İLİŞKİLERİN İLETİŞİME OLAN ETKİLERİ VE İLİŞKİ KOÇLUĞU

7 Eylül 2021

Değerli okurlarım merhaba,

Bugün oldukça ilgi çekici bir konu ile karşınızdayım. ‘’İlişki Koçluğu’’ Covid 19 pandemisi ile birlikte daha da önemli hale gelen ilişkilerin sürdürülebilir ve ‘’iyi olma durumu’’ (well-being) halini inceleyen, bu alanda uluslararası çalışmalar yapan İlişki Koçu Hande AHISKALI. Kendisi hem bireysel hem de kurumsal alanda birçok kişi ile çalışıyor. Sizler için kendisine merak edilenleri sordum. Röportajı keyifle okumanız ümidiyle…

Hande Hanım merhaba, On iki yıldır profesyonel koçluk yapıyorsunuz. Sohbete başlamadan önce okuyucularımızın sizi kısaca tanımasını isterim.

Merhaba Ümit Bey, öncelikle değerli köşenizde bana yer verdiğiniz için çok teşekkürler. Evet, on iki yıl önce koçluk mesleğiyle tanıştım. Keşke daha önce tanışsaymışım dediğim bir yıl olmuştu. Kurumsal şirket, aile şirketi ve devlet sektöründe uzun yıllar çalıştım. Çalışırken de koçluk hep devam etti. Koçluk eğitimleri, kişisel gelişim eğitimleri verdim uzun yıllar. Kurumsal yaşamdan altı ay önce istifa edip, tamamen bireysel olarak yoluma devam etme kararı aldım. Bu kararı pandemi sürecinin en yoğun olduğu dönem almış olmama insanlar inanamadı. İstemek ve aldığın kararın gücüne inancını katmak, içsel motivasyonun gücü diyoruz işte buna. Sevdiğim gibi çalışmak, sevmediğim gibi çalışmaktan çok daha önemli benim için. Hiçbir iş beni insanlarla çalışırken duyduğum heyecan kadar etkilemedi. İşimi hala ilk günkü heyecanla yapıyorum. Bu çok özel bir şey, çok özel ve güçlü bir duygu açıkçası. Aslında mesleği profesyonel konuma taşımadan önce de insanlara uzun yıllardır koçluk yaptığımı fark ettim.

Eğitimli olmanın, koçluk tekniklerini öğrenmenin en büyük farkı ise daha etik, daha profesyonel ve daha idealist şekilde meslekte ilerlemenizi sağlıyor olması. Çünkü profesyonel koçluk, iyi ve koçluk standartlarına uygun bir eğitim kurumundan eğitim almanızla başlıyor. Öyle sanıldığı gibi üç beş günlük eğitimlerle ve hiçbir emek harcanmadan yapılabilecek bir meslek değil. Koçluğun kendi içinde çok güçlü dinamikleri ve etik değerleri var. Bu değerlere uygun şekilde ve insan sağlığını göz ardı etmeden çalışmanız gereken bir meslek. Dediğim gibi birçok eğitim, sürekli kendini geliştirme, mesleki tecrübe kat kat ilerlemenize ve mesleki anlamda her geçen gün içsel öngörülerinizin artmasına olanak sağlıyor. Ben buna “mesleki güçlenme” diyorum. Koçların içsel öngörülerinin güçlü olması gerekiyor. Bu eşittir tecrübenizin fazla olduğunun ispatı gibi bir şey.

On yıl önce koçlukta uzmanlaşmaya karar verdim. İlişkiler ve Motivasyon Koçluğu yapıyorum. Eski milli takım sporcusu olmam ve ilişki öngörülerimin başarılı olması beni bu alanda uzmanlaşmaya yöneltti. Spor, yaşamıma disiplin ve motivasyon kelimelerini çok ufak yaşta sokmamı sağlamıştı, bunu koçlukla birleştirince hem kendi yaşamımda hem de müşterilerimin yaşamında muhteşem değişim ve ilerlemelerin varlığına şahit oluyorum. On yıldır müşterilerimle, ilişkileri üzerine çalışıyoruz.

Gerçekten harika, peki İlişki Koçluğu sadece duygusal ilişkiler alanıyla mı ilgili peki? İlişkiler denince genelde insanların aklına duygusal alan geliyor öyle değil mi?

Yazının devamı...

