ABD'nin AB'den farkı

ABD'nin AB'den farkı

Yasemin ÇONGAR

TEŞHİSİ Muharrem Kayhan koydu. TÜSİAD Başkanı, iki hafta önceki Washington ziyaretinin izlenimlerini aktarırken, Avrupa Birliği (AB) ile ABD'nin Türkiye'ye bakışlarında giderek artan bir benzeşme gözlediğini söyledi.
Benzeşme, insan hakları, demokratikleşme, Ege ve Kıbrıs sorunlarının AB'den sonra ABD için de, Ankara ile diyaloğun öncelikleri arasına girmiş olmasında.
Ancak Kayhan'a göre, Brüksel ile Washington arasında önemli bir fark var: Avrupa, bu konularda adım atılmasını Türkiye ile işbirliğini ilerletmenin koşulu sayarken, ABD ilişkileri bu tip koşullara genelde bağlamıyor.
Kayhan'ın gözlemini paylaşıyorum. Dahası, bu gözlemin Türkiye'nin iç dengeleri ve Batı ile ilişkileri açısından son derece "kritik" olan Aralık 1997'de, ABD ve AB'den beklenebilecekleri irdelerken "anahtar" olduğunu düşünüyorum.
***
ARALIK ayının neden "kritik" olduğu malum: Türkiye bir yandan, AB ile ilişkilerinin geleceğini belirleyecek kararı bekliyor. Bir yandan da, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile, ekonomik istikrar programının başarısını büyük ölçüde etkileyecek anlaşmanın akıbeti bu ay kesinleşecek.
Bu ay, Mesut Yılmaz, başbakan olduktan sonraki ilk Washington ziyaretini yapacak ve 19 Aralık'ta Başkan Clinton'la buluşacak. Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, ABD - AB zirvesinin hemen arefesine rastlayan bir ziyaret için bu hafta Washington'a gelmesi bekleniyor.
Biz gazeteciler için "bol koşuşturmaca" demek olan bu gündemin, ne ölçüde gerçekten "haber" üreteceğini kestirmek güç. Zira, AB ve IMF kapısında bugünkünden farklı bir tablo doğması, "sürpriz" olacak.
ABD, "sürpriz" peşinde koşanlardan olduğu için, Türkiye ile ilgili mesaisi pek yoğun:
* Washington, Türkiye'nin Batı dünyasındaki yerini tanımlayan kurumlardan birinin AB olması gerektiğine inanıyor. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin, sayısız engel ve zorluğa rağmen, günün birinde gerçekleşebileceğini düşünüyor. Bu yönde, hem Ankara'nın, hem Brüksel'in yılmadan çaba göstermesini istiyor. Doğrusu, "Türkiye'nin AB'ye katılması" konusunda, Washington'daki "inançlılık", Brüksel'de de yok, Ankara'da da.
* ABD'nin, Türkiye'nin sorunlarına bakışı aslında AB'den farklı değil. Kıbrıs konusunda, Kürt sorununda, fikir özgürlüğünün kısıtlanması meselesinde, Türk - Yunan anlaşmazlıklarında Washington'ın duyduğu rahatsızlıklar, AB başkentlerininkiyle hemen hemen aynı. Ancak ABD, Türkiye'nin Batı ile ilişkileri geliştikçe ve Batı'nın normları Türkiye'de yerleştikçe, sorunların çözümünün de kolaylaşacağına inanıyor. AB'nin "sorunlarını çöz, öyle gel" yaklaşımı, Türkiye'yi çözümsüzlüğe mahkum edecek, üstelik değişim istemeyen çevrelerin elini güçlendirecek bir hata sayılıyor.
* ABD'nin Avrupa'dan çok önemli bir farkı daha var. Clinton yönetimi kurmayları, belki bir tek Londra'nın istisnasıyla, Avrupa başkentlerindeki meslektaşlarına kıyasla daha "global" bir bakışla değerlendiriyorlar Türkiye'yi. Ankara'nın sorunlarını görürken, Yakındoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Ortaasya'daki potansiyellerini gözardı etmiyorlar. AB, Türkiye'yi içine almanın "bedelini" düşünürken, ABD Türkiye'yi kaybetmenin "bedeli" üzerinde duruyor; radikal İslam'ın güçlenmesi, Batı değerlerine tepki doğması ve mevcut kutuplaşmaların, etnik, dinsel, iktisadi çizgilerde giderek keskinleşmesi olasılığına kaygıyla bakıyor. AB'nin Türkiye'yi dışlamasının, bu olasılığı güçlendirdiğine inanıyor.
* Bu global perspektifin de yardımıyla, Clinton yönetimi, Anasol - D hükümetinin istikrar programını desteklemesi için IMF'e telkinde bulundu. ABD, yine aynı nedenle, Brüksel'in itirazlarına ve hatta hükümetin ANAP kanadından gelen - bence son derece hatalı -"Büyük biraderlik yapmayın, Avrupa ile ilişkilerimizi bize bırakın" mesajına rağmen, AB nezdinde Türkiye lobisi yapmayı sürdürüyor.
* Clinton yönetimi, bu desteğini yakında, AB ile yapacağı zirvede de yineleyecek.
***
ABD yönetimi, Türk hükümetinin her istediğini yapıyor mu? Hayır.
Washington, Türkiye'ye bazı silahların ihracatını engelliyor; Kürt sorununda siyasi çözüm gereğine inanıyor; RP'yi kapatma girişiminden rahatsız; fikir özgürlüğünün kısıtlanmasına tepkili; Kıbrıs ve Kardak konularındaki "değişmez" politikadan bıkkın.
Dahası, Yılmaz'ın AB yönetimine söylediği "Kıbrıs, Ege ve insan haklarında yapılacak herşeyi yaptık" sözü Washington'da "inandırıcı" bulunmuyor.
İşte ABD'nin farkı da, buna rağmen yaptıklarında.


Yazara EmailY.Congar@milliyet.com.tr