Babacan ve Davutoğlu’nun partileri birleşiyor mu?

22 Haziran 2021

Ankara kulislerinde son günlerde en çok konuşulan konu bu.

Bir türlü beklenen sıçramayı yapamayan Babacan ve Davutoğlu’nun partilerinin yeni bir sinerji yaratmak için “Deva Gelecek” adıyla birleşeceği, liderin Babacan olacağı, hatta tüzük çalışmalarına bile başlandığı, seçim barajının yüzde 5’e çekilmesi durumunda bu ittifaka Saadet Partisi’nin de katılacağı iddia ediliyor.

Bu kulis bilgilerini Saadet lideri Temel Karamollaoğlu’nun “Abdullah Gül, Babacan ve Davutoğlu’nun AK Parti tabanında en az yüzde 20-30’luk bir çözülmeyi sağlayacağını düşünüyorduk ama olmadı” açıklamasıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Karamollaoğlu bu üç isme dolaylı olarak “Beceremediniz, yeni göreviniz birleşmek ve Erdoğan’ın oyunu hiç olmazsa yüzde 5 azaltmak” diyor.

Peki, anketlerde yüzde

1-2 bandında görülen üç partinin birleşmesi bir sinerji oluşturur mu?

Zor görünüyor. Karamollaoğlu’nun Babacan, Davutoğlu ve Gül hakkında söyledikleri aslında bu üç ismin AK Parti tabanında hiçbir özgül ağırlığının olmadığının itirafı ve ilanı anlamına geliyor.

Üçünün de ortak özelliği, Erdoğan sayesinde Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve önemli bakanlıklara gelmiş olmaları. AK Parti’den ayrıldıklarından beri ortaya bir vizyon koymak yerine sadece Erdoğan’ı eleştirdiler ve 19 yıllık iktidarın tüm başarılarını sahiplenmeye çalıştılar.

Yazının devamı...

Zayıf Türkiye’yi tanıyalım!

15 Haziran 2021

Yaşar Yakış. Dışişleri eski Bakanı, AK Parti kurucusu. NATO Zirvesi öncesi Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda “Biden, Türkiye’nin zayıflığından faydalanacak” diye buyurdu! Eski bir AK Partili ve Dışişleri Bakanı olarak Erdoğan- Biden görüşmesine saatler kala ülkesini dünyaya “Zayıf ve taviz vermeye hazır” ilan etmesi şüphesiz bir karakter meselesi.

Kendisine yakışanı yapan bu bakan eskisi elbette yalnız değil. Anketçisinden moderatörüne, siyasetçisinden gazetecisine günlerdir TV ekranlarında boy gösteren bir ekip bu görüşmede Türkiye’ye sağlam bir ayar verilmesi hayaliyle yanıp tutuşuyor. Açık açık itiraf edemiyorlar ama Biden’a bir kurtarıcı gözüyle bakıyorlar. Peki, Biden kimden kurtaracak bu arkadaşları? Tabii ki Erdoğan’dan.

Aşırı acıklı bir ruh haline sahip bu tiplerin değil ama Biden ve ABD’nin Erdoğan’a ve Türkiye’ye kızgın olmalarının anlaşılır sebepleri var. ABD bu bölgede hangi projeyi hayata geçirmeye çalıştıysa karşısında Türkiye’yi buldu. Yani ABD, Türkiye’nin gücünü biliyor ama Yaşar Yakışgiller bilmiyor! O zaman hatırlatacağız... ABD neden Türkiye’ye kızgın? Yakışgillerin bilmiyormuş gibi davranmasına sebep olan gelişmeler neler? Haydi başlayalım.

İki ülke arasındaki temel sorun Türkiye’nin sınırlarının dibinde oluşturulmak istenen terör devletine onay vermemesi. Ağustos 2016’daki Fırat Kalkanı harekâtıyla başladı süreç. Eski ABD Başkanı Trump, “Türkler oyunu kurallarına göre oynamazsa, onları ekonomik olarak ve yaptırımlarla sert şekilde vuracağız” dedi.

Zayıf Türkiye geri adım atmadı. ABD ve Rusya’nın itirazlarına rağmen yeni askeri operasyonlar gerçekleştirdi. İngiltere, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri istihbarat başkanları acil kodlu gizli toplantıda buluştu. İsrail yayın organlarına sızdırılan toplantıda MOSSAD Başkanı Yossi Cohen’in “Artan gücü ve nüfuzu ile bölgede asıl tehdit İran değil Türkiye’dir” dediği kayıtlara geçti.

