Atatürk'ü okumak

YAKUP Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk'ün en yakınındaki isimlerden biridir. "Zoraki Diplomat" olarak Tiran'a gönderilinceye kadar hemen daima "sofra"ya çağırılmıştır. Eserleri Atatürk ve dönemi hakkında önemli kaynaklardır.
Yakup Kadri, 1970 yılında Milliyet'te çıkan yazı dizisinde, hükümetlerin dış politikada "mazlum milletler"i desteklememiş olmasını "Atatürk ilkelerine ihanetimizin en büyüğü" olarak nitelemiştir!
Şahsen benim de içimde yaradır; keşke Türkiye Hindistan'da Gandhi hareketine, Cezayir'de Milli Kurtuluş Cephesi'ne destek verseydi... Fakat Sovyet Rusya'dan duyulan korku, Türkiye'yi NATO ve Batı odaklı bir politikaya itmişti.
Ama bu, "Atatürk ilkelerine en büyük ihanet" miydi?! Yakup Kadri'ye göre, evet! Aynı yazısında Yakup Kadri su sonuca varıyor:
"Bütün bunlar gösteriyor ki, biz Atatürk'ün ne olduğunu, ne yapmak istediğini anlamamışız ve hiçbir zaman zaman anlayamıyacağızdır." (Milliyet, 13 Kasım 1970)

Mistik bir muamma!
Atatürk anlaşılmaz bir insan! Politikaları ve fikirleri erişilmez bir ışık!
Maalesef, yüceltiyoruz diye onu böyle "anlaşılmazlığın" mistisizmiyle adeta metafizikleştirmek, kendimizi de bir türlü "anlayamayan" çocuk gibi görmek hayli yaygındır!
Ve yanlıştır, sağlıksızdır!
"Anlama"nın önündeki asıl engel, ona bu mistik, hatta bu metafizikleşmiş bakıştır! Bunu en iyi yapan da, mistik edebiyatı çok iyi bilen ve mistisizmin dilini ustalıkla kullanan Yakup Kadri'dir. Mesela Atatürk'ün sohbetlerini dinlemeyi "bir mistik tarikatın ayinlerinden farksız muhabbet meclislerinde cuşiş denilen halin en yüksek mertebesine ermiş" olmak diye anlatır!
Böyle mistik, metafizik, hatta "tanrılar tanrısı Homeros-vâri" bir tabiatüstü varlık haline getirince elbette Atatürk akıl sır erdirilemeyen bir "muamma"ya dönüşüyor!
Bu yüzden diyorum ki, Atatürk'ü realist okumanın önündeki en büyük engel bu mistisizmdir, bu metafizikçi ululaştırmadır.
Bu mistisizm Yakup Kadri'yi de 'yanlış okuma'ya götürmüştür!

Sis perdesi
"Mazlum milletler" söylemi Gazi'nin, Milli Mücadele'de Sovyetler'den ve İslam dünyasından silah, para ve siyasi destek almak için kullandığı diplomatik bir terimdir; başarılı da olmuştur.
Yakup Kadri ise Gazi'yi daha da yüceltme coşkusuyla, onun "hiç yardım almadan, ittifak yapmadan" Milli Mücadele'yi zafere ulaştırdığını yazıyor!
Dahası, Yakup Kadri, Gazi'nin Zafer'den sonra "Mazlum milletler"den hiçbirinin hareketine destek vermediğini, aksine yeni Türkiye'yi "bir Avrupa Türkiye'si, Garba yönelmiş bir Türkiye" diye tanımladığını, İngiltere ile ilişkilere öncelik verdiğini de görmüyor!
1937'deki Sadabat Paktı'nın da "mazlum milletler"le ilgisi yoktur. Paktın amacı, bugünkü terörist geçişlerine benzeyen aşiret hareketlerini önlemek ve İngiltere'nin de desteklediği diplomatik "statüko"yu, yani istikrarı güçlendirmekti!
Atatürk'ü okumak, bir siyaset ve diplomasi kariyeri yapmak gibi son derece yararlı olabilir. Halbuki Yakup Kadri'de bir örneğini gördüğümüz mistik ululaştırma duygusu, bir sis perdesi gibi, Gazi'nin siyasetçi ve diplomat dehasını öğrenmemizi, dersler çıkarmamızı engelliyor!
Atatürk'ü doğru okumanın yolu, onu "siyasi tarih" biliminin gözüyle okumaktır.
Yarın devam edeceğim.