Sınav kaygısına karşı 10 öneri

19 Haziran 2020

1. Bu sınav zeka testi değil bilgi ve performans testidir. Bunun farkında olursak kendimizi kişiselleştirip suçlamaktan vazgeçeriz. Bu da başarıyı arttırır. Yapılan çalışmalar ortalama çalışan bir öğrencinin iyi bir şekilde motive olup girdiği sınava, sınavda göstereceği performansın çok çalışan bir öğrencinin performansı ile aynı olduğu biliniyor. Dolayısı normal çalışan bir öğrencinin sınavda gösterdiği performansı iyi ise, yüksek başarı gösterir. Psikolojik hazır olmuşluk önemlidir.

2. Psikolojik rahatlık özgüveni ve başarıyı getirir. Rahatladığımız zaman kısa süreli belleğimizin kapasitesi artar. Kaygı, stres ve sinir kısa süreli bellekteki depolama alnını doldurur. Dolayısıyla sınavla ilgili performansımızı göstermemize olanak sağlamaz.

3. Kalan son saatlerde olumlu hayaller kurun. Hayaller bizi olumlu motive etmek için çok önemlidir.

4. Sınavla ilgili olumsuz konuşma ortamlarından kaçının. Olumsuz konuşmalar, olumsuz ortamlar sizi bu son saatlerde kaygılandırmaktan başka bir şey yapmaz.

5. Uyku düzeninizi değiştirmeyin ve düzenli uyumaya gayret edin. Uyuyamıyorsanız yoğurt yiyin. Çünkü yoğurtta laktik asit vardır. Sizin gevşemenizi ve uykuya dalmanızı kolaylaştırır.

6. Beslenmenizde sebze, meyve ve proteine yer verin. Son gün yeni bir beslenme düzeni oluşturmayın. Vücudunuzun verdiği tepkiyi bilemeyiz ve dolayısıyla çok güzel bilgilerle donansanız bile bir mide bulantısı sizin sınav performansınıza olumsuz yansıması an meselesi olacaktır.

7. Gevşeme ve nefes egzersizlerini yapıyor olun. Bunlar sizi kaygıdan uzak tutar. Kısa süreli belleğin depolama alanını rahat kullanmamızı sağlar.

8. İnsanlarla kıyaslama yapmayı bırakın. Beyninizi buna yormayın. Yorulan beyin iyi performans gösteremez.

Yazının devamı...

Psikolojide fizyolojinin önemi

15 Haziran 2020

Psikologlar, insan ve hayvan davranışlarını sistematik bir yolla izleyerek değerlendiren bilim insanlarıdır. Bu bilim insanları lisans, yüksek lisans, eğitimler, testler ve süpervizyon gibi aşamalardan geçerek danışan/hasta kabul etmesi uygundur. Bunlar işin zorunluluk yönü; bir de buna deneyimlemelerini katması gerekir. Mesela, kültür bilmesi, fizyoloji bilmesi , farmakoloji bilmesi, hatta diksiyon bilmesi bilerek kendi süreçlerinden geçmesi de çok ama çok önemlidir. Mesela, karşımıza Karadenizli bir aile de gelebilir, Doğulu bir aile de gelebilir… Eğer biz o kültürün aile dinamiklerine genel hatlarıyla bilmezsek çoğu şeyi ihtimal dahilinde değerlendiremeyiz. Mesela yemekte ve sonrasında gaz çıkarmanın çok ayıp ve utanç kaynağı olduğu ülkemizdeki sosyal dinamik böyleyken bazı ülkelerde bu gayet doğal, normal ve hatta olumlu bir davranış olarak gösterilir. Eğer biz çeşitli kültürleri ve bunların farklılıklarını bilirsek daha iyi, daha geniş bakabilme potansiyeline sahip oluruz.

Farmakolojinin konusu da şöyle; klinik psikolojide genelde klinik psikologlar patolojik insanlarla çalışırlar. Dolayısıyla ilaç içerken 14 günden sonra etki ettiğini, bazılarının kana çabuk karıştığını, bazılarının kana geç karışıp geç ayrıştırdığını bilmemiz terapotik boyutta bakacağımız hasta/danışanı bir de o gözümüzü ekleyerek bakmamızı sağlar ve tedaviyi kolaylaştırır, çözümü mümkün kılar. Bu sağlama terapinin etki düzeyini, hastaya olan faydasını, akut dönemde mi değil de mi olduğunu görmemizi sağlar. Mesela ritalin hızlı karışır hızlı atılır ama toleransı da olduğu için bağımlılık da yapabilir ve her alımda daha fazla doza ihtiyaç duyabiliriz. Dolayısıyla aslında biz farmakoloji de gerekli kadar bilsek eş zamanlı OKB’de yürütülen psikofarmakolojik destek, Bilişsel Davranışçı Terapi‘nin eş zamanlı faydalarını görüp, idrak edip ona göre detaylandırıp hazırladığımız anamnezimize (ilk görüşme detaylı formu) ekleriz ve dolayısıyla danışan/hasta hakkında daha çok şey biliriz. Bildiğimiz bu sistemin kontrol mekanizmalarını da daha iyi görürüz.