DİJİTAL İLETİŞİMDE PSİKOLOJİK ZAMAN YÖNETİMİ

30 Ağustos 2021

Değerli okurlarım merhaba, ulusal ve uluslararası birçok markaya verdiğim eğitimlerimde en çok ilgi gören bölümlerden biri de ‘’Zamanın Yönetimi’’ konusu. Bu konuda binlerce içerik bulabileceğinize eminim ancak sizlerle her yerde bulamayacağınıza emin olduğum ‘’Dijital İletişimde Psikolojik Zaman Yönetimi’’ ni paylaşmak istiyorum.

Bu önemli konuyu sizinle 2 noktada inceleyeceğiz


Yapılan bir deneyde, bazı öğretim görevlilerine, konuşma yapmaları için başka bir binaya gitmeleri gerektiği söylendi. Bazılarına oraya gitmeden önce bol vakitleri olduğu, diğerlerine ise geç kaldıkları, hatta insanların daha şimdiden onları beklemeye başladığı söylendi. Diğer binaya giderken, yolda, yerde yatan, paçavralar içinde darmadağınık görünümlü bir insanla karşılaştılar. Daha vakitleri olduğu söylenen konuşmacıların çoğu yardım etmek için durdu. Ancak, geç kaldıkları söylenenlerin çoğu, yerde yatan adamın yanından geçti gitti. İronik bir biçimde (ve kazara değil), öğretim görevlilerinin, “Yardımseverin Kısa Hikayesi” hakkında bir konuşma yapmaları bekleniyordu!

Bundan çıkarılacak sonuç, insanların sahip olduklarını düşündükleri zamandan dolayı farklı davranmalarıdır. Acele edenler sadece geleceği düşünüyorlardı. Aşikar olan gecikmelerine odaklandılar ve bu nedenle yardım etmek için durmadılar. Tam tersine, fazladan vakti olanlar şimdiki zamana daha fazla odaklandılar ve yardım etmek için durdular.

Psikolojik zaman, gerçek zaman dışında algıladığımız zamandır. Zaman keyifliyken hızlı, kederli ve mutsuzken çok yavaş geçer. Bunun nedeni algılarımızdır. Dijitalde iletişimde de yüz yüze iletişimde de bu gerçekleşir. Yüz yüze iletişimin dışında dijitalde iletişimde zaman çok daha baskındır. Çünkü farklı ortamlar ve uzakta olmak, uzun süre parlak ekranlı bilgisayara ya da telefona bakmak ve sabit durmak bizi yormaya başlar. Yoruldukça algılanan gerçek zaman yerini psikolojik zamana bırakır ki özellikle ‘’Remote Detailing’’ de yapılan sunumların en fazla 5 dakika içerisinde gerçekleştirilmesi ya da en fazla 5 dakika monolog (tek kişinin konuşması) şeklinde gerçekleştirilmesi psikolojik zamanı yönetme açısından önemlidir. Yetişkinlerin algıları her 3 dakikada bir kopar bu nedenle algıların sizde kalmasını sağlamak ve zamanın çok uzadığının hissedilmesini engellemek için kısa, anlaşılabilir ve akılda kalıcı sunumlar yapmamız gerekir. En iyi yöntemlerden biri diyalog kurabilmek için planlanmış aralıklarda sorular sorarak karşı tarafı konunun içine dahil etmektir.

Yardımsever deneyinin bulgularına dayanarak, iki araştırmacı Philip Zimbardo ve John Boyd, zaman psikolojisi üzerine bir çalışma yürüttüler. Çalışmaları, farklı zaman perspektiflerini sınıflandırıyordu. Zimbardo ve Boyd’a göre, altı tane zaman perspektifi vardır ve insanlar özellikle bunlardan bir tanesine doğru meyleder ve bazılarına kıyasla diğerlerine daha fazla yönelir.  

Bunlar;

Yazının devamı...

BAŞARILI BİR KADIN GİRİŞİMCİNİN HİKAYESİ

13 Temmuz 2021

Değerli Okurlarım Merhaba, bildiğiniz gibi sizlerle kendi alanlarında fark yaratmış, başarılı ve iyi sonuçlar almış kişileri tanıtmaya gayret ediyorum. Bu seferde Başarılı bir kadın girişimci olan sevgili Dilek ÇAKIR’ın hikayesini ve kendisi ile yaptığım özel röportajı paylaşıyorum.

