CHP’de taşlar yerinden oynar mı?

CHP, 28-29 Mart’taki 37’nci olağan kurultayına hazırlanıyor. Bu bağlamda İstanbul dahil ülke genelinde 800’e yakın ilçede kongreler bitti. Takvime göre, bu ayın 26’sı itibarıyla tüm ilçe kongreleri tamamlanmış olacak. Şubat başından itibaren de il kongreleri başlayacak ve aynı ay içinde sonlanacak. O nedenle, partide gözler il başkanları seçimine çevrilmiş durumda.  Özellikle de en kritik il İstanbul’da. Çünkü henüz adaylar belli değil ama an itibarıyla görüntü mevcut il başkanı Canan Kaftancıoğlu ile bir önceki başkan Cemal Canpolat arasında çok çekişmeli ve sert bir rövanş yaşanacağı havasında. Aslında buna Oğuz Kaan Salıcı’nın başını çektiği ekip ile Bakırköy, Ataşehir, belediye başkanlarının önderliğindeki grubun “kan davasına” dönüşen kavgaları demek daha doğru. Hem tamamlanan 39 ilçe kongrelerinden çıkan sonuç hem de parti içi çekişme ve ileriye dönük hesaplar açısından. Tabii bu arada adaylık için adı geçen başka isimler de söz konusu, dolayısıyla da örgüt içinde en çok tartışılanların başında Kılıçdaroğlu’nun kimi işaret edeceği konusu var. Ki bu da İstanbul kadar doğrudan onun koltuğunu da etkileyebilecek bir durum. Evet, Kılıçdaroğlu bugüne dek hiç olmadığı kadar güçlü bir konumda ancak parti içindeki grupların genel başkanlık hesapları da malum. Yani bu kurultay zor olsa bile aday tespitindeki tercih sıkıntı yaratabilir. Nasılını dün konuştuğum CHP’nin önde gelen bir ismi geçmişten örnekle anlatıyor:

“Erdal İnönü’nün Genel Başkan, Deniz Baykal’ın Genel Sekreter olduğu dönemde Nurettin Sözen İstanbul Belediye Başkanı, Mustafa Özyürek de İstanbul İl Başkanı ve aynı zamanda büyükşehir belediyesi meclis üyesiydi. Aralarındaki bir sorun nedeniyle 1989’daki olağanüstü il kongresinde örgüt üzerinde etkisi olan Sözen, Özyürek’in adaylığına karşı çıktı, ‘Başka birisi olursa desteklerim’ dedi. Biz de Ankara’ya gittik ve Erol Çevikçe’yle görüşerek durumu Baykal’a ilettik. Dere geçerken at değiştirilmez denilerek Özyürek’in adaylığında ısrar edildi. Bunun üzerine Sözen de dönemin İmar Komisyonu Başkanı Musa Çulha’yı aday gösterdi. Bir de Ercan Karakaş vardı aday olan. Sonunda biri 140, diğeri 180 oy aldı; 201 oyla da Ercan Karakaş başkan seçildi. Böylece de 100 civarında kurultay delegesi Erdal İnönü’yü destekleyen Karakaş’a gitti. Daha sonra büyük kurultay oldu ve İnönü Baykal’a ‘Gel aday ol’ diye rest çekti. Baykal aday oldu ve az bir farkla kaybetti. Yani eğer Özyürek’te ısrarcı olmayıp başka biri aday gösterilseydi Baykal belki de daha ilk kurultayda genel başkan seçilecekti. Burada da yarın ne olur, onu şimdiden kestirmek mümkün değil.”

Yani?

“İstanbul’u Kemal Bey kendisi tayin edecek. Şimdi görünen, yine muhtemelen iki grup yarışacak ama adaylar farklı olabilir. Cemal Canpolat olmayabilir. Hatta şu anda kesin görünen Oğuz Kaan Salıcı ekibindeki Canan Kaftancıoğlu da olmayabilir bakarsın. Çünkü Kemal Bey koltuğunda kimlerin gözü olduğunu biliyor, bu durumda Kemal Bey umursamayabilir de ama çevresi üç gün sonra tehlikeli olabilir düşüncesiyle kendisini ikna edebilir. O zaman Kemal Bey de İstanbul’dan başlayabilir bu işe. Yani Kemal Bey’in yarın ne yapacağını tahmin etmek öyle kolay bir olay değil. Hele de bugüne kadar çevresindeki gelip geçen isimleri düşünürsen...”

Peki ya İmamoğlu faktörü?

“İmamoğlu’nun parti içerisinde dönüp onlara bakma fırsatı olmadığı gibi, doğru da değil zaten. Onun için kendi işine bakmalı. Yalnız şu olabilir; Genel Başkan İstanbul’a bir il başkanı tayin edecekse onu İmamoğlu’na danışarak yapabilir. Yani onun istediği birisi değil de onay vermediği birisini atamaz buraya. Çünkü üç gün sonra iyi geçinmesi lazım o il başkanıyla.”

İmamoğlu ile Kaftancıoğlu’nun arası iyi görünüyor?

“Görüntü öyle ama İmamoğlu’nun kadrolaşması nedeniyle aralarında sıkıntı var...”

Özetle, büyük kurultayda belirleyicilik açısından İstanbul delegesi çok önemli. Hangi taraf ağır basarsa o kazanır. Ancak an itibarıyla sadece ilçe kongrelerinden çıkan tabloya bakarak gücün kimde olduğunu kestirmek zor. Hele de havası asla öngörülemeyen CHP söz konusu olduğunda...