8 adımda yalanı yakalayın

3 Şubat 2020

 

Ünlü Eğitmen ve Yazar Ümit ÜNKER ’in kaleminden işinize çok yaracak bir yazı daha ‘’ 8 Adımda Yalanı Yakalayın’’ bu yazıyı okuduktan sonra size yalan söyleyenleri çok daha iyi tanıyacaksınız.

''Yalan, herhangi bir kişi, topluluk veya kuruma, yanıltmak amacı güdülerek yapılan rol veya doğru olmayan herhangi bir ifadedir.'' olarak tanımlanır. Hayatımızın her alanında, hemen hemen her anında birileri bize yalan söyler ya da biz birilerine yalan söylemek durumunda kalırız. Yalan da ustalaşmak öyle sanıldığı kadar da kolay bir şey değildir ya da bir bakışta yalan söyleyeni anlarım diyebilmek pek de tutarlı olmayacaktır çünkü mikro ifadelerden dolayı yalanı çözmek ve net bir sonuca ulaşmak bu alanda uzmanlaşmış kişilerin dahi zorlandıkları bir noktadır ki son zamanlarda bilim adamlarının yaptığı çalışmalar sonrasında insanların yalan söylediklerini sözlerden anlamanın çok da tutarlı ya da geçerli olmadığı ortaya çıkarılmıştır. Yani biri size yalan söylüyorsa bunu sadece sözlerle yapmaz, yapmayabilir. Siz de bunu sadece sözcüklere bakarak net bir sonuca varamayabilirsiniz. Ancak kanıtlanmış çalışmalar bizlere gösteriyor ki aşağıda ki 8 temel adım bir kişinin yalan söylediğini anlamak için oldukça tutarlı sonuçlar veriyor. Bir müşterinin alıcı olmadığını sadece sorduğu sorulardan anlayan yurdum satış uzmanları için de bir tavsiyem var. Bu 8 temel adım insanlar için olduğundan bu adımları alıcı bir müşteri ile alıcı gibi görünen müşterinin ya da alacağını söylemesine rağmen aslında almayacak müşterinin kodlarını çözerek de kullanabilirsiniz. Öyleyse şimdi aşağıda ki adımları incelemeye geçebiliriz.

Soru: Duygular mı bizi yönetir? Biz mi duyguları?

Cevap: Doğru cevap: biz duygularımızı yönetiriz.

Yukarıda da görüldüğü gibi biz duygularımızı yönetebiliriz, bunun en etkili yöntemi de beden dilimizi yönetmekten geçer. Çünkü beynimizde kodlanmış bazı duygular ve bunlarla eşleştirilmiş hareket yapıları vardır. Mutlu isek, enerjimiz yüksek, ses tonumuz yukarıda, omuzlarımız dik ve tebessüm halinde oluruz bu da beynimizde ''mutlu'' kodunun karşılığıdır. Tam tersi mutsuzsak, enerjimiz düşük, ses tonumuz aşağıda ve omuzlarımız düşük olur bu da beynimizde ''mutsuzluk'' olarak kodludur ve bu konunun farkında olan uzmanlar ya da kişiler duygularını yönetebilmek için jest ve mimikleri ile ''Ters etki'' şeklinde oynayarak beyne giden kodu değiştirebilirler. Duygusal olarak mutsuz bir haldeysek gülümsemeyi ve ses tonunuzun

olduğunda 1 perde yukarıda olmasını sağlayın, göreceksiniz kısa süre içinde serotonin salgısı artacak ve kendinizi enerjik hissedeceksiniz ve/veya tam tersini yapın mutlu iken dudaklarınızı öne doğru götürün, omuzlarınızı düşürün, sesinizi alt perdeden kullanın göreceksiniz kısa süre içinde içinizde bir mutsuzluk olacak. İşte tüm bu duygular yönetilebilir haldeyken insanlar gerçek ve samimi gülümsemeyi taklit ederek yalan söyleyebilirler ancak asla taklitler gerçek duygularla aynı olmadığı için arada gap'ler (boşluklar) oluşur ve mikro ifadelerde bunlar anlaşılabilir. Mikro ifadeleri yakalamak çok zordur çünkü saniyede hatta saniyenin yarısında bile gerçekleşebilirler ancak bazı deneyler sonrasında şunu kesin söyleyebiliriz ki her ne olursa olsun taklit yapılırken insanlar bunları istem dışı abartılar ve/veya gözlerini buna uyumlu hale asla getiremezler. Hani gözler yalan söylemez derler ya tam da öyle bu nedenle karşınızda ki kişinin gerçekten yalan söylediğini %70 üzerinde tespit edebilmeniz için mikro ifadeleri okumalısınız.