Sevgili Dilek seni daha yakından tanıyabilir miyiz? Dilek ÇAKIR Kimdir?

İşletme ve elektronik eğitimi aldım ,çalışma hayatıma 2000 yılında Star TV ‘de başladum, Metro Group ve Sanofi Avantis genel müdürlükte devam ettim. Yaklaşık sekiz yıldır Trakyanın Lüleburgaz ilçesinde yaşıyorum, bilgi ve tecrübelerimi birleştirip Trakyada ilkleri gerçekleştirmek için kolları sıvadım ve kadın girişimci olarak Filika Medyayı kurdum. Projelerimde sosyal temalı konuları ele alıp kültür, sanat, spor alanlarında faaliyetler gösteriyoruz. Gerçekleştirmiş olduğum projeler hem Trakya hem Türkiye de ilk’ler oldu. İş hayatı ve toplumsal duyarlılık alanlarındaki başarılarımdan dolayı bir çok ödüller aldım.

Gayet güzel, gönülden tebrik ve takdir ediyorum. Bize bazı projelerinden bahseder misin?

İlk olarak Trakya’da 2016 yılında bir film atölyesi kurdum ve belediyenin destekleriyle ücretsiz eğitim vererek yönetmen, kameraman, ışıkçı, sesçi, oyuncu yetiştirdik. Yetiştirdiğimiz öğrencileri Türkiye’nin en ünlü yönetmen ve yapımcılarıyla bir araya getirerek iş imkanı sağladık.

Bu süreçte ekibimle birlikte festivaller konser düzenledik. Firmaların, belediyelerin ulusal ve yerel basın işlerini yürüttüm. Trakya bölgesinde o yıl içinde belediyelerin en iyi projelerini basına taşıdım.

2019 yılında Trakya’nın ilk ödül törenini gerçekleştirdim. Trakya’nın Lüleburgaz ilçesine ünlü Hollywood oyuncusu Mike Mitchell’i Lüleburgaza getirip halkla buluşturdum. 

Yazının devamı...

GELECEĞİN İLETİŞİMİ HİBRİT İLETİŞİM

17 Mayıs 2021

 

Hatırlar mısınız? Eskiden bayramlar gelmeden neredeyse 1 ay evvel içimizi tarifsiz bir mutluluk kaplardı. Bayramda neler yapacağımız, neler alacağımız ve kimlere gideceğimizi planlamaya öncesinden başlardık. En güzeli de bu duygusal hazırlık aşamasıydı sanırım. İnsanda garip bir serotonin salgılanmasını sağlardı. Çoğunlukla planlar şu şekildeydi, ilk gün erkenden büyüklere gidilir, elleri öpülür, geleceğimizi bildikleri için de o harika yemekleri, börekleri hazırlarlardı. İçine sevgi ve mutluluk katılmış yemekler yenildikten sonra bir süre sohbet edilir daha sonra da ailece yapmak için hazırladığımız şeyleri yapardık. Ne güzel zamanlardı sizce de, öyle değil mi?

Yakın zamanlarda yavaş yavaş gidemediğimiz, göremediğimiz sevdiklerimizi görüntülü görüşme sayesinde görmeye ve hasret gidermeye başladık. Bu çoğu zaman whatsapp ya da facebook üzerinden gerçekleştirilebildi bazılarımız ise bunu skype aracılığı ile yaptık. Aslında yavaş yavaşda olsa biz online görüşmelere alışmıştık.

İçinde bulunduğumuz pandemi eskiden yaptığımız ziyaretleri şu an elimizden aldı belki ama öncesinde deneyimlediğimiz online görüşmeler ile iletişimimize devam ettik çünkü insan doğası gereği karşı taraf ile yüz yüze ya da onu görebileceği şekilde iletişim kurma eğilimindedir. Bu kadim iletişim bir süre bu şekilde devam etse de post corona ile yeni normalde yerini hibrit iletişime bırakacak. Yani yine eskiden yaptığımız gibi olacak fakat online tarafı biraz daha baskın olacak. Her ne yapıyorsanız yapın ister bir hekim ile, ister bir yöneticiniz ya da müşteriniz veya sevdikleriniz ile görüşün online görüntülü görüşmenin yüz yüze görüşmeye göre önemli 3 unsuru var.

Şimdi, gelin bu 3 adımı birlikte inceleyelim.

