Kumculara savaş

Kumculara savaş


Tunca BENGİN

     Şile Belediyesi ile kumcular arasındaki kavga kızıştı. Eylül ayında limandan kum tahliyesini yasaklayan Başkan İhsan Çayıroğlu, koster sahiplerini politik kimliklerini kullanarak baskı yapmakla suçluyor.
       Yuh olsun. Yine vatandaşa hizmet ile cebi doldurmayı karıştırıyorlar. Ama başkan kararlı, 'taviz yok' diyerek, şöyle konuşuyor:
     "Balıkçı barınağı olarak kullanılan liman kum iskelesine dönüştü. Önceleri bir gemi derken, sayı dört - beşe fırladı. Şile'ye giriş yolu üzerindeki tarlalar kum depoları oldu. Ticaretle uğraşanların siyasi partilerin önemli mevkilerinde bulunmaları, oy potansiyelleri ve ekonomik güçleri yerel yönetime egemen olmalarını sağlamış. Halen Şile'deki koster sahipleri değişik partilerin ilçe başkanları."
       Kum işinin turizmi olumsuz yönde etkilediğini belirten başkan, devam ediyor:
     "Ağır tonajlı kamyon ve gürültü kirliliği giderek arttı. Yollar bozuldu, dökülen kumlar kanalizasyonları tıkadı. Bir dönem hafta sonları kum çıkışı yasaklandı ama; bu sefer de hafta içi kimse gelmez oldu. Artık bu defter kapandı. Şile kum değil, turizm merkezi olacak."

Üreticinin feryadı

     Devlet söz verdi mi yapmalı. Üç - beş oy uğruna vatandaşı enayi yerine koymak olur mu? Yalan - dolan devlete olan güveni sarsmaz mı? Bu devlete ihanet değil de ne?...
       Üretici Mehmet Necati Durak, eylülün başında teslim ettiği fındıkların parasını alamadığından yakınıyor. Hem de Sanayi ve Ticaret Bakanı'nın 500 kiloluk fındık bedelinin peşin ödeneceğini açıklamasına rağmen. Gel de güven... Politikacılara seslenen Mehmet Bey, şöyle diyor:
     "Tirebolu Fındık Tarım Satış Kooperatifi'ne ürünümü 8 Eylül'de teslim ettim. Karşılığında ürün bedelinin tarafıma geç ödenmesi halinde ayrıca faiz ve fiyat farkı talep etmeyeceğime dair taahhütnameyi de imzaladım. Sanayi ve Ticaret Bakanı fındık üreticisine verdiği güvence muhteviyatında peşin ödemeden söz etti, ancak hala göremedik. Şimdi bölgemiz milletvekillerine soruyorum; seçimden önce üreticiyi baştacı yapan sizler, bölgenizdeki vatandaşın derdini dinlemek, gördüklerinizi, duyduklarınızı yetkililere iletmek göreviniz değil mi? Verdiğimiz taahhütnamelerin mağduriyetimize neden olduğunu neden Meclis kürsüsünden hükümete duyurmuyorsunuz? Sanayi Bakanı'nın verdiği sözü yerine getirmesi için çalışsanız olmaz mı? Devlet alacağına yüzde 12'lere varan gecikme faizi uygularken, siz üreticiden alınan taahhütnameyi içinize sindirebiliyor musunuz?"

Sefaletkent

     Depremin üzerinden 78 gün geçti ama; enkaz hala duruyor. Deprem bölgesini dün bir kez daha dolaştım, özellikle Adapazarı'nda savaş sonrasını anımsatan görüntü devam ediyordu. Hükümet prefabrike ve çadırkentlerin devreye girdiğini açıklarken, kent merkezindeki sefalet sürüyordu. Gözüme ilk çarpanlar, hemen her mahalledeki naylondan, tahta - teneke parçalarından yapılma yüzlerce barınak oldu. Depremzedeler kenti terk etmemekte ısrarlıydılar. Çamur deryası içinde sağa - sola koşturuyorlardı. Nedeni de malum, hala sağlam kalan eşyalarının peşindeydiler. Özetle, hırsız nöbeti devam ediyordu.
       Sonra kent dışındaki prefabrike ve çadırkentlere baktım ve devleti gördüm. Bakanlar, genel müdürler 78 gün sonra yapılabilen geçici konutların anahtarlarını teslim ediyordu. Politikacılar her zamanki gibi yaptıklarıyla böbürleniyordu. Sahi; depremzedelere prefabrike ev, kış çadırı dağıtırken törene ne gerek var? Devleti yönetenlerin depremzedelerin arasına girip, dertlerini dinlemeleri tamam, ancak politik malzemeye hayır... Törensiz dağıtın evleri bitsin. Kimin ne yaptığını, zamanı gelince bilen bilir...
       Bu arada devletin sessizce bitirdiği işler de yok değil. Örneğin; Kocaeli - Sakarya arasındaki otoyol. Facia sonrası yarılan, geçit vermeyen yol tamamen onarılmış. Bravo karayollarına...



Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr