Korsan tekneleri

Korsan tekneleri


Tunca BENGİN

     Adamlar balıkçı değil korsan. Boğazın ortasında dev tekneler trolle katliam yapıyor, 'dur' diyen yok. Sözüm ona yasak. İşi öyle azıtmışlar ki; asker - polis korkusu da kalmamış. Dün katliama karşı çıkan Doğa Savaşçıları'na sopa - bıçakla saldırdılar. Yarın silah kullanırlarsa hiç şaşmam. Nereden cesaret alıyorlarsa?..
       Tezgahlardaki balıkları gözden geçirin. Doğru dürüst gelişmesini tamamlayan balık bulmak zor. Çünkü mafya aman vermiyor. Büyük balığa yem olmamak amacıyla kıyıya sığınan yavrular, mafyanın ağına takılıyor. Avlanmaya yaz - kış dur durak verilmemesi de işin diğer boyutu. Kağıt üstünde teknelere kıyı balıkçılığı yasak. Ama dinleyen kim?

Kim koruyacak?

     Sorunun yanıtı devlet. İyi de daha Deniz Bakanlığı, denizler politikası olmayan devlet bunu nasıl yapacak? Bu işe gönül veren Mustafa Aydemir, 'Son denizler bitmeden, son balıklar gitmeden' başlığı taşıyan yazısında şöyle diyor:
     "Bilimsel düşünmeyen, tutarlı davranmayan, yol göstermeyen denetlemeyen, yanlışı cezalandırmayan hükümetler mi bu işi çözecek? Denizi görünce akıllarına sadece rakı gelen milletvekilleri mi bu işi düzeltecek? Denizlerimizin şu anda acilen nadasa bırakılmaya, rahat kalmaya ihtiyacı var. Devlet gerekirse nadas süresince balıkçılara kredi versin, borçlarını dondursun. Balığa büyüme, çoğalma şansı verilsin. Nedense denizlerimizdeki son canlıya kadar talibiz. Ekeceği son tohumu yiyen çiftçi gibi. Peki yarın ne yapacağız?"

İki profesör iki iddia...

     Sakarya Üniversitesi öğrencilerinin mağduriyetini aktarmıştım. Başka okullara geçici kayıt izni vermediği gerekçesiyle Rektör Prof. Dr. İsmail Çallı'yı suçluyor, dönem kaybetmekten yakınıyorlardı. Hoca ise aksini iddia ederek, şöyle konuşuyor:
     "Bir öğrencinin başka üniversiteye yatay geçmesi rektörün inisiyatifinde değildir. 508 prefabrike konutun öğrencilerimize tahsisi düşünülürken 11 ve 12 Kasım depremleri oldu. Yine yıl sonu bitmesi planlanan bin 500 kişilik yurt binaları artçı sarsıntılar yüzünden ancak 15 Şubat 2000'de bitecek. Eğitime 28 Şubat 2000'de başlayıp öğrencileri yarı yıl kaybına uğratmadan 11 Ağustos 2000'de bitirmeyi planladık. Bu tarihten önce deprem olur mu? Keşke bilebilseydik. Öğrencilerimizin telaşa kapılmasına gerek yok. Böyle olağanüstü günler geçirirken bir yılın o kadar önemli olmaması gerekir. Kaldı ki; bir kayıp da söz konusu olmayacaktır."

Yetkililer göreve

     Diyarbakır Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Pof. Dr. Recep Ziyadanoğulları okul parasıyla aldığı deney malzemelerini kimyacı eşine tahsis etmekle suçlanıyordu. Ziyadanoğulları ise 'Servetim bu malzemelerin yüz katını almaya yeter' diyordu. Şimdi Diyarbakırlı Zülfü Sincar'dan yeni bir iddia daha var. O da şöyle:
     "Diyarbakır Defterdarlığı'nı göreve çağırıyorum. Profesör servet beyannamesi vermiş mi? Zenginliği nereden geliyor? Ben babasını tanırdım... Diyarbakır Üniversitesi'nde daha birçok usulsüzlük var. Asistanlık sınavlarında kurulan jürilerin işin ehli olmadığı öne sürülüyor. YÖK Başkanı ne iş yapar? Memleketini seven emekli bir memur olarak olaya müdahale edilmesini istiyorum. Üniversiteye yazık oluyor."

Polisin sesi

     Emniyet teşkilatı sancılı. Özellikle terfi edemeyen personel. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli üniversite mezunu bir grup polis şöyle diyor:
     "657 sayılı yasa 2, 3 ve 4 yıllık yükseköğrenim kurumlarını bitirenlere 1. derecenin son kademesine kadar terfi imkanı vermesine rağmen, emniyet teşkilatında polis akademisi mezunu dışındaki üniversite mezunu memur, komiser yardımcısı ve komiser rütbelerindeki çok sayıda personel bu haktan yararlanamıyor. Ancak 3. derecenin son kademesine kadar yükselebiliyor. Polis kökenli İçişleri Bakanımız Sadettin Tantan'dan mağduriyetimizi gidermesini bekliyoruz."



Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr