Aşı için herkes kolları sıvasın

Pandemi günlüğünde birkaç ülke dışında dünya genelinde olduğu gibi bizde de tablo çok vahim. Niyesi de malum; aşılamada toplamda 100 milyon dozun aşılmasına rağmen hâlâ aşı karşıtı önemli bir çoğunluk kitlesel bağışıklığın ısrarla herkesin hastalanması ya da toplumun kırılmasını istiyor havasında. Hatta bunun için miting dahi yaptılar. Hem de devletin koyduğu maske, mesafe kurallarını yok sayarak. Bu konuda kendilerini uyaran polisle tartışanlar bile oldu. Dahası, bir de Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın “Aşı olmadım. Olmayı da düşünmüyorum. mRNA demek insanın hücre çekirdeğine girmek demektir. O insanların yarı insan yarı maymun çocuklar doğurmasına sebep olabilirsiniz. 3 kulaklı 5 gözlü yaratıklar doğmasına yol açabilir” sözleriyle son derece absürt çıkışı da var. Dolayısıyla, tüm bunlara aşı karşıtlığı adı altında öldürücü virüse yardım, yataklık şaşkınlığı, saçmalığı da denilebilir. Çünkü bu artık olanların ya da olmaya niyetlenenlerin kafalarını bulandırma gibi çok daha tehlikeli bir boyuta da ulaştı. Ve biliyoruz ki bu aşı ancak ve ancak tüm topluma yapılırsa işe yarıyor. Yarısı olmuş, yarısı olmamış, yarım yamalak olmuyor bu iş. Tek doz yapılırsa dahi yetmiyor, herkesin kesinlikle tam doz aşı olması gerekiyor. Hem de hızlı bir şekilde. Yoksa virüsün mutasyon hızı almış başını gidiyor. Yani aşılama hızının virüsün mutasyon hızını geçmesi şart. Sadece aşı olmak da yetmiyor, maske, mesafe, hijyen kuralına titizlikle devam etmek gerekiyor. Ama ülkedeki genel görüntüye baktığınızda sanki virüse karşı savaş kazanılmış rahatlığıyla, aşı olan da olmayan da herkes maskeleri atmış durumda.

Açıkçası, koronavirüsle mücadelede birçok ülkenin, insanın ulaşamadığı aşılar bizde yeterince var ama hem aşı karşıtlığı hem de kurallara uyma konusunda sorumsuzca davranışlar nedeniyle gidişat hiç iç açıcı değil. Kaldı ki biz hadi bu seneyi atlatırız, desek bile seneye sınırımızdan gelen Suriyeliler, İranlılar hiç aşı bulamadıkları için büyük risk içeriyor. Tabii bu birçok ülke aşıya ulaşamadığı için tüm dünya için de geçerli. Dolayısıyla, sadece Türkiye, sadece Almanya, İngiltere, ABD’nin ya da üç beş tane daha ülkenin aşılanması bu iş tamam anlamına gelmiyor. Bir başka deyişle, bu virüs tüm dünyada yok edilmedikten sonra kimseye rahat, huzur yok. Onun için de aşı eşitliği, paylaşımı şart. Hele de aşıya ulaşamayan çok sayıda ülke olduğu dikkate alındığında. Ancak bu gerçeğe rağmen zengin ülkelerin düşük gelirli ülkelere aşı desteği sözünü tutmadıkları da ortada. Nitekim DSÖ’nün Genel Direktörü bu konuda daha yeni tepki verdi ve aşı paylaşımı konusunda zengin ülkeleri özellikle uyardı. Bu durumda akla gelen soruda şu:

Bu gerçeğe rağmen zengin ülkeler neden aşı paylaşımı yapmıyor? Soruya DSÖ’de uzun yıllar virüslerle ilgili Tanı, Sınıflandırma ve Değerlendirme Bölüm Başkanlığı görevini yürüten Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedirhan Üstün yanıt veriyor:

“Para, para... Bugün aşının her dozu para. Ama bu devekuşu gibi bir durum, aynı zamanda başını kuma gömüyor herkes. Oysa kendini koruması için komşularının da, herkesin aşılı olması lazım. Yani zengin ülkelerin yanı sıra düşük gelirli ülkeler de aşılanırsa bu iki yılda biter. Yok, öbür türlü olursa, beş yıla uzar.”

Bir de virüsün mutasyonla kendini yok etme beklentileri vardı, bu hâlâ söz konusu olabilir mi? Üstün’ün buna yanıtı da şu:

“SARS virüsünde şanslıydık, o onu yaptı ama şimdi imkânı yok, artık o durum çoktan geçti. Virüs başından kendini sekize böldü. O sekizin birden aynı mutasyonu gösterip aynı şekilde kendi kendini imha etmesi gerekecekti, artık imkânı yok, o olasılık bitti. Bu sekiz ana varyanttan beşi kendini iptal etse ya da onlar yok olsa diğer kalan üçü tekrar tekrar dünyayı sarabilir. Yani ahtapotun bir kolunu kessen öbür koluyla tutacak. Sekizini birden aynı anda kesemezsin, imkânı yok.”

Sıra dışımı bu?

“Sıra dışı değil. Aslında sıra dışı olan daha önce SARS virüsünün kendini imha etmeseydi. O tek parçayken bir mutasyon oldu ve tersine çalıştı. Geçmişte çok şanslıydık, onun belki kıymetini bilemedik, değerini anlayamadık. Bu sekize bölünene kadar bekledik, bölündükten sonra geçmiş olsun.”

Bekledik derken seçenek var mıydı?

“Tabii ne kadar erken önlemler alınsaydı, anında herkes Çin’e kapıları kapasaydı, olay orada yangın başlamadan söndürülebilirdi. Ama geç kalındı, yayıldı. Dünyada da gecikildi, Türkiye’de de gecikildi. Dünya Sağlık Örgütü de yanlış yaptı. Kimse bu hesabı görecek kadar açık yüreklilikle konuşmuyor.”

Özetle; gidişat vahim. Delta varyantı kıskacındaki tırmanış ve yeni varyantlar tehdidi malum. Yani yeni dalgalar yolda ve normalleşiyoruz havasındayken yine hepten kapanma durumu olabilir. Dolayısıyla, salgından hayatını kaybedenlerin çoğunun aşısızlar olduğu gerçeği ortadayken herkesin aşı olması, olmayanı ikna etmesi, aşıya ulaşamayanlara destek olunması kritik önemde. Yani aşı için herkesin kolları sıvaması şart.