Yazının devamı...

Kurumsal Eğitim Dünyasının Geleceği

24 Ocak 2020

Ünlü Eğitmen ve Yazar Ümit ÜNKER Milliyet okurları için Denizbank İnsan Kaynakları ve Deniz Akademi Grubu Genel Müdür Yardımcısı Yavuz ELKİN ile ‘’Kurumsal Eğitim Dünyasının Geleceği’’ni konuştu. Bu özel ve keyifli röportajı aşağıda bulabilirsiniz.

Ümit ÜNKER: Merhaba Yavuz Bey, sizi uzun zamandır tanıyorum. Benim de yer alma fırsatı bularak katkı sunduğum Deniz Akademi’nin bugün 12. yıldönümü olduğunu öğrendim. İlk olarak sizin kişisel hikayenizi alabilir miyiz? Sizin yolunuz nasıl kesişti?

Yavuz ELKİN: Hoş geldin Ümit, Bankacılığa 26 yıl önce müfettiş olarak başladım. 4 yıl sonra da pazarlama tarafına geçtim. 3 farklı bankanın satış ve pazarlama alanlarında yöneticilik deneyiminin ardından 2004’te katıldığım DenizBank´ta 2007 yılında Deniz Akademi’yi kurma misyonunu üstlendim. Önce varlık nedenimize çalıştık. Banka çok ciddi bir büyüme atağına kalkacaktı. Biz de burdan hareketle 3 odak alanı belirledik. Bunlar, Ailemize katılan yeni mezunları hızla bankacı yapmak, büyüyen organizasyon için içimizden yöneticileri hazırlamak ve henüz 10 yaşındaki Bankanın kuruluştan gelen özgün kültürünü güçlendirmek. 300 şube ve 6 bin çalışan ile başlayan bu yolculuk bugün 750 şube ve 14,500 çalışan ile devam ediyor. Sadece Deniz’e değil, yıllar içinde sektöre de bir çok bankacı ve yönetici yetiştiren bir okulumuz oldu. 2008 yılında; Deniz Akademi’nin yanında İnsan Kaynakları sorumluluğunu da üstlendim. Deniz’de keyifle keşfetmeye ve öğrenmeye devam ediyorum.

Ümit ÜNKER: Burası gerçekten sektörün önemli okullarından birisi. Bu gelişimin ardında mutlaka öne çıkan çalışmalar vardır. Bunları biraz açar mısınız? 

Yavuz ELKİN:  İlk başta vurgulamam gereken iç eğitmenler. Biz bankada Deniz ile ilgili metaforları çok sık kullandığımız için onlara da Deniz’in Rehberleri diyoruz. İlk önce hem kültürümüzü yayacak hem de yeni katılanlara rol model olacak arkadaşlarımızı belirledik ve önemli yatırımlar yaptık. Diğer yandan sektörün önemli eğitim şirketleri ile özellikle liderlik konusunda ortak tasarımlara imza attık. Bunların içinde birini özellikle söylemek isterim: Yeni Kaptanlar Kulübü. Bildiğin gibi biz, Şube Müdürleri’mize Kaptan diyoruz.  Deniz Akademi’nin kuruluşundan bu yana devam eden bir program. Sanırım bu anlamda sektörün, belki de ülkenin en uzun soluklu programlarından da biri. Bugün şubelerimizin % 70’inden fazlasında çalışanlarımız arasından terfi ederek Kaptan olan ve bu programdan mezun olan arkadaşlarımız yer alıyor. Bu uygulamalar ile 5. yılımızda ulusal ve uluslararası alanda bir çok prestijli ödüller aldık. 2018 yılında 10. yılımızı kutlarken kendimize yeni bir hedef koyduk: Türkiye’nin en dijital kurumsal akademisi olmak! Buna göre bu yıl sonunda toplam eğitim üretiminin % 70’ini dijital kanallardan sunacağız. Burada elbette sadece nicelik olarak bir hedeften değil; etkili, tam da ihtiyaç duyulan zamanda ve miktarda eğitim sunmaktan bahsediyorum. 

