Çocuklarda rezilyans nedir?

4 Kasım 2020

Sevgili Pembenar okurları;

Dünya ve ülkemiz zor günlerden geçiyor… Salgın ile başlayan sağlık ve ekonomik kaygılar, deprem ile perçinlenince, fiziksel olarak iyi olmanın yanı sıra, psikolojik olarak da sağlam kalabilmek büyük önem taşıyor. Acılar ardından gelen sevindirici haberlerde yok değil… 91 saat sonra enkaz altından sağ kurtarılan Ayda… Depremden 30 saat sonra enkaz altından sağ kurtarılan Ela… Kardeşi ile saatlerce yaşam mücadelesi veren ve bu mücadeleden tek başına galip çıkan İdil... Bir tarafta deprem… Bir tarafta pandemi… Bir yandan evlerimizde oturup pandemiden uzak kalmaya çalışırken, depremin verdiği korku ile dışarıda kalma zorunluluğu… Biz yetişkinler bu zorlu dönemi atlatmak için güçlük çekerken, bu tip kaygılar ile yetişen küçük çocuklar erişkin olduklarında nasıl sorunlarla mücadele edecek?

Çocuklarının uyku, beslenme ve eğitim hayatlarındaki başarıları ile yakından ilgilenen ebeveynler, acaba çocuklarının psikolojik dayanıklılıklarını arttırabilecek davranış biçimleri geliştirebiliyor mu? Çocukların zor durumlarla başa çıkma becerisi nasıl arttırılır?

Gelin bu soruların cevaplarını Çocuk Gelişimi Uzmanı Öğr. Gör. Eylem Bayram TUNCAY’dan alalım.

Eylem hanım, rezilyans kavramı nedir?

Rezilyans (dayanıklılık) kavramı zorluklara karşı uyum sağlama, olumsuzluklardan iyi sonuçlar çıkarabilme, esnek düşünme becerisi, hazırlıklı olmak olarak tanımlanabilir. İlk kullanıldığı zamanlarda zorluklar karşısında dayanma, direnme ve toparlanıp eski haline dönebilme anlamı ön plana çıkarken, şimdilerde stratejik bir perspektifle gerektiğinde değişim, dönüşüm ve başkalaşım anlamını da içermeye başlamıştır.

Deprem, salgın veya ani kayıp yaşayan çocuklara ebeveynler nasıl davranmalı? Çocuklar ile bu dönemde nasıl iletişim kurulmalı?

Deprem, pandemi gibi ani ve beklenmeyen olaylar çocukların dünyasında karmaşa ve kaygıya sebep olabilirler. Çocuklar böyle zamanlarda olduklarından daha farklı davranışlar sergileyebilirler. Örneğin daha agresif, öfkeli, kaygılı, yetişkine daha yakın ve ayrılmak istemeyen, yalnız kalmaktan korkan tavırlar içine girerek kendilerini ifade edebilirler. Bilinmezlik ve ani gelişen durumlarda ne yapılması ve kendini ve duygularını nasıl düzenlemesi gerektiğini bilemeyen çocuklara yetişkinler olabildiğince sakin ve sükûnetle yaklaşmalıdır. Yetişkin önce çocuğun duygularını anlamaya çalışarak onu sakinleştirmeli ve güvenli ortam yaratmalıdır. Çocuğun konuşmasına uygun ortamlar yaratarak kendini ve duygularını dışa vurmasını sağlamalı ve ona güvende olduğunu sık sık hatırlatmalıdır. Daha sonra çocuğun yaş grubuna uygun olarak durumu açık, kısa ve net olarak, onu korkutmadan açıklamaya çalışmalıdır. Yetişkin abartıya kaçmadan çocukla kendi duygularını paylaşarak, bu duyguların çok normal olduğunu ve bu durumlarda neler yapılması gerektiğini uzmanların açıklamalarını takip ederek açıklayabilir. Bunu yaparken önemli olan nokta yetişkinin çocuğa kendi kaygı ve korkularını yansıtmamasıdır.

Yazının devamı...