Dijitalde iletişim kurarken;

En fazla 5 ya da 10 dakikanız var. Bunun için metafor ya da hikayenizi veya kendi tarzınız ile etkileyici bir girişinizi önceden planlayarak başlamalıyız.

Aristo’nun ikna formülü;

Yazının devamı...

YALIN YAPMAK MI YALIN OLMAK MI?  

8 Nisan 2021

Değerli Okurlarım Merhaba, bu hafta karşınızda sevgili Hakan ACAR ile yaptığım keyifli röportaj ile çıkıyorum. Özellikle son dönemlerde COVID-19 ile birlikte çok daha gündemde olan ‘’Yalın Yaklaşım’’ konusunda değerli bilgilerin yer aldığı çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik sevgili Hakan ACAR ile, hem onu ve çalışmalarını yakından tanımak hem de bu kavramlara biraz daha yakından bakmak adına ‘’Yalın Yapmak Mı Yalın Olmak Mı?’’ konusuna gelin hep birlikte bakalım.

Ümit ÜNKER: Hakan bey, merhabalar. Okuyucularımız için bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Hakan ACAR: Memnuniyetle. Enerjik, hayata tutkuyla bağlı olan, samimi, kocaman gülümsemesiyle bulunduğu ortamı neşelendiren, iyiliği benimsemiş tüm canlıların saygıyı hak ettiğini düşünen, öğretmeyi ve öğrenmeyi ilkesi haline getirmiş olan, paylaşımcı ruhlu, Ebru’nun hayat arkadaşı, Dila ve Asilhan’ın babası, uçak mühendisi ve yerküredeki 7.856.958.650+ insandan biriyim. Biraz değişik bir giriş oldu J Sadece unvanlarımızdan ibaret olmadığımızı ve bizi biz yapan özelliklerimizin de farkında olmamız gerektiğinin mesajını vermek istedim.

Ümit ÜNKER: Harika gerçekten 😊

Hakan ACAR: Profesyonel hayata gelelim. İTÜ Uçak Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra iş hayatıma 2003’te Rözmaş Chuo Otomotiv Yay San. A.Ş.’de başladım. En büyük şansım, erken yaşlarda Japonlarla tanışmamdı. Hayat felsefemin de yeniden oluşmasına katkı sunan ilk iş yerim, aynı zamanda gelişim okulum oldu. Değer odaklı olmayı ve disiplinli yaklaşımı, hayatımın tüm evrelerinde uygulayabileceğimi burada öğrendim. Nobunaga başta olmak üzere tüm Japon mentörlerime, yöneticilerime bana kattıkları için minnettarım.

Rözmaş’da öğrendiklerimi hayat heybeme koyarak, farklı organizasyonları ve kültürleri görmek amacıyla sırasıyla 2005’de yalın dönüşüm çalışmalarına yeni başlayan Uzel Otomotiv Sistemleri A.Ş’de ve 2007’de ise Stoeger Silah Sanayi A.Ş’de üst düzey yönetici olarak, İtalyanlarla birlikte yalın dönüşüm faaliyetleri gerçekleştirdik.

2009 yılında Uzel Otomotiv Sistemleri A.Ş. ile yollarımız tekrar kesişti. Uzel bu sefer zor zamanlardan geçiyordu…

Büyük bir kriz nasıl yönetilir, finansal operasyonlar nasıl yürütülür?

Yazının devamı...

HABERİN KAYNAĞINDAN BİLDİRİYORUM İBRAHİM KONAR

9 Mart 2021

Değerli okurlarım merhaba;

Her hafta olduğu gibi bu haftada köşemde kendi alanında fark yaratan, fark edilen kişileri sizlerle buluşturmaya devam ediyorum. Bu haftaki ismimiz ana haberlerden tanıdığımız İbrahim KONAR. Gelin hep birlikte kendisini daha yakından tanıyalım ve far yarattığı birçok konuyu kendisinden dinleyelim.

İbrahim hoş geldin, seni tanıyabilir miyiz? İbrahim KONAR kimdir?

Merhabalar, öncelikle bu röportaj için size ve Milliyet ailesine çok teşekkür ederim.
Ben aslında Neşet Ertaş sevdalısı, türkü tutkunu, arkadaş canlısı, esnaf çocuğu, haberci, engelliler için bir nefer ve her fırsatta hayvanlarla fotoğraf çekilmek isteyen biriyim… Bu kadar cevapla bitirsek olmaz mı?

