Çocuklar neden öfkeleniyor?

12 Ekim 2021

Öfke sağlıklı ve doğal bir duygu

Öfke de sevinç, üzüntü, kıskançlık gibi her çocukta ve her yetişkinde olan doğal ve sağlıklı bir duygudur. Olumsuz bir duygu olarak nitelense de öfke bir işaret olarak algılanmalı. Bir kişi ya da durum, öfkeye yol açıyorsa kişi ne ile karşı karşıya olduğunu düşünmeli ona göre davranışlarını şekillendirmelidir. Örneğin bir arkadaşı, çocuğu yaptıkları ile hayal kırıklığına uğratıp öfkelendiriyorsa bu arkadaş ile ilişkisinde bir şeylerin yanlış gittiğine dair bir işaret olarak görülüp ilişki gözden geçirilebilir.

Bebeklerde de öfke görülebiliyor

Öfkenin bebeklerde dahi olabildiğini görüyoruz. Hatta en önemlisi öfke duygusu ile baş etmenin ve onu dönüştürebilmenin de temellerinin küçük yaşlarda atıldığını biliyoruz. Herkesin zaman zaman öfke duygusuyla baş etmekte zorlandığı zamanlar olacaktır ancak beyin gelişimi henüz tamamlanmamış ve sözel ifadesi erişkinlere kıyasla kısıtlı çocuklarda bu durum daha sık yaşanır. Öfkeyi yoğun hissetmek çocuğu mutsuzlaştıracağı gibi arkadaş ve ebeveynleri ile ilişkisini değiştirerek istenmeyen davranışlara yola açabilir.

Öfkenin arkasında ebeveyn tutumu olabilir

Yoğun öfke duygusunun ya da öfkeyi kontrol edememenin altında yatan sebeplerin azımsanmayacak bir kısmı küçük yaşlarda ebeveyn tutumları ile ilgili olabilir. Merak duygusunun ketlenmesi, bireyselleşmenin engellenmesi çocuklarda öfkeye yol açar. Çocuklar büyük bir merak ve keşif arzusu ile doğarlar. Hatta bu en büyük öğrenme yollarından biridir. Özellikle yürümeye başlamakla beraber hareketlenen çocuk için çevresi onu çok cezbeder. Ortalık dağılıyor düşüncesiyle ya da çocuğu yaramazmış gibi algılayarak bunun engellenmesi, çocuğa kızılması veya cezalandırılması merak duygusunun ketlenmesine ve öfkeye yol açar.

Hayal kırıklığı da öfke doğuruyor

Okul öncesi küçük yaş çocukları bireyselleşmek için çabalar. Kendi suyunu içmek, kendi kaşığını tutmak onun için büyük başarılardır. İyi yapamaz ya da bana ihtiyaç duyar gibi düşüncelerle çocuk adına onun yapabileceklerini engelleyen ebeveyn, bir nevi onun bireyselleşmesini de engelliyordur. Hayal kırıklığı öfkeyi doğuran bir başka etmendir. Çocuklarda hayal kırıklığı çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkıyor olabilir. İhtiyaçlarının karşılanmaması, fazla kızılması ya da cezalandırılması, haksızlığa uğramak akla ilk gelenlerdir. Çocuklara yeterli sınır koymamak onların öfkeli bireyler olarak yetişmelerindeki en önemli sebeplerden biridir. Altta yatan yoğun mutsuzluk, kaygı gibi duygular da öfke ile kendini dışa vurabilir. Dolayısıyla öfkeli çocuğa karşı ebeveynin yaklaşımı o esnada disiplin uygulamaktan ziyade çocuğu anlamakta ve altta yatan nedenlere yönelik yaklaşımlarda bulunmakta olacaktır. Özellikle çocuktaki öfkeyi ebeveyn kişisel olarak algılar ve kendine karşı kasıtlı olarak yapıldığını düşünürse ya da çocuğun ihtiyaçlarından ziyade kendi yetersizliğine odaklanırsa ebeveynin de çocuğa öfkeli tutumu, suçlamalar, cezalandırmalar ve çatışmalar kaçınılmaz olacaktır.