Hamilelik şekeri

26 Ekim 2020

Merhaba Sevgili Pembenar Okurları;

''Hamilelikte Sağlıklı Beslenme'' başlıklı röportajımın devamı olan ''Hamilelik Şekeri'' başlıklı röportajımda, Diyetisyen Ela Müderrisoğlu ile hamilelik şekeri, lohusalık dönemi ve lohusalık döneminde beslenme konularını kaleme aldık.

Keyifli okumalar dileriz.

Ela Hanım, hamilelik şekerinden bahsedebilir misiniz?

Hamilelik şekeri son derece önemli ve ihmal edilmemesi gereken bir kondur. Özellikle hamilelik şekeri göz önünde bulundururken, doğum sonrası hamilelik şekeriniz geçse bile, hamilelik sırasında geçirilen diyabet ne yazık ki sizi ileriki dönemlerde normal bir hamilelik geçirmiş bireye göre daha riskli kılar. Özellikle doğum sonrası ilk 6 ve 13 üncü haftalarda şeker ölçümü yaptırmanız tavsiye edilmekte ve her sene rutin kan tahlillerinizi yaptırmak büyük önem taşımaktadır. Hamilelikte, hamilelik şekeri geçirmiş kadınların doğum sonrası ilk 5 sene içinde tip 2 diyabet ile karşılaşmaları %30 oranındadır. Bunu önlemek amacı ile hamilelik sırasında alınan tüm kiloların doğumdan sonra ilk bir sene içinde verilmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde annelerde kalıcı obezite ve tip 2 diyabetin geliştiği yapılan çalışmalar sonrası gözlemlenmiştir.

Lohusalık dönemi nedir, bu dönemde anneleri nasıl bir süreç bekler?

Lohusalık dönemi özellikle anne ve bebek için önemli bir dönemdir. Tüm gözlerin anne üzerine çevrildiği ve annenin de ‘’ben bu işi başarabilecek miyim?’’ diye düşünüp strese girebileceği bir dönem… Doğum stresini atlattıktan hemen sonra tüm annelerin ilk aklına gelen sorulardan bir tanesi de ‘’ben kaliteli ve yeterli miktarda süt üretebilecek miyim ?’’ sorusudur. Aslında bu dönemde bebek ve anne arasında gerçek bir bağın kurulduğu, çocuğunuzda güven ve sevgi bağının oluşmasında destek olan emzirme ve ten teması sırasında salgılanan oksitosin hormonunun büyük bir rolü vardır. Bu dönem her ne kadar ilk 40 gün diye adlandırılsa da, annelerin emzirdikleri süreç içinde hem kendi sağlıkları hem de bebeklerinin sağlıkları için daha dikkatli beslenmeleri gerekmektedir.

Peki lohusalık sürecinde beslenme nasıl olmalıdır? ‘’Sen lohusasın, ye süt yapar…’’ yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yazının devamı...

Hamilelikte sağlıklı beslenme

21 Ekim 2020

Merhaba Sevgili Pembenar Okurları;

Bu yazımda sizlere son zamanlarda hamilelik dönemimin önemli bir parçası haline gelen hamilelikte beslenme ve hamilelik şekerinden bahsetmek istiyorum. 26. Haftada çok tartışmalı olmakla birlikte pek çok gebeye şeker yüklemesi önerilir. Ben de 26. Haftada etrafımdan gelen yaptırma baskılarına rağmen şeker yüklemesi yaptırdım. Sonuçlar çıktığında o kadar rahattım ki zaten bende hamilelik şekeri olamazdı. İçimiz rahat etsin diye yaptırmıştık. Bingo! 2. saat tokluk değerim normalin üstündeydi ve hamilelik şekerim vardı. Önce sonucun yanlış olabileceğini düşünmeye başladım. Fakat sonuçlarda hiçbir yanlışlık yoktu. Doktorum bir diyetisyenle görüşmemi tavsiye etti. 26 haftada toplam 4 kilo almış, hiç paketli gıda veya şeker tüketmemiş olmama rağmen bu nasıl olurdu? Durumu kabullendikten sonra bir diyetisyenle çalışmaya karar verdim. Şekerim hemen kontrol altına alındı. Hamileliğimi toplam 7,5 kilo ile tamamladım. Bebeğim 3670 gram dünyaya geldi. Doğumumda ve bebeğimde bu rahatsızlık ile ilgili hiçbir sorun çıkmadı. Bu süreçte benim durumumda olan pek çok gebenin olduğunu fark ettim; anne adayı sağlıklı beslenmeye çalışıyor, hamilelik boyunca egzersiz yapıyor ama yine de hamilelik şekeri çıkabiliyor.

