İzmir bir yıl karantinada kalmıştı

Koronavirüs salgınına karşı en etkin mücadele yöntemlerinin başında temizlik ile virüs bulaşmış ya da bulaşma riski olan kişilerin sağlıklı insanlardan ayrılmasını içeren karantina uygulaması var. Bu bağlamda da Umre’den ve Avrupa’dan dönen Türk vatandaşları detaylı bir taramadan geçirilerek 14 günlük karantina sürecindeler. Ülke geneline de zorunlu olmadıkça evlerden çıkılmama uyarısı geldi. Dolayısıyla da cadde ve sokaklar boş, birçok iş yeri de kapalı. Yani İtalya ya da diğer bazı ülkelerde olduğu gibi topyekûn bir karantina durumu henüz yok ama hastalığın yayılmasını engellemek amacıyla ciddi anlamda bir izolasyon söz konusu. Bunlar her ne kadar bazılarına sıkıcı gelse, hatta karantinadan kaçan benciller görülse de aslında geçmişte de fazlasıyla örnekleri olan ve salgınları önleme etkisi bilinen bir durum. Özellikle de Osmanlı dönemindeki kolera ve veba salgınlarında. Doktora tezi “Osmanlı Devleti’nde Kolera Salgını: İstanbul Örneği (1892-1895)” olan, yakınçağ tarihçisi, Kırklareli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mesut Ayar anlatıyor:

“Karantina mevzusu bizde 1830’lardan itibaren gündeme geliyor. Vebayla ilgili daha önceki dönemlerde bizde karantina yok. 1831’lerde yavaş yavaş karantina usulüne inanmaya başlıyoruz. 1840’ta Karantina Meclisi’ni kuruyoruz. 1840’tan sonra Sıhhiye Nezareti yani Sağlık Bakanlığı bu meclis tarafından yönetiliyor en başta. Şöyle: Ülkeye giren çıkan gemilerin, daha sonra kara yoluyla gelenlerin de, eğer hastalıklı yerlerden geliyorlarsa, tahaffuzhane veya karantinahane denilen yerlerde belli bir süre, hani bugün 14 gün diyoruz ya aynı, o dönemde de 14 gün, bazen 10 güne iniyor, salgın hafiflediği zamanlarda da 5 güne iniyor, en son 2 güne inip, hastalığın bittiği düşünüldüğü vakitlerden itibaren de sadece muayene yapılıp, insanlar İstanbul’a alınıyor. Mesela deniz yoluyla gelenler için Kavak’ta Boğaz’ın girişinde Manastır ağzında tahaffuzhane açılıyor. Kara yoluyla gelenler için bir tanesi Tuzla’da, bir tanesi Çatalca’da yine bir tahaffuzhane açılıyor, gelen yolcular İstanbul’a girmezden önce orada tutuluyorlar. Eğer hastalık olan bir yerden geliyorlarsa, orada Sıhhiye Meclisi’nin kararına göre 10 gün, 14 gün duruma göre karantinada bekliyorlar. O süre zarfında hasta olanlar ayrılıyorlar, temiz olduğu düşünülenler ise şehre girebiliyorlar.”

Sadece salgın dönemlerinde mi?

“Bu aslında koruyucu sağlık tedbiri. İstanbul’da salgın varsa şehirden çıkışta başka yerlere yayılmasın diye ama başka yerlerde varsa İstanbul’u korumak için buralar çoğu zaman açık yerler çünkü hep bir yerlerde hastalık oluyor. Balkanlar’a geldiği zaman Çatalca’daki daha önemli bir işlev görüyor, Anadolu’da, Bursa taraflarında görüldüğü zaman hastalık bu sefer Tuzla’daki tahaffuzhane daha önemli hale geliyor. Hastalığın yerine göre değişiyor. Mesela hastalığın membaı Mısır ise bu sefer Osmanlı şunu yapıyor: İzmir’de Ula’da bir tahaffuzhane kuruyor. Bazen de Çanakkale’deki tahaffuzhane işler hale getiriliyor. Gemiler önce Çanakkale’ye geliyor, orada tahaffuz mevkiinde bekliyorlar, temiz olanların İstanbul’a gitmesine izin veriliyor. Mesela Avrupa’da olduğu zaman onlara pratika denilen bir temiz belgesi veriyorlar. O temiz belgesi olmayanlar zaten tahaffuzhanede beklemek zorundalar.

