Pandemide sağlık iletişimi

10 Aralık 2021

5. Beslenme ve Sağlık İletişimi Konferansı, pandemi sürecinde sağlık iletişimi temasıyla gerçekleşti. Sabri Ülker Vakfı’nın projelerinden biri olan konferansta, Türkiye’den ve dünyadan uzman isimler pandemi sürecinde sağlık haberciliğini konuştu.

İletişim Bilimleri Enstitüsü Başkanı Prof. Ali Atıf Bir’in moderatörlüğünde online yapılan konferansın ilk konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı ve Aşı Enstitüsü Müdürü Prof. Serhat Ünal oldu.

Ünal, geçmişten bugüne dünya genelinde yaşanan ve farklı şekillerde ortaya çıkan pandemi vakalarını ve bunlara yönelik alınan önlemleri anlattı.

Değişen yaşam şartların Covid-19 pandemisini daha sarsıcı boyutlarda yaşamamıza neden olduğunu söyleyen Ünal, küresel ısınma, nüfus artışı, doğanın ve kaynakların tahribatı ve vahşi yaşamla iç içe yaşam gibi birçok etkinin pandemiyi küresel boyutlarda riskli hale getirdiğini söyledi. Yeni varyantların salgının doğası gereği mutlaka devam edeceğini belirten Ünal: “Pandemi sürecini tamamen ortadan kaldıracak tek şey, aşı uygulamalarının tüm dünyada tamamlanarak toplumsal bağışıklığın yaratılmasıdır” dedi.

Galatasaray Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Ali Ergur Covid-19’un ilk küresel sağlık krizi oluşuna değindi. Prof. Ergur: “Bireyselcilik anlayışı Covid-19 salgınıyla tamamen yıkılarak sınıfsal farkları eşitlemiştir. Salgın öncesi toplumlarda hakim olan tüketim çılgınlığı insanoğluna büyük bir bedel ödetmiştir” şeklinde konuştu.

İletişimin önemi büyük

Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın ve Yayın Bölümü Başkanı Prof. Erkan Yüksel, sosyal medya iletişimi, doğru haber çalışmaları, dezenformasyon gibi önemli başlıkları pandemi çağı ekseninde anlattı.

İletişim Akademisyeni Prof. Yasemin Giritli İnceoğlu ise sağlık haberlerinde aşırılık ve yanlış bilgilendirmenin yoğun olduğuna dikkat çekti.

Yazının devamı...

Peki 'Benim Rolüm Ne?’

2 Eylül 2021

‘Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne?’ projesi, obezitenin tedavisindeki görünmez engellerden damgalama ve ayrımcılığa dikkat çekiyor. Projenin ilk adımında basın mensupları ile bir araya gelen uzmanlar, ‘Obezitede Medyanın Rolü’nü ele aldı. Obezite hastalığı ile ilgili medyada yer alan haberlerde doğru görsel ve dil kullanımının etkisinin ele alınacağı bu çalışmalarla, damgalama ve ayrımcılığa karşı etkili bir adım atılması hedefleniyor.

Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Başkanı Prof. Dr. Volkan Demirhan Yumuk, TOAD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Deniz Sezgin, proje hakkında önemli bilgiler paylaştı. Novo Nordisk’in koşulsuz desteği ile gerçekleştirilen kampanyanın lansmanı, Çiçek Dilligil’in sunuculuğunda gerçekleşti.

Obezite hastalığı ile ilgili medyada yer alan haberlerde doğru görsel ve dil kullanımının etkisinin ele alınacağı bu çalışmalarla, damgalama ve ayrımcılığa karşı etkili bir adım atılması hedefleniyor.