Peki, hamilelikte doğru beslenme nasıl olmalı, hamilelik şekeri nedir, hamilelikte yapılan beslenme yanlışları nelerdir, hamilelik boyunca ne kadar kilo alınması gerekiyor? Gelin bu soruların yanıtlarını uzmanından öğrenelim. Öyle ise Diyetisyen Ela Müderrisoğlu ile yaptığım iki bölümden oluşan röportaja geçelim.

Ela hanım, sağlıklı bir hamilelikte beslenme ve hamilelik boyunca sağlıklı kilo alımı ne kadar olmalı?

Hiçbir hamilelik birbiri ile aynı olmamakla birlikte, özellikle hamile kalmadan önceki sağlık durumunuz, kilonuz (vücut analiz ölçümleri), yaşınız, beslenme düzeniniz ve fiziksel aktiviteniz hamile kaldıktan sonra nasıl bir yol çizmeniz gerektiğine ışık tutacaktır. Bu özellikle hamilelik şekeri için bir risk faktörü olup ilk 3 ay kilo alımının olmaması veya minimumda tutulması gerekmektedir.

Hamileliklerine kilolu başlayan kadınların hamilelik boyunca maksimum 7-8 kg alması daha uygun olurken, normal kiloda hamile kalan bir anne adayının 9-12 kg arasında hamileliğini tamamlaması sağlıklı olacaktır. İkiz bebeklere hamile olan bir anne adayı için 17-20 kg arası alması normal sınırlar içinde sayılmaktadır. Hamileliğine düşük kiloda veya zayıf kategorisinde başlayan veya ergenliğini tam tamamlamamış bir kadının kilo alımı 11-14 kg arası olması beklenebilir. İlk trimester en az kilo almanız beklenen zaman dilimidir. Bu dönemde maksimum 2-3 kilo alımı beklenmektedir. İkinci ve üçüncü trimester ise kilo alımınızın daha çok hızlanacağı dönemlerdir. Özellikle son trimesterde yaşanabilen ödem problemi anneyi hem fizyolojik hem psikolojik açılardan etkileyebilmektedir. Son trimesterde sorun yaşamamak adına hamileliğinizin en başından planlı bir şekilde bir beslenme uzmanı ile hamileliğinizi gözetim altında sürdürmek sizin ve bebeğinizin sağlığı için çok önemlidir.

Hamilelik döneminde mutlaka tüketilmesi ve mutlaka uzak durulması gereken besinler nelerdir?

Hamilelik döneminde kaliteli ve yeterli protein alımı önemli rol taşımaktadır. Yumurta tüketirken organik olması, üzerinde kodu bulunan yumurtaların tercih edilmesi gerekmektedir. Ton balığı da hamilelikte içerdiği cıva dolayısı ile dikkatli tüketilmesi gereken bir besin türüdür; ancak haftada 2 porsiyon ton balığı tüketilmesinde hiçbir sakınca yoktur. Hamilelikte esas tüketilmemesi gereken balık türleri; kirli denizlerde bulunan ve derin su balıkları (kalkan, kılıç, köpekbalığı),çiğ balık, kabuklu deniz ürünleridir. Omega-3 yağ asitleri bebeğin sinir sistemi ve beyin gelişimi için oldukça önemlidir. Bu yüzden daha yüzeyde yaşayan ve cıva oranı daha düşük olan hamsi, istavrit, palamut, uskumru, levrek, alabalık ve çiftlik somonu tüketilmelidir. Peynir ve diğer süt ürünlerinde de pastörize olduğu sürece anne ve bebek sağlığına sakıncası yoktur ve aksine D vitamini, fosfor, kalsiyum, B12 açısından zengin olduğu için besleyicidir. Genel olarak et, tavuk, balık ürünlerini tüketirken bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta ise pişirme yöntemidir. Gıdaların iyi pişmiş olması, çiğ kalmamış olması gıda zehirlenmesi riskini azaltacaktır. Aynı zamanda işlenmiş et ürünlerinin de tüketiminin en aza indirgenmesi hatta mümkünse hiç tüketilmemesi gerekmektedir.