Yani bir insan tedavi etmek sanıldığı kadar kolay değildir. Psikolojinin ilgilendiği konular arasında bellek, düşünme, zeka, organizma, uyku, ilişkiler, heyecan, ilgi de vardır….

Fizyoloji Beden Nasıl Çalışır sorusuna verdiğimiz, canlı organizmalarını inceleyen bilim dalına verdiğimiz cevaptır. Fizyoloji aslında fiziksel ve kimyasal süreçlerimizi, hücre ve dokuların etkinliğini incelerken; sinir sistemi, duyu organlarının ve iç salgı bezlerinin işlev ve süreçlerini inceleyen biyoloji dalıdır da aslında... Beynimizin, iç salgı bezlerimizin, duyu organlarımızın yapısı, işleyişi ve çalışması bilinmeden insan davranışlarını açıklamak güç hatta imkansız olduğundan dolayı her psikoloğun fizyoloji bilmesi temelde öğrenilmesi gereken yetkinlik ve bilinmesi gereken bir gerekliliktir. Bu öyle bilgileri içerir ki; direkt psikoloji ile ilgilidir. Mesela stres durumunda salgıladığımız kortizol hormonu düzeyinden, heyecanlandığımızda salgılanan iç salgı bezlerinin fazlalığından ya da görme, işitme, dokunma, duyma ve tat alma gibi duyu organlarımızın aslında fizyoloji alanı olmasına karşın direkt psikolojinin alanı olan algı ile doğrudan ilişkisi olduğu ve bilinmesinin gerekliliğini yine gözler önüne fizyoloji bilmenin gerekliliğini serecektir. Çünkü klinik psikologlar sadece psikoloji kuramlarını bilmenin insan davranışlarını açıklamada ve tedavi etmedi yetersiz kaldığını görür. Mesela çoğu psikiyatrik hastalık direkt fizyolojimiz ile ilgilidir ve onun tedavisi olmadan psikolojik olarak düzelmesi imkansızdır. Buna örnek tiroid hastalıkları verilebilir. Örneğin tiroid bezinin çeşitli şekillerde(genetik, stres..) iltihaplanması sonucu bizim ruhsal durumumuzda çökkünlüğe giden (anksiyete, depresyon, aşırı sinirlenme, algıda yavaş yavaş bozulma, hatırlamada güçlük…) hatta bedensel ( kalp atımımızın düzensizleşmesi, vücut ısımızın normalden farklı olması…) olarak da kötü hissettiğimiz bir durumu düşünürsek bunun tedavisi her sabah kahvaltıdan yarım saat önce aldığımız eutrox (sentetik hormon) desteğidir. Çünkü klinik psikologların bilmesi gereken bir nokta vardır ki;

O hormon eksik/fazla hormon vücutta dengelenmeden, belirli bir aralığa gelinceye kadar o doz ayarlaması yapılır ve ondan sonra hem bedensel hem de ruhsal olarak yaşanan şikayetler azalır hatta yavaş yavaş son da bulabilir. Bu verdiğimiz örnekteki hormon da fizyolojinin konusudur aslında ve hormon bilmezsek tedaviyi yapamamış oluruz ve sadece psikolojik olarak bunu açıklamada yetersiz kalırız. Dolayısı ile psikoloji özellikle çok alanda fizyolojiden etkilenerek birlikte çalışmaları önemli ve gerekli olduğu için psikologlar da bedenle de ilgilendikleri için(davranışları inceler) fizyoloji bilmeleri kuvvetle muhtemel önemlidir, gereklidir. Biz gezmek zorundayız, yemek yemek zorundayız, uyumak zorundayız ve temel ihtiyaçlarımızı karşılamak zorundayız. Bütünsel olarak hayata uyum sağlayamazsak ve hayatın bütün yönlerini yaşayamazsak çeşitli patolojiler çıkar karşımıza…Mesela karşımıza teknoloji bağımlısı bir ergen geldiyse ve onunla çalışacaksak psikolog olarak o bilgisayar karşısında olduğu için zaten aslında sadece bir parmağı ve gözü çalıştığı için bitkisel hayattadır gibidir ne enerjisini atabiliyordur ne de gerçek anlamda fiziksel olarak oyun oynayıp spor yapabiliyordur gibi düşünebiliriz. Böyle düşünürken onun fizyolojisinin, psikolojisinin ne boyutta olduğuna dair fikir sahibi olmamız lazımdır ki o durumu çözelim. Burada işin içinden çıkabilmek için doğru yönlendirebilmek için onu beyniyle, zekasıyla, iç salgı bezleri ile gibi durumları da inceleriz ki bize o kişi hakkında bütünsel ve doğru bilgi versin.