Yazının devamı...

Çocuklar okula nasıl uyum sağlayacak?

23 Eylül 2021

Uyum problemlerini bir önceki dönem anaokulu ya da okula hazırlık eğitimi almamış ve bu dönem ilkokula başlamış çocuklarda daha sık gözlemliyoruz. Yine pandemi döneminde alışkanlıklarının dışına çıkmış, fazlaca ekran karşısında hareketsiz bulunmuş çocuklar daha fazla zorlanıyor. Bu çocuklardan kimi okula gitmek istemediklerini söylüyorlar.

Okula gitmek istemeyen çocuklar çoğaldı

Pandemi öncesinde de ayrılık kaygısı yaşayan çocuklar okula gitmek istemediğini söylüyor ya da okul zamanı karın ağrısı baş ağrısı gibi bedensel şikayetlerle kendilerini ifade ediyorlardı. Bu çocukların sayısında pandemi nedeniyle artış oldu. Ayrılık kaygısı, diğer kaygılar, takıntılar okula dönüşü zorlaştırabileceği gibi uzun süredir alışkanlıkların değişmiş olması, sosyalleşme imkanlarının az olması ve hızlıca eski kalabalıklara dönme, evden eğitim nedeniyle yaşanan akademik problemler gibi birçok neden yatıyor olabilir.

Her çocuk süreçten farklı etkilendi

Pandemide eğitimde olanaklardan faydalanmaları eşit olmadığı gibi her bir çocuğun süreçten fiziksel, emosyonel, ekonomik açıdan etkilenmeleri, eğitim gibi sağlık imkanlarına ulaşımı farklı oldu. Kimi çocuk yakınlarını kaybetti ya da kendi ağır hastalık geçirdi. Ruhsal destek alamayanlar, bu dönem zorlanmalarına rağmen bir tedavi imkanı bulamamış çocuklar olabilir. Özellikle dikkat eksikliği ya da disleksi gibi rahatsızlığı bulunan çocuklar birebir temas ile eğitimden daha fazla faydalanır. Ekran karşısında dikkati daha fazla dağılan, öğretmenin birebir ilgi ve takibinden uzak kalıp ek bir destek göremedilerse bu dönem dersi takip etmekte zorlanıyor olabilirler. Çocukların bir önceki dönem kazanımlarına ve dersi takip edip edemediğine bakılarak ihtiyacı olan çocuklara ek ders desteği sağlanmalıdır.

Takıntısı olan çocuk okula gitmek istemiyor

Akranları ile ilişki kurmakta zorlanan çocuklar pandemi döneminde iletişim kurmamış ise kalabalık ortamlara geçerken zorlanıyor olabilirler. Takıntıları ve kaygıları olan çocuklar da okula gitmek istemeyebilirler. Temas ettikleri her yerden mikrop kapacağını düşünerek rahatsız olan, takıntılı ve kaygılı düşünceleri nedeniyle derse dikkatini veremeyebilirler. Okula başlamanın en güzel taraflarından biri çocukların sosyalleşecek ve hareket edecek olmasıdır. Sürekli arkadaşına dokunma, yaklaşma uyarıları çocukların kaygılanmasına neden olur. Hangi önlemlerin alınacağının basit bir dille anlatılması yeterlidir.

Çocuğu zorlamak motivasyon kaybına yol açabilir

Yazının devamı...

Doğal afetler çocuklarda kaygı bozukluğuna yol açabilir

25 Ağustos 2021

Sürekli bilgi takibi çocuklar için denge bozucu olabilir

Orman yangınları, geleceğimizi aniden başlayıp hızlıca yayılma özelliğiyle kaygılı bireyleri daha da etkiledi. Özellikle endişeye yatkın çocuklarda yangınlara maruz kalma ya da haberini dinleme sonrası kaygı belirtileri meydana gelebilir. Yine yangınlarda hayvanların zarar gördüğü düşüncesi onların ruh halini etkileyebilir. Bu çocuklarda gece kötü rüyalar, annesinden ayrılmak istememe, içe kapanma, ağlama, hırçınlık, iştah ve uyku değişiklikleri, alt ıslatma, dikkat eksiliği görülebilir. Yangınlarla ilgili çocukları yoğun haber akışına bırakmak uygun değildir. Gerek televizyondan gerek sosyal medyadan sürekli bilgi takip etmek hassas çocuklar için denge bozucu olabilir. Dolayısıyla onları bu yoğun haber akışına maruz bırakmadan bir yandan da gördükleri, duydukları, hissettikleri ve düşündükleri üzerine konuşmak gerekir. Benzer duygulara sizin de sahip olduğunuzu ifade edebilir, dikkat ederek kendi hissettiklerinizden bahsedebilirsiniz. Ancak konuşurken ebeveynin de sakin olması, ses tonuna, karamsar ifade kullanıp kullanmadığına dikkat etmesi, söyleyeceklerinin çocukta hangi hislerin oluşumuna yol açacağına dair düşünerek konuşması önemlidir. Çünkü duyguların da bulaşıcı olduğunu, karşılıklı söylemlerle yoğunlaşabileceğini unutmamalıyız.

Yardımlaşmak çocuğun çaresiz hissetmesini engelleyecektir

Ülkemizdeki bu yangın felaketleri sonrası birçok kişi ya da sivil toplum kuruluşu yardım ulaştırmak konusunda seferber oldu. Çocuğun ve sizin çeşitli vesilelerle bölgelere az ya da çok yardım ulaştırmaya çabalamanız onun ve sizin çaresiz hissetmenizi engelleyecektir. Çocuğun, elinden bir şey geldiğini ve birçok kişinin çabaladığını, çabaların sonuçlarını görmesi kaygılarını azaltacaktır. Uzun dönemde ise iklim değişiklikleri üzerine çocuğunuzla okumalar yapmak, hem onu bilinçlendirecek hem daha hazırlıklı hissetmesine yol açacaktır.

Çocuklarda kaygı bozukluğuna dikkat…

Elbette çoğu ebeveyn ve çocuk yaşanan afetler karşısında şok hissediyor, aciz kalıyor ve derin bir üzüntü duyuyor. Ancak eğer kaygı belirtileri uzun sürüyorsa, çocuk sakinleşmekte zorlanıyorsa altta bir kaygı bozukluğu yatıyor olabilir. Kaygılı çocukların kontrolü kaybedeceklerini düşünme, çaresizlik, suçluluk ya da felaketleştirme gibi düşünceleri sakinleşmelerini engelliyor olabilir. Yangın, deprem, sel gibi felaketler her zaman kontrolümüzde olmayabilecektir ancak kendimizin ve çocuklarımızın bilinçli olup farkındalık kazanması ile azalmaları mümkündür. Yaşananları kabul etme, gelecekteki felaketleri azaltma yolunda bilinçlenme, şu anki ortamda en olumlu şeyi yaratmaya – üretmeye ve yardımlaşmaya çabalama çocuklarımıza iyi hissettirecek şeylerin başında geliyor. Bununla beraber özellikle riskli ormanlara ya da dere yataklarına yakın oturulan evlerde böyle bir durum karşısında ne yapılacağının önceden bilinmesi ve planlanması gereklidir.

Yazının devamı...

LGS bitti, ya sonrası…

4 Ağustos 2021

Konuşurken çocuğun yalnız olmadığını, okulda ona destek olacak birimler ve öğretmenlerin olacağı söylenmelidir. Öğretmenleri ve arkadaşlarını tanımak için zamana ihtiyaç olduğu hatırlatılabilir ve yeniliklerin olumlu tarafları vurgulanabilir.