-Olmaz tabii ki 😊 Haberlerde sen hiç tek soruyla röportajı bitiriyor musun? Hayır… O yüzden seni daha detaylı şekilde tanıyalımJ 

Peki… 😊 Ben 1986 Kahramanmaraş doğumluyum. İlkokul ikinci sınıftan itibaren eniştemin yanında berberlik yaptım, hem de 12 yıl boyunca… Ustalık belgem bile var… Çocukluğumu ve gençliğimi yaşayamadım desem yeridir. O çocuk halimle sabah yediden gece yarılarına kadar berberde çalışırdım. Hatta öyle karanlık olurdu ki mahalle sokağa girmeye korkardım. Rahmetli annem ben sokağın ucunda görünene kadar beni beklerdi, onu görünce sanki güdümlenmiş bir cisim gibi adeta eve doğru uçardım. Orta ikinci sınıftayken, 1999’da annemi kaybettim. Galatasaray-Milan maçı vardı, 2-0 yenilirken maçı 3-2’ye getirmiştik, her golden sonra abilerimle annemi öpmüştük o gece. Hatta babamın ilk kez annemizi öptüğünü görünce de şaşırmıştık ve çok gülmüştük… Sanırım Allah bize annemle vedalaşmamız için öyle bir fırsat vermişti… Sabaha karşı nefes darlığı sebebiyle aramızdan ayrıldı… Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz sevgili Doğan Cüceloğlu’nun bir röportajında

Yazının devamı...

BİR GENEL MÜDÜRÜN KALEMİNDEN ‘’GİRİŞİMCİYE MEKTUP’’

3 Mart 2021

Değerli okurlarım, bildiğiniz gibi sizlerle kendi alanında fark yaratmış başarılı isimleri paylaşıyorum. Bugün sizlerle sektörün yakından tanıdığı bir ismi tanıştırmak istiyorum Merck Türkiye Genel Müdürü Şehram ZAYER. Şehram Bey çok deneyimli, başarılarla dolu bir kariyere sahip ve uzun yıllar boyunca edindiği değerli bilgileri ile altın tavsiyelerini sunduğu bir kitabın da yazarı. Bu kitap aynı zamanda Finansal okuryazarlık alanında da eşsiz bilgiler sunuyor. Türkiye’de son dönemlerde oldukça popüler olan girişimcilik alanında ‘’Girişimciye Mektup’’ ismiyle bir eser kazandırdı bizlere. Kesinlikle bu eseri okumanızı tavsiye ediyorum sizlere. Gelin şimdi hep beraber Şehram Beyi daha yakından tanıyalım.

Şehram Bey Merhaba;

Merhabalar Ümit Bey

Okurlarımızın sizi yakından tanımasını isterim bize biraz kendinizi tanıyabilir miyiz?

Ben Şehram ZAYER, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunuyum. Profesyonel iş yaşamına 1995 yılında BDO Denet firmasında denetim ve danışmanlık alanında başladım, uzun yıllar sağlık sektöründe yöneticilik yaptım. 1998-2003 arasında Johnson & Johnson Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Bölgeleri ve daha sonra 2003-2006 yılları arasında Siemens Health Care (Dade Behring) firmalarında finans alanında çoğu CFO olmak üzere çeşitli yöneticilik görevlerinde bulundum. Ayrıca Institute Management Accountant (Yönetim Muhasebesi Enstitüsü) İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi ve AIFD’de de (Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği) Denetleme Kurulu üyesiyim. 2006-2014 yılları arasında Merck Group Türkiye’de CFO olarak görev yaptım. 2014 yılı sonundan itibaren de şirketin Genel Müdürlüğü’nü yürütmekteyim.

Harika ve tutarlı bir kariyer, sizi gönülden tebrik ederim. ‘’Girişimciye Mektup’’ kitabınızı ne zaman ve nasıl yazmaya karar verdiniz? Bu kitapla neyi amaçladınız?