Zayıf Türkiye bölgesinde uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatlerini korumak için adımlarını hızlandırdı. Ses okyanus ötesi ve İsrail’den geldi. İsrail Askeri İstihbaratı (AMAN) 2020 Tehdit Raporu’nda Türkiye’nin savunma ve dış politikaları için ‘saldırgan’ değerlendirmesi yapıldı. ABD Başkan adayı Biden “Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerini nasıl izole edeceğimizle ilgilenmemiz lazım. Yapacağım en son şey Erdoğan’a boyun eğmek olur. Ona karşı muhalif liderleri destekleyeceğimizi açıkça göstereceğiz” dedi.

Zayıf Türkiye, Fatih sondaj gemisini Kıbrıs açıklarına gönderdi. Rum tarafı gemi mürettebatı için tutuklama emri çıkardı. AB, “Ankara bu faaliyetlere son vermezse yaptırımlar başlatacağız” tehdidini savurdu. Zayıf Türkiye geri adım atmadı. Yavuz sondaj gemisini de bölgeye yolladı. AB Temsilcisi Federica Mogherini “Türklerin Kıbrıs açıklarında sondaj çalışması yapması büyük bir endişe kaynağıdır. Kıbrıslı Rumların yanındayız” dedi. AB, Türkiye’ye sondaj ve arama çalışmalarını durdur” uyarısı yaptı.

Zayıf Türkiye’nin Libya’ya giden kargo gemisi Fransız fırkateyni tarafından aranmak istendi. Türk donanması araya girdi. Fransızlar çekilmek zorunda kaldı. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ilan ettiği Navtex’e uymayan bir başka Fransız fırkateynini Türk İHA ve SİHA’ları karşıladı. Fransızların çaresizliği telsiz konuşmalarına şöyle yansıdı: Üzerimizde tanımlayamadığımız yüzlerce cisim uçuyor. Bunların ne olduğunu anlamıyoruz. Bütün sistemimiz kitlendi.

Yazının devamı...

Kılıçdaroğlu Yap-İşlet-Devretçi mi?

11 Haziran 2021

Türkiye’de muhalefetin iktidarı köşeye sıkıştırmak için kullandığı en önemli argümanlardan biri Yap-İşlet-Devret ya da Kamu-Özel Sektör İşbirliği (KÖİ) ile yapılan altyapı projeleri.

Ne diyor muhalefet? Geçmediğimiz yolun, kullanmadığımız havaalanının parasını vatandaşa ödetip, 5 müteahhide (onlar 5’li çete diyor) veriyorlar!

CHP lideri Kılıçdaroğlu ve İyi Parti lideri Akşener’in bu konuya değinmedikleri bir konuşmaları neredeyse yok gibi. Peki, KÖİ modeliyle yapılan altyapı projeleri gerçekten de muhalefetin iddia ettiği gibi vatandaşın sırtına yük mü?

Sorunun cevabına geçmeden önce dün sosyal medyada rastladığım bir videodan bahsetmem lazım. AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanı Hamza Dağ paylaşmış videoyu. CHP lideri Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olduğu 2009 seçimleri öncesinde Fatih Altaylı’nın programında konuşuyor. Ve bugün yerden yere vurduğu geçiş garantili yap-işlet-devret projeleri için bakın ne diyor: Altyapı projeleri için hiçbir zaman merkezi hükümetten yardım almaya gerek yok. Belli garantiler vereceksiniz. Uluslararası ihaleye çıkacaksınız. Gelip bunu Türkiye’de yapacaklar. Son derece basit. Bedava değil, paralı geçiş olacak. Fiyat pahalı gelirse, metroya değil, üstteki otobüse bineceksin!

2009’da böyle düşünen Kemal Bey, 2021’de Kanal İstanbul için Türkiye’ye yatırım yapacak firmaları tehdit ediyor! Kemal Bey’in yaman çelişkilerine alıştık. Maalesef algıların olguların önüne geçtiği bir siyaset tarzı hakim oldu Türkiye’ye. Buraya takılmadan Ulaştırma Bakanlığı’nın ulaşım altyapısını baştan aşağı yenilediği dev projelere rakamlar üzerinden bakmakta fayda var.

- Kamunun el attığı altyapı yatırımları ortalama 7-20 yılda tamamlanırken, özel sektör 5 yıldan daha kısa sürelerde projeleri bitirip, halkın hizmetine sunuyor. Devletin bütçesinden tek kuruş çıkmadan yeni bir finansman kaynağı oluşturuluyor, bütçe imkânları başka alanlarda kullanılıyor. Projeler işletme süresi bittiğinde kamuya geçiyor ve elde edilecek gelirler bütçeye aktarılıyor.