İzmir bir yıl karantinada kalmıştı


Temiz belgesi olmadan İstanbul’a giremiyorlar yani?

Yok, giremiyorlar. Mesela çok geç bir dönem, 1900 İzmir ve 1901 İstanbul salgınları, vebaları var. Bu dönemde yaklaşık bir yıl falan İzmir şehri kordon altına alınıyor. Şehirde hayat duruyor resmen. İzmir Limanı’na aylarca bir tek gemi gelmiyor. Ölü sayısı çok az, aynı aslında bugüne benziyor ama topluma vurduğu sekte, ticareti etkilemesi büyük. 1901 Mayıs’ına kadar aralıklarla devam eden karantina ve tıbbi muayene uygulamaları nedeniyle 1900 yılında İzmir ithalat hacmi, 1899 yılına göre yüzde kırk civarında düşmüş, 1901 yılında ise 1900 yılına nispetle yüzde altmış artış göstermiştir. Dış ticaret gibi iç ticaret de olumsuz yönde etkilenmiş, 1900 yılında buradan diğer Osmanlı limanlarına yapılan ticaret 56.5 milyon lirada kalmıştı. Çoğu vebasız geçilen bir sonraki yıl, bu rakam normale dönerek, iki katına çıkmıştır. Ama bu arada da dezenfeksiyon çalışmaları çerçevesinde, vebalıların sıkça görüldüğü mahalleler doktorlar tarafından sık sık denetlenmiş, temmuz sonlarına doğru şehir dördüncü defa elden geçirilmiş, ağustos başında ise bütün İzmir, hanlar, evler, dükkânlar, sokaklar baştan başa yeniden dezenfekte edilmiştir. Böylece, gazetelerin yazdığına göre, İzmir dünyanın en temiz şehri hâline gelip, vebanın yanında, tifo, çiçek ve difterinin de kökü kazınmıştı.”

İzmir bir yıl karantinada kalmıştı


Hac dönemlerinin o günlerde de sıkıntılı olduğunu ve özel önlemler gerektirdiğini belirten Ayar, devam ediyor:

“Hac için özel bir sıhhi teşkilat var, Hicaz’la ilgili. Kolera genelde Hint kaynaklı, dolayısıyla da Hintli hacılardan diğer Müslümanlara geçiyor, onlar da memleketlerine dönerken hastalığı yanlarında götürüyorlar. O yüzden Kızıldeniz’de Cidde’nin açıklarında Kamaran Adası’nda büyük bir tahaffuzhane var. Genelde gemiyle gidenler orada bekletiliyor, temiz olanlar içeri giriyor. Dönüşte de aynı şekilde temiz olanların memleketlerine gitmelerine izin veriliyor. Ama yine fireler veriliyor. 1893’te galiba hacc-ı ekber (bayramının birinci gününün cumaya rastladığı dönemde yapılan hac) var 30 bin hacının öldüğünü biliyoruz o dönemde. Yani hac dönemi sıkıntı oluşturuyor, bugünkünden farklı değil. Muhtemelen bugün de Çin’deki Müslümanlar Mekke’ye getirdiler mikrobu, bizimkiler de kaptılar, memlekete taşıdılar. Hiç fark yok yani...”

İzmir bir yıl karantinada kalmıştı


Karantina en etkin önlem yani?

“Kesinlikle. Osmanlı İstanbul ve tüm toprakları için karantina önlemleri alıp uygulamıştır. Yani devlet salgınlar sırasında teyakkuzda. Dünyanın neresinde ne var ne yok bunları takip ediyor, ona göre de önlemini alıyor. Aynı bugün olduğu gibi...”