Ümit ÜNKER: Size göre sınıf eğitimleri bitecek öyleyse! Biz kendimize başka iş bakalım! 😊

Yavuz ELKİN:

Yazının devamı...

B2B Nedir? Avantajları Nelerdir?

23 Ocak 2020

B2B (Business to Business- Firmalar Arası) e-Ticaret firmaların birbirleri arasında bir ürün ya da hizmetin alımı ve satımı ile ilgili tüm süreçlerini internet üzerinden gerçekleştirilmesi anlamına gelmektedir. Şirketler geleneksel süreçlerde tüm bu işlemleri fiziksel olarak gerçekleştirirler ve ciddi bir operasyon, dağıtım ağı, tedarikçi zinciri, personel, fiziki mekan, işletme giderleri gibi bir çok gider kalemine sahiptirler.

İnternetin günümüzde tüm dünyada yaygın olması ve hızla gelişen teknolojik imkanlar sayesinde ticaret hacminin ciddi oranda artması ve e-Pazar yerinin oluşması beraberinde B2B sitelerinde ticaret yapan şirket yöneticilerine geleneksel yöntemlere göre önemli rekabet üstünlükleri sağlamıştır.

Bunları şu şekilde sıralayabiliriz;

İşte tüm bu avantajlar şirketlerin B2B alanında olmasının kendilerine sağladığı üstün rekabet avantajlarından en önemli olanlarıdır. Özellikle pazara olan uzaklık, talebe uygun üretimin gerçekleştirilememesi, bilgi eksiklikleri gibi dezavantajları ortadan kaldırır. B2B sürecinde firmalar iş yapış biçimlerinin sistematiğini tedarikçileri ile paylaşırlar bu şeffaf iletişim süreci alıcı ile satıcı arasında sorunsuz ve daha anlaşılabilir şekilde ilerlemesi için gereklidir.

Her yeni tedarikçi şirket için anlamlı bilgilerin yer aldığı tüm süreçlere hakim olmalıdır ve kolay anlaşılabilir bilgileri analiz edebilmelidir. Geniş Pazar hacmine sahip olan bir B2B şirketi, tedarikçileri ile ticaret yaparken daha düşük fiyatlı ve kaliteli ürünlerin pazara girmesini tetikler bu da üreticiler arasında rekabetin artmasına neden olur. Öte yandan tüm ticari işlemlerin maliyetinin düşmesini sağlar. Bilim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD) verilerine göre 2018 yılında E-Ticaret hacmi yüzde 42 büyüyerek 59,9 Milyar Türk Lirası olmuştur.

B2B siteleri aracılığıyla ithalat ya da ihracat yapan firmalar müşteri ve tedarikçi bulma konusunda hangi avantajlara sahip olurlar?

B2B siteleri aracılığıyla ithalat ya da ihracat yapan firmalar müşteri ve tedarikçi bulma konusunda yeni alıcıları veya ticari iş ortaklarını daha kolay bulabilirler. Bu alanda faaliyet göstermek henüz bilinmeyen pazarların keşfedilmesini ve bu pazarlara satış yapılmasını sağlar. B2B aracılığıyla uluslararası boyutta ticaret yapan tedarikçiler için yeni ve satış kanalları imkanı sağlar.