Prof. Dr. Volkan Demirhan Yumuk, “Damgalama ve ayrımcılık, obezite tedavisinin önündeki görünmeyen önemli bir engel. Obeziteli bireyler pek çok alanda ciddi problemler yaşarken bu durum onların obezite ile mücadelesini de olumsuz etkiliyor. Damgalama ve ayrımcılığın değiştirilmesinin uzun soluklu ve zor bir yolculuk olduğunun farkındayız. Ancak çıktığımız bu yolculuğun obeziteli bireyler için ne kadar önemli olduğunu da biliyoruz. Basın mensupları ile birlikte ilk adımı atacağımız bu yolda; eğitim ve iş hayatı, sağlık ve sosyal yaşam gibi konularda her yıl bir alana odaklanmayı hedefliyoruz” dedi.

Prof. Dr. Dilek Yazıcı ise medyada obezite ile ilgili aktarılan doğru bilginin toplumdaki obezite algısının doğru oluşmasında ve yanlış bilgilerin ortadan kaldırılmasında etkili olduğunu belirtti.

Projenin çıkış noktası olan ‘Rolüm Ağır -Obezitede Ayrımcılık ve Damgalama’ kitabının yazarlarından Prof. Dr. Deniz Sezgin ise, “Damgalama ve ayrımcılık sorunu; sosyal hayatlarında kısıtlamaya gitmelerine, özgüven kaybı yaşamalarına, seyahat kısıtlamalarına ve hatta tedaviye başvurmamalarına ya da tedavilerini aksatmalarına neden olabiliyor” şeklinde konuştu.

Peki doğru medya dili nasıl olmalı?

Obeziteli bireyler, birer sayı ve istatistik olarak tanımlandıkları araştırma ve haberlerden daha fazlasına ihtiyaç duyuyor. Hastalığı hakkında, komik olduğu düşünülen incitici şakaların hedefi haline geliyor. Verdiği mücadele küçük görülüp, ‘iradesiz’ ya da ‘tembel’ olarak damgalanıyor.

Yazının devamı...

Yazın burun estetiği olur mu?

14 Ağustos 2021

Burun estetiği ile ilgili en çok merak edilen konuların başında ameliyatın hangi mevsimde yapılması gerektiği geliyor. Toplumda bu operasyonun yaz aylarında yapılamayacağına dair bir inanış var. Bunun nedenleri ise sıcak havanın operasyon ve iyileşme sürecini olumsuz yönde etkilemesi.

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ahmet Alp’e ‘Mevsime bağlı olarak iyileşme sürecinde veya operasyonun başarı oranında bir fark var mı?’ diye sordum.

Dr. Alp, soruyu şöyle yanıtladı:

“Burun estetiğinde, mevsimsel etki ile alakalı yapılmış klinik çalışmalar sonucunda bu operasyonun her dönemde yapılabileceğini söylemek mümkün. Özellikle sağlık turizmi kapsamında ülkemize gelme planı yapanlar yaz aylarını daha çok tercih etmek istiyor.

Eğer kişinin genel sağlık durumu operasyona uygunsa, mevsimsel bir etkinin olmayacağını söyleyebiliriz. Ancak yaz aylarında iyileşme döneminde çok daha hassas davranılması gerektiğinin de altını çizmek önemli. Başarılı bir operasyondan bahsetmek için hem ameliyatın hem de iyileşme dönemin sağlıklı ve rahat şekilde geçtiğinden emin olmak gerekir.”

Ameliyat sonrası dikkat edilmesi gerekenler

Yaz aylarında burun estetiği olan kişilerin iyileşme döneminin uzamaması için ek önlemler almak gerekmektedir.

· Soğuk kompres uygulamaların daha sık tekrarlanmasında fayda var. Ödem gelişiminde artış görülebildiği için bu konuda özellikle dikkat edilmeli.

Yazının devamı...

Dijital dünya ve göz sağlığı

24 Mayıs 2021

Pandemi nedeniyle uzaktan devam eden eğitim ve evde geçirilen uzun saatler, dijital ekran kullanımını artırdı. Maalesef bu durum, başta çocuklar olmak üzere pek çok kişide ekran maruziyetine bağlı göz hastalıkları şikayetlerini de artırdı. Evet, eğitim şart ama gözleri korumak da şart!

Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar ile dijital dünyanın çocuk göz sağlığına etkilerini konuştuk.

Günün 6-7 saatini online derslerde geçiren çocuklar, biraz da sosyal medyaya zaman ayırdığında ekrana maruz kalma süreleri artıyor. Bu durum hangi göz sorunlarına yol açabilir?

Dijital ekran kullanımı çocuklarda 2 farklı göz sorununa yol açıyor. İlki kuruluk… Ekrana dikkatli bakarken çocukların göz kırpma sıklığı düşüyor. Halbuki göz yüzeyi; kırpma sayesinde ıslanıyor. Göz kırpma sıklığı azalınca, göz yaşı göz yüzeyine yayılamıyor ve gözler kurumaya başlıyor. Gözler kuruyunca da kızarma, batma, kaşıntı, bulanık görme, refleks yaşarma veya kırpıştırma gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Diğer sorun ise miyopinin (uzağı net görememe) artması…

Çocuklar bu sorunların farkına varabilir mi? Hangi şikayetler gelişebilir?

Çocuklar bazen kuruluğun da, miyopinin de farkına varabiliyor. Kuruluğu ‘Gözlerim ağrıyor, acıyor’ miyopiyi ise ‘İyi göremiyorum’ şeklinde belirtiyorlar. Aileler de çocuğun gözlerinin kızardığını, gözlerini kırpıştırdığını veya televizyonu yaklaşarak seyrettiğini söylüyorlar.

Ancak tek taraflı göz tembelliği varsa çocuk da, aile de genellikle bu durumu fark edemiyor. O nedenle rutin göz muayeneleri çok önemli.

Çocuğun mutlaka bir uzmanı ziyaret etmesini gerektirecek durumlar hangileridir?

Yazının devamı...

Kalp hastaları ve oruç

14 Nisan 2021

Kronik hastalıkları bulunan pek çok kişinin Ramazan ayında aklına gelen ilk soru, ‘Acaba oruç tutabilir miyim?’ oluyor. Uzmanlara göre, bu sorunun ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ şeklinde kesin bir cevabı yok! Çünkü hastanın mevcut durumundan, aldığı tedaviye kadar pek çok faktörün iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Kalp ve damar hastalıkları, toplumda en sık görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Bu hastalık grubunda bulunanların özel bir beslenme programı ve sağlıklı bir yaşam tarzı uygulaması gerekiyor.

Özellikle toplardamar tıkanıklığı veya akciğer embolisi geçirenlerin dikkatli olması gerektiğini belirten Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mert Dumantepe, bu hastalarda su tüketiminin hayati önem taşıdığını söyledi.

Dumantepe, “Oruç tutarken metabolizmanın su ihtiyacı azalmaz, hatta sıcak havadan dolayı bir miktar artar. Suyun yeterli miktarda alınamamasından dolayı kan koyulaşır ve pıhtılaşmaya bağlı hastalıklar ortaya çıkar. Vücuttaki sıvı kaybı artar. Bu eksikliğin karşılanması, sıvı dengesinin korunması açısından çok önemlidir. İftar ve sonrasında daha çok sıvı almak gerekirken, tam tersine insanlar kendilerini yemeğe verip daha az su içmektedir” dedi.

Toplardamarların pıhtı ile tıkanmasının en önemli nedenlerinden birinin vücudun susuz kalması olduğunu ifade eden Dr. Dumantepe, “Koyulaşan kan, zamanla toplardamar kan sisteminde dolaşımın tamamen durmasına yol açar ve damar tıkanır. Damarın tıkanmasıyla bacakta şişlik, şiddetli ağrı, renk değişikliği ve hassasiyet gibi semptomlar ortaya çıkar. Eğer bu pıhtıdan kopan bir parça kan dolaşımı ile akciğere taşınır ve akciğer atardamarını tıkarsa akciğer embolisi gelişir. Hastada ciddi nefes darlığı, göğüs ağrısı ve sırt ağrısı, çarpıntı ve hava açlığı semptomlar görülür” şeklinde konuştu.