- Avrupa’da 2015-2020 döneminde en çok KÖİ yatırımı yapan ülke İngiltere. Onu Fransa ve Türkiye izliyor. Bu üç ülkeyi Almanya, Hollanda, Belçika, İrlanda, Yunanistan ve İspanya takip ediyor. Dünya genelinde ulaştırma sektöründe en çok KÖİ yatırımı 212 proje ile ABD’de. Bu projelerin yatırım miktarı 148 milyar dolar. İngiltere’de 48, Avustralya’da 64, Brezilya’da 156, Hindistan’da 309, Çin’de 51, İtalya’da 12, Türkiye’de ise 27 KÖİ yatırımı var. Yani komünist Çin de dâhil dünya altyapısını bu yöntemle yeniliyor.

Peki, bu projeler zarar ediyor mu? Somut örnekler üzerinden gidelim. Avrasya Tüneli’ni açılışından bu yana 67.7 milyon araç kullandı. 111 milyon saat zaman tasarrufu, 152 bin ton yakıt tasarrufu, 64 bin ton emisyon azalımı, 1.3 milyon araç-km azalması sağlandı. Tünelin dört yılda ekonomiye katkısı 6 milyar TL. Kovid-19’a rağmen tüneli kullanan araç sayısı beklenenin üzerinde. 2017-2022 geçiş ortalaması 53.810. Bu rakam 69.619 geçiş garantisinin 14.683 araç altında. Ancak 2022-2041 döneminde tünelde geçiş ortalamasının 92.630’a çıkacağı tahmin ediliyor. Bu geçiş garantisinin 24.137 adet üzerinde aracın tüneli kullanacağı ve devletin kasasından işletmeciye tek kuruş para ödenmeyeceği anlamına geliyor. Üstelik tünel 2041 yılında kamuya geçiyor.

Yazının devamı...

Akar’ın mesajları

8 Haziran 2021

Denizkurdu- 2021 Tatbikatı’nı izlemek için gittiğimiz Aksaz Deniz Üssü’nde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Türkiye ile ABD arasındaki ilk problemin terör örgütü YPG’ye verilen destek olduğunu belirten Akar’ın kritik açıklamaları şöyle:

‘PKK eşittir YPG’

Demokrasi ve insan hakları gibi temel değerleri paylaşan ve stratejik müttefik olan Türkiye ile ABD arasındaki ilk problem ne F-35 ne S-400; ilk problem YPG. Türkiye ile ABD arasında bir sürü ilişki var: Stratejik ortaklık, müttefiklik, NATO, ikili ilişkiler, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Akdeniz, Kafkasya, Balkanlar... Ortaya attıkları problemler öyle veya böyle çözülür ama çözemeyeceğimiz bir problem var. Bizim milletimize, birliğimize, beraberliğimize kasteden bir PKK var. PKK’dan hiçbir farkı olmayan YPG var. YPG’ye tırlar, uçaklar dolusu silahlar götürüyor, YPG ile iş birliği yapıyorlar. Israrla ve inatla YPG, PKK değil diyorlar. Biz de bunu kabul etmiyor, “Bu, aklımıza hakaret” diyoruz. PKK eşittir YPG olduğu çok açık. ABD’li müttefiklerimizin anlaması gereken şey, bu konuda kararlıyız. Türkiye’nin kişiliği, kimliği, egemenliği, bağımsızlığı var. 40 seneden beri asil milletimizin başına bela olan terörü bitirmekte kararlıyız.

‘Durmak yok’

En son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar mücadelemiz devam edecek. Sinat-Haftanin, Metina, Zap, Avaşin-Basyan, Hakurk var. Onun arkasında Gara, onun arkasında Kandil, Kandil’in güneyinde ise Asos var. Buralarda ne kadar alçakların yuvası varsa buraları tahrip etmek görevimiz. Bugüne kadar ülkemize yönelik terör tehdidine karşı icra ettiğimiz tüm operasyonlarımız, başta Irak olmak üzere tüm komşularımızın toprak bütünlüğüne saygılı, uluslararası hukuka uygun, meşru müdafaa hakkı kapsamında ve sadece bölgedeki terörist unsurlar hedef alınarak yapıldı. Bunu Bağdat da Erbil de anlamış vaziyette. Bizim dürüst olduğumuzu biliyorlar. Bağdat ve Erbil ile koordinasyon içinde mücadelemizi sürdürüyoruz.

‘Sincar ve Mahmur’u izliyoruz’ 

Bağdat yönetimi Sincar ve Mahmur için “Biz orayı temizleyecek, tedbir alacak ve şekillendireceğiz” diyor. Biz de “Tamam, buyurun şekillendirin” diyoruz. Ama “Oraların herhangi bir şekilde yeni bir Kandil olmasına müsaade etmeyin” diyoruz. Zaten Sincar konusunda ortada bir anlaşma var. Bağdat, Erbil ve BM bu anlaşmaya imza koymuş durumdalar. Anlaşmanın hızlı ve eksiksiz bir şekilde uygulanmasını istiyor, bekliyoruz. Mahmur kampı ise mültecilere ev sahipliği yapan bir kamp olmaktan yıllar önce çıktı. PKK terör örgütüne eleman sağlayan bir hüviyete büründü. Tüm bunları dostane bir şekilde söylüyoruz. Fakat diğer taraftan da biz kendi noktayı nazarımızda her türlü hazırlığımızı eksiksiz yapıyoruz.