Özellikle tüm taraflar için herhangi bir aracıya gerek duyulmadan direkt alıcıya ulaşılabilme imkanı önemli bir avantajdır. Geniş kapsamlı bu e-Pazar yerinde daha düşük maliyetlerle pazarlama fırsatı yakalanır. Büyük firmaların ciddi hacimli müşteri portföyüne ürün ve hizmetleri sunulabilme imkanı tedarikçiler için zahmetsiz bir şekilde büyük oranlarda ürün ya da hizmet satma fırsatını yaratır.

Yazının devamı...

Etkinlik sektörünün geleceği

23 Ocak 2020

Ümit ÜNKER: İbrahim Bey Merhaba, etkinlik sektöründeki en genç üst düzey yöneticilerden birisisiniz, bize kendinizden ve hikayenizden bahseder misiniz?

Kariyerime üniversite öncesi küçük bir işletmede grafikerlik yaparak başladım. Sonrasında Namık Kemal Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünden mezun olarak turizm sektörüne adımlarımı attım. Üniversite biter bitmez yerli bir otel zincirinde yiyecek-içecek bölümünde göreve başlayıp 2 yılda satış ve pazarlama yöneticiliğine kadar yükseldim. Ardından Türkiye’nin en büyük seyahat acentelerinden birinde yurt içinde ve yurt dışında projeler hayata geçirmeye başladım. Bildiğimiz birçok global markanın etkinliklerini yönettim. 2 yıllık bir kendi şirket serüvenim oldu ama bana göre olmadığını anlamam ve ülkemizde ‘Etkinlik Ajansı’ kavramının oturması ile birlikte serüvenim sektörün önde gelen etkinlik ajanslarında yöneticilik yaparak devam etti. Kurumsal bir turizm şirketi ile iş birliği yapıp, bu sektöre ayak uydurabilmeleri için bir etkinlik ajansı dönüşümü projesini hayata geçirdik. Şimdi ise geçmişte beraber çok başarılı projelere imza atıp aile gibi olduğumuz, en iyilerin bir araya geldiği Oksijen Events şirketinde değer katmaya devam ediyoruz.

Ümit ÜNKER: Peki tam olarak neler yapıyorsunuz? Turizm herkesin bildiği bir sektör ama sizin yaptığınız işe turizm demek pek doğru gelmiyor bana.

Evet aslında bizim en zor noktamız yaptığımız işi bir cümlede anlatamamak. Normal meslek sahiplerine ne iş yaptığı sorulduğunda bir cevapla mesleğini bir ekle branşını/uzmanlığını söyleyip konuyu açıklığa kavuşturabiliyor.

Doktorsa uzmanlığı, pilotsa çalıştığı havayolu gibi örnekler varken, biz kendimizi anlatmak için biraz zorlanıyoruz.

Aslında bizim verdiğimiz hizmet bir iletişim hizmeti. Marka ile paydaşı arasındaki iletişimi bir etkinlik içerisinde anlatmaya çalışıyoruz. Arka planda büyük ve maharetli ekipler çalıştırıyoruz. Bana sorarsanız yaptığımız iş reklam ajanslarına daha yakın. Bir marka çalışanlarını veya iş ortaklarını toplayıp onlara vermek istedikleri mesajları anlatmak istiyor. Bu noktada bunu nasıl yapabiliriz? Sorusu bize yöneltiliyor.

Ümit ÜNKER: Nasıl yapıyorsunuz? Bildiğim kadarıyla yapmış olduğunuz bu iş yurt dışında oldukça önemli, üniversitedeler de bölümleri olan bir iş?

Çok doğru. Maalesef ülkemizde yaygın bir şekilde eğitimi verilmeyen, yurt dışında ise bölümleri ve mezunları olan oldukça prestijli bir iş. Ülkemizde fikre verilen değer çok düşük olduğu için çok talep görmüyor sanırım belki de çok yoğun iş temposu çekici gelmiyordur.

Yazının devamı...

Turizmde altın fırsatlar

23 Ocak 2020

Hakan Bey merhaba, bize biraz kendinden bahseder misiniz?