İnsanın değişim ve uyum sağlaması için kapasitesinin üstünde bir farklılık olup olmadığı gerçek yaşamla bağlantısını koparmaması gerekir. Bunu da yine fizyolojiden anlarız.

Biz insanların sağlıklı olması için beden ve ruh halimizin ‘’iyi olması’’ önemli ve gereklidir. Bedenimizin ve ruhumuzun belirli bir dengede çalışabilmesi için hormonlarımız, duygularımız, düşüncelerimiz ve daha sayamadığım bir sürü karışık sistem içinde ‘ fiziksel, mekanik ve biyokimyasal’ süreçlerimizin sağlıklı, düzenli işleyebilmesi için belirli bir sıraya göre giden sistemler bütünüyle(fizyoloji) hareket etmek oldukça önemlidir.

Beynimizin yönlendirebileceği insan beyni, yapısı hala çok muamma bile olsa minicik öğrendiğimiz parçalar bile bize inanılmaz yorum açıyor. Karmaşığız. Biyolojik sistemin değişmesi hemen değil, birkaç nesil de değil. Aslında bir organizmanın değişmesi için on, bin belki milyonlarca sene lazım… Bugün gördüğümüz insan modeli ile 200 bin yıl önce karşılaştığımız insan modeline bakınca bazı temelde aynı olan değişmeyen temelleri görürüz. 200 bin öncesine kadar insanların olduğunu varsayarsak beynimiz sanal durumları gerçek sanıyor. Yani aslında sanal ortamdaki sosyalleşme, eğlence aslında beyin tarafından sanal olduğu anlaşılmaz gerçek kabul edilir. Bu saydığım sanalı gerçek algılamak da diğer durumlarda fizyoloji bilmenin yine gerekliliğini ve koşulunu gözler önüne seriyor. Çünkü biz artık biliyoruz ki fizyoloji olmadan psikoloji de olmaz.

Yazının devamı...

Çocuk düşünmeden önce 10 adım

25 Nisan 2020

Çocuk sahibi olmak soyun devamı için, ailenin gelecek nesillere kültür mirasını bırakabilecekleri bir normlar kuralı olarak kalsa da; hem çocuğunuz için, hem sizin için, hem ilişkiniz için, hem de çocuk için çocuk sahibi olmayı istemeden önce düşünmeniz gereken öyle şeyler vardır ki hayat kurtarır ve önemli detaylardır.

1.İlişkinizi temellendirin

O temellerin sağlam olduğunu öngördüğünüz durumda çocuk yapma fikrine sıcak bakın. Diğer türlü sizin bile daha ne olacağınızı bilmediğiniz bir durumda çocuğu bu belirsizliğe sokmak ve onu bu uğurda sürüklemek çocuğa yapılan bir haksızlık olacaktır.

2.Çocuğu yarabandı olarak kullanmayın

Evliliği kurtarmak için yapacağınız çocuk evliliğinizi kurtarmaz. Sadece evliliği daha da işin içinden çıkılmaz bir hale sokar, aslında var olan sorunları halıların altına süpürürsünüz. Evlilikte çocuk ‘’yara bandı’’ değildir. İlerde sizi daha da kanatan bir durum haline gelebilir. Eşinizle, ailesiyle bu şekilde bir davranışsal sistemde birleşemezsiniz bunun farkına varın.

3.Adapte olun

Evlendiğinizde daha evinize, yatağınıza, çevrenize yeni adapte olmaya çalışırken adapte olunmadan yapılan çocuk da adaptasyon sürecine maalesef dâhil olur ve o uğurda çocuk bedensel ve ruhsal gelişimini ne yazık ki önemsenmeden, gereksinimleri karşılanmadan tamamlanır. Tıpkı şansa bırakılmış bir durum gibi…

4.Evliliğinizi anlamlandırın

Yazının devamı...