Sonuç bazı çocuklar için beklediklerinden daha kötü olmuş olabilir. Sınavda fazla kaygılanma, yetersiz hazırlanma gibi nedenlerle istemedikleri sonuçlarla yüzleşmiş olabilirler. Çocuklarla ne olursa olsun mücadele etmeye devam etmelerini konuşmak gerekir. Hayat tek bir sınavdan ibaret değil ve sınav tek bir başarı göstergesi değil. Çocuğun önünde bundan sonra sayısız seçenek olacak. Hiçbir sonucun çocuğun mutluluğundan ve ruh sağlığından önemli olmadığını unutmamak gerekir. Bununla beraber eğer istenmeyen bir sonuç doğmuşsa bunun nedenleri konuşulmalı ve hatalarından nasıl ders çıkarabileceğini, bundan sonra neler yapabileceğini düşünmesi sağlanmalıdır.

Tercih edilecek okula çocukla beraber karar verilmesi gerekir. Bu yaş çocuklarda kendisine hiç danışmadan onun için en iyisi olduğunu düşünerek karar vermek çocuğun okula aidiyet duygusunu azaltacak, motivasyon kaybına yol açacaktır. Bununla beraber karar aşamasında okulların iyice araştırılması, gerekiyorsa gidilip görülmesi konularında ebeveynlerin desteği ve yönlendirmesi de önemlidir. Okul seçimi hafife alınmamalıdır. Özellikle çocuğun karakterine ve gelecek beklentisine uygun okul özellikleri dikkate alınmalıdır. Herkesin gitmek istediği popüler bir okul her çocuk için en uygunu olmayabilir. Oldukça farklı okul tipleri mevcuttur. Çocuğun ihtiyaçları ve öğrenme biçimi, okulun müfredatı, olanakları hatta nerede olduğu bile kişisel olarak değerlendirilmelidir.

Okullar açılmadan bir iki hafta önce alışkanlıkları gözden geçirmek faydalı olacaktır. Özellikle uyku ve ekran saatlerini tekrar düzenlemek yeni okul sürecine uyumu kolaylaştıracaktır.

Yazının devamı...

Çocuklarda fazla yeme ya da obezitenin altında duygusal açlık yatıyor olabilir

27 Haziran 2021

Obezite ya da fazla kilo tıkınırcasına yeme ya da duygusal fazla yemeler ile beraber görülüyorsa bir yeme bozukluğunun göstergesi olabilir. Bunun dışında depresyon, kaygı bozukluğu gibi ruhsal rahatsızlıklar eşlik ediyor ancak fark edilmiyor olması sıkça karşılaştığımız bir durum. Özellikle günümüzün beden algısına önem veren, sosyal medyanın güzellik görüntüleri ile dolu dünyasında bu çocuklar daha fazla içe kapanıyor ve daha fazla utanç duygusuna kapılabiliyorlar.

Fazla kilosu olan çocukların kendine güvenleri azalabilir. Arkadaş edinmekte isteksiz olabilirler. Arkadaşlarının dalga geçmelerine maruz kalan çocuklar içe kapanabilir. Kendilerini iyi hissetmemeleri akademik başarılarına da etki edebilir, ders çalışmada isteksizlik ya da dikkat eksikliği görülebilir.

Yapılan araştırmalar obezitesi bulunan çocukların bir kısmının başarılarının daha düşük olduğunu, daha fazla sınıf tekrarı yaptıklarını göstermiştir. Bu durum onların bilişsel işlevsellikleri ile açıklanamıyor. Yani aynı zekaya sahip oldukları halde, bu çocukların sosyal alanda daha fazla zorlanıyor olmaları ve yaşadıkları ruhsal zorlanmaların akademik alana da etkisi olduğu anlaşılmaktadır.

