Bir gökdelenin yapım aşamaları dikkate alındığında hemen hiçbir şansları yok. Bu tür yapıların özellikle dış cephelerine yapılması gereken müdahalelerin maliyeti ne olacaktır? Zeminden başlayan ve çatıya kadar yükselen bir bakım ve onarım iskelesi nasıl kurulacaktır. Daha onarıma başlamadan yapılacak böylesi büyük bir harcamayı kim finanse etmek ister? Üstelik herkesin aynı ekonomik düzeyini muhafaza edemediği müşterek mülkiyetli yapılarda onarım maliyeti sorunu nasıl halledilecektir?

Modern yapıların ve malzemenin yaşlanma, zaman içindeki yıpranmadan ötürü bakımları ve geriye kazanımları çok daha güç olacaktır. Moda olduğu, beğeni topladığı için çoğu malzeme iklim özeliklerine uygun olsun olmasın, büyük hevesle her tür iklim koşulunda, yöre şartlarının kısa süre içinde getireceği yıpranma göz ardı edilerek kullanılmaktadır.

 Zaman yapılara da insaf etmez

Mohsen Mostafavi-David Leatherbarrow, Zaman İçinde Mimari, Çev. Yusuf Civelek, İstanbul, 2005.

Ahşap konusu

Geçmişte gerek ağaç türleri gerekse kesim ve kurutma şartları göz önüne alınarak, ağaç türüne göre taşıyıcı, bölücü, kaplama, doğrama gibi farklı ağaç türlerinin kullanılmasına dikkat edilmesine karşılık, günümüzde her tür ağacın, hiçbir kaygı duyulmaksızın hemen hemen her tür imalatta kullanılmasının zaman içinde doğuracağı sonuçlar hiç düşünülmemektedir. Çok hızlı bir tüketim alışkanlığı içindeyiz, herkes söylediğini, yazdığını ve yaptığını hızla bir an önce topluma sunmak istiyor. Bu acele çoğu zaman ne yaptığımızın farkına varmamızın önündeki en büyük handikap.

Mohsen Mostafavi ile David Leatperbarrow, “Binaların Yaşamı ve Yaşlanması Üzerine” yazdıkları kitapla yapıların yaşlanması konusuna dikkat çekiyorlar. Yusuf Civelek tarafından dilimize çevrilen bu kitap için aynı kaygılarla bende bir sunuş yazısı yazmıştım.

Yapıların, özelikle de yapıldıkları dönemin örnek yapısı olarak kabul edilen çok sayıdaki yapının geleceğe taşınması nasıl mümkün olacak? Geçmiş kültürlere ait çok sayıda yapının zaman içinde yok olduğunu, korunamadıklarını zamanın getirdiği yok olmaya teslim olduklarını bilmekteyiz.

Gelecek oluşturmak

Ülkemizde çok sayıda ören yeri, geçmiş kültürlere ait yapı kalıntıları ile dolu, artık bu yapılarda insan yaşamıyor, onları birer seyirlik obje, geçmişe ait kültür birikimleri olarak gezip görmekteyiz. Elbette bu yapılar bize çok şey anlatmaya çalışıyor, geçmişi anlamamıza ve gelecek oluşturmamıza katkı sağlıyorlar.

Bunların geleceğinin ülkemizin öncelikler dizisi içindeki yerleri ne? Bu yapıları ve kültürel mirası sonsuza kadar kamu bütçesiyle finanse etmek mümkün mü? Kitap, bu konuda bir öneri içermiyor, yalnızca tespitlerde bulunuyor. Sanırım en kısa süre içinde bu sorulara cevap aramamız ve kültürel mirası seyirlik değil, kullanılır ve gelir getirici hale getirmemiz gerekiyor.  

Son dönemlerde çoğu batı ülkesinin geçmişten miras kalan yapıları hızla modernize edip, gelir getirici olarak insanlığın kullanımına açtıklarını gördükçe, anlaşılan daha kat etmemiz gereken çok yol var diye üzülmekteyim.

 

DİĞER YENİ YAZILAR