Merhabalar Ümit Bey, yaklaşık 15 senedir turizm sektöründe sırasıyla The Marmara Taksim, Sheraton Çeşme, Jasmine Court Kıbrıs & Mia Pera, Radisson Blu Pera, Wyndham Grand Levent, Renaissance Istanbul Polat Bosphorus gibi gerek lokal gerekse uluslararası zincir otellerde yöneticilik yaptıktan sonra şu anda kendi girişimimiz olan Rest Turizm Otelcilik A.Ş. de Genel Müdür olarak görevime başlamış bulunuyorum. Burada uçak bileti, otel rezervasyonları, transfer, toplantı organizasyonları, eğitim, danışmanlık gibi hizmetler sunuyoruz.  Bunun yanı sıra Nişantaşı Üniversitesi Gastronomi Bölümünde Öğretim Görevlisi olarak akademik çalışmalarımı doktorant olarak sürdürüyorum.

Gayet güzel bir kariyeriniz olmuş, peki insanlar niçin turizmde kariyerlerine başlamalı?

Baktığımızda Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü verileri göre 1,448 Trilyon dolarlık bir sektörden bahsediyoruz. Tüm dünyada çok büyük bir ekonomiden. Bugün baktığımızda ülkemizde hızla gelişen bir sektörden. Geçtiğimiz sene 29,5 milyar dolar gelir elde edilirken 45 milyon ziyaretçi ülkemizde misafir edildi. Dolayısıyla sağlanan istihdam, ülkeye sağladığı döviz girdisi ile birlikle cari açığı kapatmakta ki payı, kültürel paylaşımların artması ve eğlenceli bir sektör olması en cazip yönleri.

Peki sizce turizmde ne tür fırsatlar var?

Öncelikle çok ciddi olarak kalifiye personel eksikliği mevcut. Hemen hemen sektörde ki her arkadaşımın da hak vereceği üzere dil bilgisi yeterli, akademik donanıma sahip personel bulmakta ciddi zorluklar yaşanıyor. Bu anlamda özellikle akademik çevre ve sektörün bir arada yürümesi burada çok önemli. Diğer sektörlere göre iş bulma oranı çok daha yüksek ve hızlı yükselebilme şansına sahipsiniz. Turizm gerek oteller olsun gerek acenteler gerekse tedarikçiler boyutunda çok geniş bir çevreyi kapsadığından iş fırsatları bakımından oldukça önemli. Yurtdışı tecrübesi ve deneyimi kişileri sektörde bir adım öne çıkaran bir diğer unsur. Özellikle yurtdışı çok önemli bir fırsat. Yabancı zincir otellerden geçişler bu konuda daha büyük fırsatlar sunabilmekteler. Yurtdışında elde edebileceğiniz maaşlar oldukça tatmin edici olabiliyor. Karlılıklar son yıllarda düşse de turizmde ciddi kar marjları hala yatırımcılar için cazip görünüyor. Ve son yıllarda önemini hep belirtmiş olduğum bir konu da dijitalleşen firmalar gelecekte rekabette büyük avantaja sahip olacaklar. Özellikle birçok internet sitesi, sosyal medya bloggerları, influcer’lar günümüzde turizmde önemli yere sahip, bu konularla ilgilide fırsatların olduğunu görüyorum.

2020 senesini nasıl görüyorsunuz?

2020 senesi umarım tüm turizm camiası için hayırlı olur güzel olur. Kesinlikle çok daha pozitif ve çok daha yükselen bir sene olmasını bekliyoruz. Herhangi bir terör olayı veya ekonomiye yönelik verilerde bir sorun olmadığı müddetçe turizm gelirlerimizin artmasını bekliyorum. 2013 peşi sıra 2016 senesinde yaşanan terör olayları ülkemiz turizm gelirleri adına oldukça olumsuz etkiler bıraktı. Bu sene Galata port Nisan ayı itibariyle açılacak ve Cruse taşımacılığı ile beraber büyük bir gelir elde edilecek. Dünyanın en büyük havalimanlarından olan İstanbul Havalimanı’nın açılmasıyla birlikte transit birçok uçuş İstanbul üzerinden sağlanacak, ülkemizde yine Şampiyonlar Ligi finali organizasyonu gerçekleşecek ve bu organizasyonun ülke tanıtımı için büyük bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte Antalya, Bodrum, Marmaris gibi gözde olan destinasyonlarımız yanı sıra, Trabzon, Bursa, Sapanca gibi destinasyonlarında talep artışı bekleniyor.