Yeme problemleri, iştahsızlık ya da fazla yemenin uzun süre sadece fizyolojik tıp ile ilgili olduğu düşünülmüştür. Ancak artık daha iyi biliyoruz ki yemek yemenin duygusal da bir yanı vardır. Bu durum pandemi ile beraber daha görünür oldu. Pandeminin başlarında birçok hanede ev yapımı ekmekler, hiç denenmemiş tarifler yapıldı. Sosyal izolasyon ile beraber ev içi ne kader etkinlik bulunursa bulunsun daha fazla yenmesi, yemenin duygusal bir yanı olduğunu hatırlattı.

En başa dönersek, bebek sadece beslenmek ve karnının doyması için anne sütüne ihtiyaç duymaz. Emmenin anneden şefkat görmek, rahatlamak, sakinleşmek, göz teması kurmak gibi işlevleri de vardır. Nitekim çocuklar büyüdükçe de anneleri, anneanneleri ya da diğer bakımverenleriyle kurdukları ilişkinin yeme üzerinde etkileri devam eder. Örneğin inatlaşan çocukların ağzını açmaması iştahsızlık sorununu gündeme getirir.

Biyolojik olarak bakıldığında da yemek yeme davranışı beyinde ödül sistemi ile alakalıdır. Özellikle şekerden yoğun beslenme bu beyin bölgesini çok uyarmaktadır. Dolayısıyla bazı çocuklar için beslenmenin rahatlatıcı bir tarafı vardır ve bu ilişki çift taraflıdır. Bu ilişki tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan hikayesi gibi birbiri ile iç içedir. Yeme alışkanlıklarının değişmesi ruhsal belirtilere neden olabileceği gibi ruhsal sebepler de iştah miktarını değiştirir. Dolayısıyla iştahsız ya da fazla yemesi bulunan çocuklarda durumun tedavisinde birçok uzmanın işbirliği içinde çalışması gereklidir. Çocuk hastalıkları uzmanı, diyetisyen yanında ruh sağlığı uzmanlarından yoksun bir tedavinin sonuç almada eksik kalacağı görülmektedir.

Ruhsal destek ayağında çocukların yeme davranışı haricinde sakinleşme yolları, neden yemek yeme ihtiyaçlarının bulunduğu, yemek yeme ataklarını nelerin tetiklediği üzerine farkındalık çalışmaları yapılmaktadır. Az yemesi bulunan yani iştahsız çocuklarda ise neden yemeğe tepkisel olduğu anlaşılmaya çalışılmakta ve kademeli olarak yeme davranışının daha sağlıklı olması amaçlanmaktadır.

Her çocuk farklı olduğu için kişiye özgü olarak yeme ya da yememe davranışının altında ne yattığını fark etmek çok önemli. Çocuklarda arka planda herhangi bir stres, öfke, sıkılma, yalnızlık, üzüntü, kayıp, başarı kaygısı, suçluluk gibi çok çeşitli his ve duygu durumlar bulunabiliyor. Dolayısıyla obezitenin kilo kadar duygusal yükünü de gözden kaçırmamak gerekir.

Yazının devamı...

Pandemi döneminde çocuklarda artan yalnızlık hissi

3 Haziran 2021

Kime sorsanız öncelik çocuklardadır ancak bu düşünce pandemi döneminde geçerli olamadı maalesef. Okulları kapandı, etkinlik merkezleri, spor alanları kapandı. Kimi zaman yetişkinlere göre daha fazla kısıtlamaya tabii oldular. Bu durum onları evin dört duvarı arasına sıkıştırdı. Ancak eve kapanmak bazı bedellerin ödenmesine neden oldu. Virüsü uzaklaştırmak için arttırılan mesafeler beraberinde yalnızlığı da arttırdı. Bu durum özellikle yatkınlığı olan çocuklarda depresyon, kaygı, takıntıların da artmasına neden oldu. Zamanlarını aktivitelerle doldurmak bile bu açığı kapatamadı. Çok sıkıldıklarını tekrar tekrar söylediler. Bu durumun en önemli sebebi çok yalnız hissetmeleri.

