Bizde modernleşmenin iki yolu

Rakamları TOBBdan aldım. TOBB üyesi tüccar ve sanayici ile şirket sayısındaki artışlar, köylülükten girişimci orta sınıf (burjuva) toplumuna geçişimizi yansıtıyor:1950 ile nasıl bir büyük sosyal değişimin başladığı görülüyor. 1950ye kadar TOBB üyesi tüccar ve sanayici sayısı 1230 iken, on yılda 7100e, şirket sayısı 583 iken 3370e çıkıyor. 1980lerde Özalla başlayan değişimin büyüklüğünü de rakamlar doğruluyor.*** TÜRKİYENİN yaşamakta olduğu en büyük değişim ya da sosyal devrim, bürokrasinin yönettiği köylü toplumundan, seçilmişlerin yönettiği orta sınıf toplumuna geçiştir. Ekonomik sorunlar da, demokrasi, din, laiklik, AB gibi tartışmalar da bu süreçle ilgili... ASIRLARCA bürokrasi egemenliğindeki köylü toplumundan, uzun bir süreç içinde, şehirli, girişimci orta sınıf toplumuna dönüşmek!Bu süreç saltanatı, İttihat ve Terakkiyi, Tek Partili Cumhuriyeti, "yeter söz milletindir" sloganını, askeri darbeleri, sosyal krizleri ve aynı zamanda Türkiyenin modernleşme tarihini izah eder.Osmanlı bürokratik bir imparatorluktu, tüccar ve aristokrasiye değil, asker - sivil bürokrasiye dayanıyordu. Modernleşmenin öncülüğünü üstlenen asker - sivil bürokrasi karar verince sosyal tabanı olmayan saltanat kolayca kaldırıldı. Halbuki Fransada aristokrasiye dayanan saltanat Cumhuriyete karşı yüz yıl direnmişti!Cumhuriyet köylü toplumu üzerinde, asker ve sivil bürokrasiye dayanarak kolayca "Parti Devleti"ni inşa etti, cılız girişimci orta sınıfın liberal taleplerini kolayca bastırdı.***BÜROKRASİ yöneticidir, üretici değildir. Batılı lüks yaşamın çağdaşlık olduğunu düşünür, resmi balolar bir çağdaşlaşma simgesidir.Bürokratik modernizm "kültür devrimi"dir. Devrim kanunlarımız hukuk ve kültür hayatımızla ilgilidir. Ekonomik ve sosyal yapı ise olduğu gibi kalmıştır; değişim ancak 1950lerde başlayacaktır.19. asırdan beri yavaş yavaş kendini geliştiren girişimci orta sınıfımız 1950den itibaren güçlenecektir.Atatürk bürokratik devrimden başkasını yapamazdı, zaten "Kaç milyonerimiz var?" diyerek kapitalistlerimizin az olmasından duyduğu üzüntüyü belirtiyordu.Menderes döneminde "her mahallede bir milyoner" (bugün trilyoner) yaratma siyasetiyle öncelik ekonomik ve sosyal kalkınmaya verildi. Bürokrasiye de "yeter, söz milletindir" denildi.Menderesten Demirele, Özala, Erdoğana uzanan süreç...Bürokrasi darbelerle, darbe anayasalarıyla, politik yargı tasarruflarıyla kendi egemenliğini hukuklaştırmaya, halkın iradesini güdükleştirmeye çalıştı.***DEĞİŞİM bürokratik gücün sınırlanması, seçilmişlerin güçlenmesi, yani demokratikleşme ve sivilleşme yönündedir. Anayasa ve kanun değişikliklerine bir bakın. Ekonomide de devletçilikten piyasa ekonomisine geçiyoruz!Toplumumuz artık pasif köylü toplumu değil; "devlet karışmasın" diyen bir girişimci orta sınıf hızla gelişiyor. "Anadolu köylüsü" yerine artık "Anadolu kaplanları"nı konuşuyoruz.Modernleşmenin ekonomik ve sosyal dinamiklerini anlamamış olanlar, mesela Sayın Cumhurbaşkanımız Sezer, "kültür devrimi" titizliğiyle türban konusunda ödünsüz savletler yaptığı halde, ekonomi konusunda pek konuşmuyor, temel attığını, fabrika açtığını, yatırımcılarla görüştüğünü hiç gördünüz mü?!Saygın siyaset bilimcisi sosyal demokrat Hasan Bülent Kahraman, Radikalde sık sık yazıyor: "Kültür devrimi" zihniyeti ekonomik değildir, ekonomik ve sosyal yapı modernleşmesini 1950lerden bugüne muhafazakar - liberal çizgi yürütüyor.Bu tablo CHPnin niye büyüyemediğini ve ancak gerçek bir sosyal demokrat parti haline gelerek büyüyebileceğini de gösteriyor. t.akyol@milliyet.com.tr