Yazının devamı...

Çalışan anneler için etkili zaman yönetimi

23 Ocak 2020

Zaman Yönetimi Nedir?

Zaman Yönetimi; zamanı daha etkin kullanarak öncelikleri belirleyip, doğru planlama yapabilmektir. Asıl önemli olan ise zamanı mümkün olduğunca etkin ve etkili bir biçimde kullanma ve denetleme sistemi olan Etkili Zaman Yönetimidir.

Zaman tüm insanların eşit olarak sahip olduğu tek şeydir ama neden bazıları için daha kısadır bazıları için de uzun?

Unutmayın! Gün herkes için 24 Saat… Önemli olan bu süreyi değerlendirme noktasındaki başarımızdır. Hepimiz her gün metroya, metrobüse vs. toplu ulaşım araçlarına biniyoruz değil mi? Sen telefonun ile sosyal medyanda geziyorsun ben ise kitabımın bir bölümünü yazıyorum. Bana gün 25 saat verilmedi, ya da seninki 23 değil, o yüzden yakınmaktan vazgeç, harekete geç. İnan ki; gerçekten istersen vakit yeter…

Zamanı bazıları kısa algılarken bazılarının kısa algılamasının bilimsel bir açıklaması var. Buna Psikolojik Zaman denir. Psikolojik zaman hissedilen zamandır. Zaman çeşitlerinden bahsederken detaylandıracağım.

Neden zamanı yönetmek zorundayız? Zaman yönetiminin avantajları nelerdir?

Cevap basit aslında, pişman olmamak için… Hepimiz kendimizi şunları mırıldanırken bulmuşuzdur öyle değil mi? Vaktim yok, yetiştirmem imkânsız, az zaman kaldı yapamayacağım, çok geç kaldım, yetişemedim… Dikkat edin gün içerisinde bizi sıkıntıya sokan konulardan %90’ı zaman problemindendir. Suçlu ise zaman değil, biziz.

Neden zamanı yönetmek zorundayız peki? Öncelikleri belirleyerek ulaşmak istediğimiz hedefe daha hızlı erişmek için ve bunun yanında stresi yönetmek için. Çünkü zamansızlık “zaman stresi” yaratır. Madem zaman bu kadar güçlü kendi kendini yönetse ya! Yönetmek zorundayız çünkü; verimsizlikleri gidermeliyiz. Belirlenen hedeflere ulaşmamız için buna ihtiyacımız var. Kariyer gelişimimizi zaman olmadan sağlayamayız. Görev gereklerimizi uygun şekilde gerçekleştirmek istiyorsak bunun başka bir yöntemi ne yazık ki yok.

Yazının devamı...

Dijital dünyanın geleceği ve Türkiye

23 Ocak 2020

Türkiye, güçlü iş gücü piyasası ve canlı iç pazarın temellerini oluşturan genç, dinamik ve artan nüfusuyla benzersiz fırsatlar sunmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre, Türkiye nüfusunun 2023 yılında 86,9 milyona, 2040 yılında ise 100,3 milyona ulaşması beklenmektedir. Nüfusun büyüme ivmesini sürdürerek 2069 yılında zirve noktası olan 107,6 milyona ulaşacağı öngörülmektedir.

Değişen ve gelişen dünyada geleceğin, dünyanın peşinden gittiği ileri yazılım teknolojilerinde olduğu bilinmektedir. Teknoloji bizlere büyük fırsatlar sunmaktadır. Ülkemizde üniversite ve yüksekokul sayılarının artmış olması, nitelikli genç ve yetenekli nesillerin yetişmesi açısından önemli değere sahiptir.