Çocukların kendilerini ifade edememeleri, dertlerini sözcüklere dökememeleri karar vericilerin onların içinde bulunduğu durumu anlamalarını zorlaştırıyor. Bir çocuğun kendiliğinden “kendimi yalnız hissediyorum” demesi olağan değildir. Tek yolu aileleri ile daha fazla ilişki kurmaktan geçen çocukların ise ebeveynlerinin dikkatini çekmek için daha fazla ağladığını, öfkeli davranışlar sergilediğini görüyoruz.

Çocuklar için sosyalleşmek nefes almak kadar önemlidir!

İnsan sosyal bir varlıktır. Hayata anlam katan en önemli şey ilişkilerimizdir. İlişkiler sadece yaşamın renkleri değil aynı zamanda bir ihtiyaçtır. Krallar dahi kendi kendine yetememiş, her birimiz bir diğerine muhtacız ve her birimiz bir diğerinden etkileniyoruz. Örneğin bu dönemde bir kişinin tek başına pandemi önlemlerine uyması onu pandeminin etkilerinden korudu mu? Bunun böyle olmadığını gördük. Önlemini alanlar da almayanlar da aynı kısıtlamaya maruz kaldı. Bu ihtiyaç olumlu ya da olumsuz duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak için de hissedilir. Çocukların da duygusal olarak zorlandığı anları paylaşacak arkadaşlarına ulaşmaları zorlaştı. Dolayısıyla çocuklar için sosyalleşmek nefes almak, yemek yemek kadar önemlidir.

Geçmiş zamanlara göre daha az çocuklu, az kardeşli evlerimiz var. Geçmişin sıkı aile ilişkilerinin, bol kardeşli - kuzenli ortamlarının yerini arkadaşlar dolduruyor. Bu nedenle günümüzde çocuklar için arkadaşlarının önemi çok daha kıymetli. Ne kadar aktivite yapsalar da, online eğitimi ne kadar iyi takip edebilseler de ‘sanki her gün aynı geçiyor’ hissi yaşadılar. Çocuklar sadece arkadaşlarından değil aile büyüklerinden de ayrı kaldı. Bunun yanında büyüklerinin kaybını yaşayan çocuklar da oldu. Ancak bir erişkine kıyasla duygularını yönetemeyen kendini ifade edemeyen çocukların bu süreçten etkilenmesi bu nedenle daha fazla oldu.

Oyunun faydaları ve çocukların ruhsal, sosyal, fiziksel gelişimi için önemi saymakla bitmez. Maalesef oyunun yetişkinler tarafından hala yeteri kadar önemsenmediği, ciddi bir iş olarak görülmediği oluyor. Ve halen oyunun önemini vurgulamaya kendimizi mecbur hissediyoruz. Oyun, çocukların dil becerilerini arttırıyor, sosyal ilişkileri iyileştiriyor, stresi azaltıyor, problem çözme becerilerini arttırıyor. Çocuk oyun içinde sırasını beklemeyi, paylaşmayı ve empati kurmayı öğrenir, kendini tanır, risk alır, yeni şeyler dener. Olumsuz yaşadıkları ile onları oyun aracılığıyla dışa vurarak baş etmeye çalışırlar. Bu liste uzar gider.

Okulların açılmasını sadece eğitim ve müfredat bağlamında değerlendirmek yanlış olur. Okul güven verici ve destekleyici bir ortamda arkadaşları ile oyun oynama deneyimini yaşarken, ebeveynlerinden de ayrılarak bireyselleşme şansı buldukları ortamın adı aslında. Dolayısıyla okullar pandemide ilk kapanacak ve en son açılacak yer olmamalıdır.

Yazının devamı...