Toplardamar tıkanıklığı geçiren ve takip edilen hastalar

Toplardamar tıkanıklığı sonrasında, hastalığın tekrarlaması ve yeniden pıhtı oluşma riski, ilk bir ay en yüksek orandadır. İlk bir yıl boyunca bu risk devam eder. Bu nedenle 3 aydan daha kısa olmamak üzere; 1 yıla kadar uzatılmış kan sulandırıcı tedavi önerilir.

Takip altında olan ve kan sulandırıcı kullanan hastaların; günde 2.5 litrenin altında olmamak şartıyla su içmesi, hareket etmesi, doğrudan güneş ışınlarına maruz kalmaması ve serin yerlerde bulunması gerekir. Hem Ramazan hem de sıcak havalarda kanın sulanma oranını ölçen testler daha sık yapılmalı ve dikkatli incelenmelidir. Çünkü kanın yoğunluğunun artmasıyla, ilacın etkisi değişmektedir. Aynı kan sulanma oranını sağlamak için daha fazla ilaç kullanılması gerekmektedir. Bu sebeplerle, hastaların ilk bir yıl oruç tutması sakıncalıdır.

Yazının devamı...

Pandemi ve diş tedavisi

13 Nisan 2021

Covid-19 pandemisinin en çok etkilediği meslek gruplarından biri de diş hekimliği. Hastalarla yakından çalıştıkları için normal şartlarda da sağlıkları risk altına bulunan diş hekimleri, pandemide daha fazla önlem almak zorunda kaldı. Ancak onlar gerekli önlemleri alsa da, hastaların büyük kısmı tedavilerini erteledi.

Diş Hekimi Elif Delen Şahin ile bu süreçte yaşadıklarını konuştuk… Şahin, acil müdahale gerektiren bir durum yaşayan ancak Covid-19 nedeniyle tedavisini erteleyenleri uyardı: “Beklemek, hastaları daha uzun ve randevu sayısının daha fazla olduğu işlemlere mecbur bırakacaktır.”

Pandemi rutin diş kontrollerini nasıl etkiledi?

Pandemi başlangıcında; Covid-19’un bulaşma yolları ve bundan nasıl korunmak gerektiğine dair gerçek bilgileri elde edene kadar acil durumlar dışında tedavi planlaması yapılamadı. Acil durumlar için ise alınan önlemler ve bunların işlevleri hakkında hastalara gerekli bilgilendirmeler yapıldı.

Muayenehanede hijyenik bir ortam yaratılması için hangi önlemler alınmalı?

Hijyenik ortam sağlanmasıyla ilgili yapılan bilimsel çalışmalar doğrultusunda; hasta randevularını belli aralıklarla vermek gerekiyor. Ortam sık sık havalandırılmalı. İşlem sırasında ortamdaki aerosol etkisini azaltmak için extra-oral vakum cihazı kullanmakta fayda var. Belirli periyodlarda, özel ilaçlarla ortam dezenfeksiyonunun sağlanması, bekleme odalarının sosyal mesafe kuralları doğrultusunda tekrar düzenlenmesi, HES kodu sorgulamasının yapılması gibi prosedür dikkate alınmalı.

Bir diş hekimi tedavi sırasında hangi riskler altındadır?

Diş hekimleri, tedavi sırasında hastalarla yakından çalıştığı ve işlem sırasında oluşan aerosol dolayısıyla en riskli meslek grupları arasında yer alıyor. Özel maskeler, siperlik, tek kullanımlık cerrahi önlükler, koruyucu gözlük, bone gibi ekipmanlarla çalışmak gerekiyor.

Yazının devamı...