Birçok dünya ülkesinde okul öncesi dönemde robotik kodlama, yazılım derslerinin temel bilimler gibi zorunlu ders olarak okutulduğu bilinmektedir. Ülkemizde de önemli eğitim kurumları okul öncesi eğitimlerde bu dersleri vermeye başlamıştır. Gelişen toplumlar teknoloji üreten ya da üretilmiş teknolojiyi katma değerli bir şekilde ülkesine sunan toplumlardır. TÜİK verilerine göre inşaat sektörü güven endeksi Nisan 2019 yılı itibari ile 61,2 olarak verilmiştir. Bir önceki aya göre 1,9 ‘luk bir artış görülmektedir. Ülke ekonomisinin inşaat temelli gelişiminden ziyade yazılım ve üretim temelli gelişimi sürdürülebilir büyüme için çok önemlidir. Bu noktada milli yazılım ve/veya milli içerik konuları son derece kritik hale gelmiştir. Eğitim sistemi ve eğitimin teknoloji ile dönüşümü Türkiye Cumhuriyeti’nin 2023 hedefleri açısından son derece önemlidir.

Dünya otomotiv pazarının üretiminin %46’sı yazılım haline dönüşmüştür. Yazılımın tek bir tıkla dünya üzerinde elektronik cihazların pil ömrünü uzattığı bilinmektedir. Örnek vermek gerekirse; bir akıllı telefonun pil ömrü küçük bir yazılımla 1 saat uzatılmıştır. Savunma sanayisinde de yüksek katma değerli, ileri teknolojilerin üstünlük ve ekonomik açıdan önemli katkıları olduğu bilinmektedir. Minimum insan gücü ile maksimum kullanıcıya ulaşılmaktadır. ABD için gelecekteki tehditlerden bir diğeri olan Hindistan ise başta yazılım sektörü olmak üzere, eğitimli nüfusu ile ekonomik kalkınmasına son hızla devam etmektedir. Hindistan’da kurulmuş şirketler dünya genelindeki bilişim sektörünün üçte ikisini yönetmektedir. Fortune 500 dergisinde yer alan dünyanın en büyük 500 firmasının yarısı Hintli firmaların müşterisidir. Hindistan’da yılda yaklaşık 30 Milyar USD ciro elde eden bilişim sektöründen %60’ı yerli olmak üzere toplamda 5.000 civarında firma faaliyet göstermektedir. Bu sektörde yaklaşık 650.000 kişi istihdam edilmektedir.

Türkiye’de ise yazılım sektöründe yaklaşık 160.000 kişi çalışmaktadır. Ancak hızla gelişen bu yıkıcı etkiye sahip sektörün her yıl en az 70.000 kişilik istihdama ihtiyacı vardır. İlköğretimden başlamak üzere okullarımız eğitim teknolojileri noktasında 5-10 yıl geride bulunmaktadır. Bugün ülkemizin ihraç ettiği ürünlerin sadece %4’ü yüksek katma değer içeren teknolojiler içermektedir. Dünyada ise bu, Çin’de

%27, Güney Kore ve İsviçre’de %18, ABD’de %17, Japonya, Almanya, Meksika ve Fransa’da %16, Brezilya %10, Hindistan %8, ve Endonezya’da %7’dir.

TÜİK bilgi toplumu istatistiklerine göre Türkiye’de girişimlerde 2018 yılı bilgisayar kullanımı %97,0, İnternet erişimi %95,3 ‘dür. Hanelerde ise bilgisayar kullanımı %59,6, internet kullanımı %72,9 ve hanelerde internet erişimi %83,8’dir.

Diğer yandan ülkemizde 2000 yılında internet abone sayısı 1,629.156 iken 2018 yılı TÜİK verilerine göre bu rakam 73,789.734 olmuştur. Ülkemizde yüksek oranda internete erişim mevcuttur. Bu da yazılım teknolojilerini geliştirmemiz açısından önemli bir değer ve fırsat sunmaktadır. Yine 2000 yılında cep telefonu sayısı 14,970.745 iken 2018 yılında bu rakam 80,637.671 ‘dir. Akıllı cep telefonları ve onlar ile yapılabilecek mobil uygulamalar katma değeri yüksek çalışmalar için uygun hale gelmiştir. Bunların başında Augmented Reality yani Artırılmış Gerçeklik uygulamaları gelmektedir.

Yazının devamı...