Yazının devamı...

Etkili iletişim

7 Şubat 2020

Sevgili Pembenar okurları;

İletişim çağında yaşıyoruz, ancak ne kadar etkili iletişim kurabiliyoruz? Etkili iletişimde beden dili, ses tonu ve diksiyon bir bütün. İletişimde ne kadar iyi olduğumuz bu iletişim enstrümanları ne kadar iyi kullandığımıza bağlıdır.

Peki, etkili iletişim için işe nereden başlayacağız? Öncelikle doğru durum tespiti yapabilmek çok önemli.

İletişimde İlk Adım Farkındalık

İnsanlar ile iyi iletişim kurmak, sevilen ve sayılan biri olmak için öncelikle kendimizi nasıl temsil ettiğimize, daha sonra ise aslında nasıl temsil etmek istediğimize odaklanmamız gerekiyor. İletişimdeki eksiklerimizi bulmak, eksik noktaları geliştirmek ya da yanlış anlaşılmamıza sebep olan sivri uçlarımızı törpülemek; iletişimde küçük dokunuşlarla büyük sonuçlar elde etmemize sebep olabilir.

Empati ve Sempati

İletişimde sıkça karıştırılan empati ve sempati kavramlarına odaklanmak iletişim konusunda bizi son derece geliştirmeye yönelik iki kavram. Peki, bu kavramların birbirinden farkı nedir? Empati; kendimizi karşı tarafın yerine koyarak ne hissettiğini anlamaktan geçiyor. Karşı tarafa hak vermeyebilir, yaptıklarını doğru karşılamayabiliriz; ancak içinde bulunduğu durumu anlamaya çalıştığımızda empati kurmuş oluruz. Sempati ise karşı taraf ile duygudaş olma halidir. Karşı tarafın davranışları doğru olsun olmasın, onunla aynı doğrulta hissetmek anlamına gelmektedir.

Karşı Taraf ile İlgilendiğinizi Hissettirin

Yazının devamı...

Üniversite Tercih Dönemi

26 Temmuz 2019

Sevgili Pembenar okurları;

Üniversite giriş sınav stresi bitti. Şimdi sıra tercihlerde... Peki, kendinizi en doğru şekilde ifade edeceğiniz, gerçekten mutlu olacağınız bölümü nasıl seçeceksiniz? Bu noktada ailelere nasıl görevler düşüyor. Gelin tüm bu soruların cevaplarını Psikolog Yaren Karaca'dan öğrenelim.


Yaren hanım sizi tanıyabilir miyiz?
Merhaba, öncelikle başarılı çalışmalarınızdan dolayı sizi kutlarım. Yakından takip etmekteyim. Ben Psikolog Yaren KARACA. Psikoloji lisans eğitimini tamamladım, uzmanlık eğitimim devam etmektedir. Lisans eğitimim devam ederken birçok alansal çalışmanın yanında Çapa Tıp Fakültesinde 2,5 yıl asistanlık yaptım. Dönüm noktalarımdan biri oldu diyebilirim. Daha sonra bir vakıf üniversitesine bağlı bulunan Türkiye’deki tüm kolejlerin Türkiye Rehberlik ve Psikoloji yapılanmasını oluşturma ve yürütme aşamalarının yönetiminde koordinatör olarak çalıştım.
Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi ve Cinsel Terapi çerçevesinde; çocuk, ergen ve yetişkinlerle; üniversite kariyer planlaması, meslekler, stres, kaygı bozuklukları, davranış ve kişilik bozuklukları, depresyon, panik bozukluğu, obsesyon, cinsel işlev bozuklukları, öz güven, dikkat eksikliği, fobiler ve ilişkiler üzerinde yoğun çalışmaktayım.
Bu süreçte tabii ki en yoğun çalıştığım alan, öğrencilerin ilgili oldukları alanları ve meslekleri saptayara; kariyer planlaması dâhilinde, aile ile iş birliğini sağlamak ve öğrencilerin doğru tercih yapmasına yardımcı olmaktır.