Teşekkür ederim. Girişimcilere ve finans kökenli olmayan profesyonellere katkıda bulunmak amacıyla, 25 yıllık çalışma hayatımdan harmanladığım bilgi ve tavsiyeleri bir kitapta toplamaya karar verdim. “Girişimciye Mektup” isimli kitabımı, işletmelerin uzun vadede başarılı olmalarına katkı sağlamak amacıyla kaleme aldım.  Kitapta, pandemi döneminde şirketlerin bilim, inovasyon ve yeni durumlara adaptasyonu konusunda destekleyici bilgilerin yanı sıra finansal okuryazarlık konusunda da tavsiyeler vermeye çalıştım. Ayrıca kitabın tüm gelirini üniversite öğrencilerine burs olarak bağışlayarak topluma ve bilime katkı sağlamayı amaçlıyorum.

Bu kayda değer katkınız oldukça değerli. Ben kitabı okumaya başladığımda bilgileri o kadar yalın bir dille anlatmışsınız ki şüphesiz herkese hitap eden bir kitap olmuş. Yalnızca kendi işini kurmak isteyen ya da kurmuş kişiler ya da şirketler için değil. Aynı zamanda kurum içi girişimcilik yapmak isteyenler için de bir yol gösterici mentor olmuş eseriniz.

Yazının devamı...

KURUMSAL İLETİŞİM VE ETİK

1 Mart 2021

Etik” (ethics) ahlaktan daha farklı bir kavramdır. Türkçe’ye daha ziyade ahlak felsefesi ya da ahlak bilimi olarak çevrilmektedir (Ahlak felsefesi, insan yaşamındaki değerler, ilkeler ve yargıları inceleyen felsefe dalıdır). Etik, bir olgu olan ahlaktan farklı olarak, bu olgunun araştırılmasını ve böylece ahlaki açıdan insanlar için nelerin doğru ve nelerin yanlış olduğuna dair ilkelerin belirlenmesini irdeler.

Kant’ın Ödev ahlakında (Deontoloji) iş ahlakı söz konusu olduğunda sorulması gereken sorulardan biri de ‘’İş ahlakı işletmenin çıkarları için mi? Yoksa toplumun çıkarları için mi gereklidir?’’ sorusudur. İşletmenin çıkarlarına uygun olduğu için iş ahlakına uymak gerçekten ahlaki bir şey midir?

Bu sorulara anlamlı cevap verebilmek için deontoloji ve teleoloji kavramlarına bakmak gerekir. Kant’ın ahlakında esas olan mutluluk ya da fayda değil, mutluluğu hak etmek ve doğru olmaktır. Burada ahlaki olmak için başka koşulların yerine gelmesinin beklenmemesi gerektiğini vurgular Kant. Ahlaki davranış her koşulda ve durum ne olursa olsun ortaya konması gereken bir davranıştır.

Sonuçsalcılık (Teleoloji) ise deontolojik yaklaşımın karşısındaki ahlak teorisidir. Nasıl yaşanması gerektiğine dair ahlak teorileri iki farklı kavram içerir.

Sonuçsalcılık açısından bir kişi hangi değerleri benimserse benimsesin bu değerleri ilerletmek ve geliştirmek için çalışmalıdır.

Kurumsal İletişim açısından da bu iki yaklaşımı ahlak ve etik davranış şeklinde incelemeye çalıştım. Günümüz dünyasında etik davranış şekilleri kurumların müşteri ileri ile olan iletişiminde olmazsa olmaz konularından biridir. Bu konuya önem gösteren kurumların kendi çalışanları ile dış çalışanları arasındaki ahlaki değerlere uyumu kontrol eden ‘’Etik Kurul’’ ları bulunmaktadır.

Etik Nedir?

Toplumlar oluştuğu günden beri bazı davranışların iyi bazı davranışların kötü olduğuna dair birtakım inanışlara sahiptirler. İyi kötü davranış tartışmaları ise Eski Yunan’dan günümüze değin süre gelmektedir. Bu iyi ve kötü davranışlar felsefe bilimine göre kişinin vicdanına dayanmaktadır. Etik konusu da felsefe biliminin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. İnsanoğlunun kendisine ve vicdanına karşı görevlerini içeren etik kurallar aynı zamanda, başkalarına ve yaşadıkları topluma karşı da bazı sorumlulukları içermektedir. Bu nedenle kimi bilginler başkalarına karşı olan sorumluluğu da etiğin içerisinde ele almaktadır. Ancak özünde kişinin vicdanı ve bilinci ile ilgilidir. Bu nedenle yaptırımı daha çok vicdani ölçüler içinde kalmaktadır.

Yazının devamı...