‘Atatürkçülüğümüzü sorgulayamazlar’

Yazının devamı...

Müzisyenler desteklenmedi mi?

4 Haziran 2021

Malum, sosyal medya çağındayız. Doğru ayağa kalkana kadar yalanın dünyayı dolaştığı bir süreç bu.

Bir süredir küresel salgından etkilenen müzisyenlere hükümet tarafından hiçbir destek verilmediği iddia ediliyor sosyal medyada değil mi? Peki gerçek ne?

Merak ettim, Kültür ve Turizm Bakanlığını aradım. “Müzisyenlere gerçekten de hiç destek vermiyor musunuz?” diye sordum. İşte cevaplar...

Bakanlık küresel salgından mağdur olan ve gelir kaybına uğrayan müzik sektörü çalışanlarına yardımcı olmak için özel bir destek programı başlatmış. Ne zaman? Aralık 2020’de. Programın adı “Müzik Susmasın.”

İşe destek sağlanacak kişilerin tespitiyle başlanmış. Müzisyenlerin büyük bölümünün kayıt dışı çalıştığı, vergi ve SGK kayıtlarının olmadığı görülünce, MESAM, MÜYORBİR, MSG gibi sektör çalışanlarının üye olduğu meslek örgütleriyle iş birliğine gidilmiş.

Bununla da yetinilmeyip, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgilerle müzisyenlerin faaliyet gösterdiği 6 büyük STK ile masaya oturulmuş. 16-25 Aralık 2020 tarihleri arasında 81 ilde müzisyenlerden başvurular alınmaya başlanmış. Başvuru sahiplerinden müzik alanında faaliyet gösterdiklerini bir video kaydıyla kanıtlamaları istenmiş. Ve başka da hiçbir şart öne sürülmemiş.

Program kapsamında Ocak 2021’den başlamak üzere 31 bin müzisyene ayda 1000 lira destek ödenmeye başlamış. Üç ay sürmesi planlanan destek ödemelerinin süresi daha sonra beş aya çıkarılmış. Mayıs ayına kadar kişi başına 5 bin lira destek ödemesi yapılmış. Toplamda 31 bin müzisyene 156 milyon lira destek ödemesiyle katkı sunulmaya çalışılmış.

En son Haziran 2021’de bu program kapsamındaki müzisyenlere 3’er bin lira daha destek ödemesi yapılması kararı alınmış. Böylece haftalık ve günlük yevmiye ile çalışan, sosyal güvencesi olmayan, işini kaybeden ses ve enstrüman sanatçıları ile sektör çalışanlarına verilen desteğin toplam miktarı 250 milyon liraya ulaşmış.

Yazının devamı...

Sam Amca’da oyun bitmez

28 Mayıs 2021

Bu ülkenin yakın tarihindeki bütün büyük siyasi krizlerin Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yaşanması elbette ki bir tesadüf değil.

2014’teki Cumhur-başkanlığı seçimlerine 8 ay kala ne demişti dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Ricciardone? Şimdi bir imparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz.

Çöken Türkiye değil, küresel güçlerin ihtiyaç duydukça Türkiye’ye karşı kullandığı terör örgütleri FETÖ ve PKK oldu.

Ama Sam Amca’da oyun bitmez. Pandemi sebebiyle yaşanan ekonomik sıkıntıları da hesaba katıp Türkiye’yi eski yörüngesine çekmek istiyorlar. Ulusal çıkarlarını gözeten, Suriye’deki terör devletine ‘dur’ diyen, Kıbrıs’ta, Azerbaycan’da, Irak’ta, Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Afrika’da bayrak gösteren bir Türkiye işlerine gelmiyor.

Darbe de dâhil her şeyi denediler ama Türkiye’ye istikamet veremediler. Önlerinde köprüden önceki son çıkış olarak 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini görüyorlar.

Zamanında yapılacak bir seçimi yine Erdoğan’ın kazanacağının onlar da farkında. Bu yüzden seçimi erkene almak için hamle üstüne hamle yapıyorlar.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve eski Başbakan Binali Yıldırım üzerinden yürütülen son operasyon da bu büyük planın parçalarından biri. Türkiye’ye mafyanın devlete egemen olduğu, yönetilemeyen bir ülke etiketini yapıştırma çabaları aslında erken seçime zorlama taktiği.

Son 72 saatte bize sosyal medyadan çekilen operasyonu konuştururken iki kritik hamle daha yaptılar.

Yazının devamı...