Yazının devamı...

Sosyal Medya Üzerine...

11 Nisan 2019

Sevgili Milliyet.com.tr Pembenar okurları,

Sosyal medya birçoğumuzun vazgeçilmezi… Eminim içinizde ‘’Benim sosyal medyam yok. Sosyal medyadan uzak diyorum. Sosyal medyamı kapattım’’ Diyenleriniz vardır. Ancak pek çoğumuz sosyal medya bağımlılığından mustarip. Sosyal medya kullanımı ortalama 2-9 saat arasında değişiyor; bu durum gündelik hayata da önemli derecede etki ediyor. İnsanlar birbirleri ile sosyalleşmek yerine sosyal medyada sosyalleşmeyi tercih ediyor. Sosyal medyada hayatlar son derece steril ve mutlu gözükmesine rağmen, telefonların kamerası kapandığında gerçekten öyle mi?

‘’ Fenomen Doktorlar’’ olarak da bilinen genç ve yakışıklı doktorlarımız Dr. Hakan Tüfekçi, Dr. Ramadan Moueminoğlu ve Dr. Hüseyin Akça ile sosyal medya bağımlılığını ele aldık. Öyle ise buyurun röportaja geçelim.

Dr. Hakan Tüfekçi

Hakan bey, kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ben Dr Hakan Tüfekçi, Çukurova üniversitesinde tıp fakültesi eğitimine başlayıp, Kahramanmaraş sütçü imam üniversitesinden mezun oldum. Diyarbakır doğumluyum, Bursa’da görev yapıyorum. 6 yılı aşkın acil hekimliği yapıyorum, son dönemde mezoterapi, ozon terapi ve kupa terapi eğitimleri aldım. Ayrıca dolgu uygulamaları kurslarına katıldım. Yoğun bir tempo ile çalışmalarıma devam etmekteyim.

Sosyal medyayı kullanan bir doktor olarak günde ne kadar zamanınızı geçiriyorsunuz?

Yazının devamı...

Zerafet Değil Zarafet!

3 Mart 2019

Sevgili Pembenar Okurları;

Her insan yeni bir ortama girdiğinde fark edilmek ister. İnsanın temel ihtiyaçlarından biridir sevilmek, saygı görmek… Maslov’un İhtiyaçlar hiyerarşisinde 3. basamak, ait olma ve sevilme basamağına ayrılmıştır.

Bir terazi düşünelim. Bir kefesinde olumlu, bir kefesinde olumsuz özellikler olsun. Kefenin hangi tarafı daha ağır ise baskın olan kısım bizi tanımlayacaktır. Eğer sık sık argo kelimeler kullanıyor, sözlerimizde ve davranışlarımızda nezaketten uzak bir tavır sergiliyorsak insanlar bizi ‘’nezaketsiz, kaba veya görgüsüz’’ olarak tanımlar. Nazik ya da kaba olmak bizim elimizdedir. Pek çok birey belli bir yaşa gelir; ancak tam olarak nerede nasıl davranacağını bilemez. Kısacası temsil yeteneğini geliştiremez. Temsil yeteneğini bilmek, doğru davranışları hayatımıza katmaktan geçer.

Peki, Zarafet Nedir?

Gelelim Zarafet konusuna… Zarafet kökü zarftan gelen bir kelime olup hoşa giden davranışların tümü demektir. Her ne yaparsak yapalım, yaptığımız şey zarafet ölçüleri içinde olmalı, karşı tarafı incitmemeli ve rahatsız etmemelidir. Bu ‘’Eleştiri yapmayın! Rahatsız olduğunuz şeylere tepki göstermeyin!’’ demek değildir. Elbette fikrimizi paylaşmalı, zıt bir görüşe sahipsek belirtmeliyiz. Ancak bunu belirli bir ölçü içinde yapmalıyız. Bu ölçüde görgü kurallarına uymaktan geçer.

Yazının devamı...