"Cezalısın, git odana televizyon izle!"

13 Şubat 2020

Miner & Co şirketinin 2015 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, çocukları telefon ya da tablet yerine televizyon izlemeye zorlamak, onları disipline etmenin modern bir yolu imiş. Çünkü televizyon artık ikinci sınıf bir ekran sayılıyor. Başka bir deyişle, televizyon out, dokunmatik cihazlar in. Özellikle gençler arasında televizyon izlemek demode bir davranış olarak algılanıyor. Zaten dünyanın önde gelen içerik üreticisi firmaları da, son 2 yılda internetten video izleme oranlarının, televizyon izlemeyi geçtiğini söylüyor.

Bu araştırma bana kızımla yaşadığım diyalogları düşündürdü. Gerçekten de onu telefon ve tabletten uzaklaştırmak için, “Biraz televizyondan çizgi film izlemeye ne dersin?” derken buluyorum kendimi bazen. O da bana “Ama anneee telefonundan oyun oynamak istiyorum.” diye itiraz ediyor. Kabul etmeliyiz ki, zihinsel işleyişleri, algıları, olaylara bakışları bambaşka çalışıyor.

Ebeveynler olarak, kontrol edilemez bir hızla gelişen teknoloji çağından korkuyoruz. Çünkü neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyoruz. Biz çocukken böyle bir gerçeklik yoktu. O yüzden kendi deneyimlerimizden yararlanamayız. Anne/babamızdan fikir alamayız. Aile büyüklerimiz hiç referans noktası değil. Peki o zaman ne yapacağız? Sadece onlarca uzmanın, ekran bağımlılığının zararları, küçük yaşta teknolojinin yarattığı olumsuzluklar gibi söylemleri ile ne yapacağımızı bilmez bir halde çocuk büyütmeye çalışıyoruz. Bir taraftan da teknolojiden uzak kalmak ya da teknolojiyi yasaklamak gibi bir şeyin mümkün olmadığının farkındayız.

Şöyle düşünün; bizler çocukken, televizyon izlemeyi bir ceza olarak görmek gibi bir şey mümkün olabilir miydi? Böyle bir şeyi düşünmek bile saçma ve gülünç olurdu. Oysa çocuğumuz için, televizyon izlemeye yönlendirilmek bir disiplin ve cezalandırma şekli. Yani kuşaklar, kurallar, doğrular, yanlışlar değişiyor. Doğduğumuzda dünyada olan şeyi normal kabul ederiz. Çocuklarımız için teknoloji böyle. Yetişkin olduktan sonra keşfettiğimiz bir şey ise çok heyecan verici ve bilinmezdir. İşte bizim için de böyle.

Teknolojinin kölesi değil, efendisi olmak

Bu nedenle, teknoloji konusunda çocuklarla çatışmak, sonu gelmeyecek bir kısır döngü yaratıyor. Yapmamız gereken şey ise, onlar için çok normal/sıradan olan bu durumu kabullenmek, kendimizi bu konuda geliştirip, çocuğumuzla birlikte öğrenmek, dijital yetkinliklerimizi arttırıp, kendilerini korumalarına, teknolojinin kölesi değil, efendisi olmalarına fırsat sunmak sanırım…

Ebeveynler olarak onlara sınır koymak, belli bir yaşa kadar kararlarında destek olmak, aradaki bağı hep canlı ve sıcak tutmak, gözlerine bakıp, onları gerçekten dinlemek ve anlamaya çalışmak, her durumda sorgusuz çalacakları bir kapı olmak ise, dünün ya da bugünün değil, tüm zamanların olmazsa olmazı...

Yazının devamı...

Çocuklar için çözüm doğallıkta

11 Ocak 2020

Bazı kadınlar çok tatlı. Rahat durmuyorlar. Allah’tan rahat durmuyorlar. “Bu dünya için tüketmekten başka ne yapabilirim” diye kafa yoruyorlar. Konfor alanlarından çıkıp, zor olanı seçiyorlar. Zor ama iyi olanı. Elif Çatıkkaş ve Yasemin Kırkağaçlıoğlu da işte bu kadınlardan. Koç Üniversitesi’ni bitirip iş hayatında hızlı adımlarla yükselirken, anne olduktan sonra yaşadıklarını sorgulamaya başlayınca, ellerini taşın altına koymaya karar vermişler. Reşitpaşa’da küçücük bir binada kurdukları “Kokopelli Şehirde” ile ekolojik yaşam, permakültür, gübre ve toprak üretimi, su arıtma, sıfır atık gibi konularda atölyeler düzenliyorlar.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Elif Çatıkkaş: Pierre Loti’de doğdum, kendi gıdasını yetiştiren, şehirde toprağın içinde olabilen son nesillerdenim. Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. Yıllarca IT departmanlarında çalıştım. Annelikle birlikte gelen, kendimde neye hizmet ettiğime dair bir arayışa girdim. İşin akademik tarafını da merak edip Kültürel İncelemeler Yüksek Lisansı’na başladım. Ekoloji üzerine dersler aldım. Tam bu dönemde Yasemin’le aynı yollardan geçtiğimizi fark ettik. Kariyerlerimizde iyi bir noktadaydık ama bıraktık ve 2.5 yıl önce Kokopelli’yi kurduk.

Yasemin Kırkağaçlıoğlu: Ben de Koç Üniversitesi İşletme mezunuyum. Strateji yönetimi yapıyordum. Dönüşüm hikâyem çocuklarımla birlikte hızlandı. Sağlıklı gıdaya nasıl erişirim diye düşünürken, zehirsiz gıda, küçük üretici bulma gibi konuları araştırmaya başladım. Permakültür’e Giriş eğitimi aldım. Permakültür; etik temelli, sürdürülebilir ve onarıcı yaşam yerleşkeleri tasarımı anlamına geliyor. Çok ciddi bir ekolojik çöküşün içindeyiz. Günlük koşturmacada önem vermiyoruz ama çocukların geleceği için bir şeyler yapmalıyız. Kabul edip bir kenarda oturamadık ve Kokopelli Şehirde’yi kurduk.

Kokopelli ne demek?

E.Ç.: Yerli Kuzey Amerika mitolojisinde bir kahraman. Sırtında bir tohum çantası ve flütü var. Ağzındaki flütten tohumları toprağa bırakıyor ve bereketi getiriyor. Şehirde yaşıyoruz ve bazı kısıtlarımız var ama söylenmek yerine elimizi taşın altına koyduğumuz, atıklarımızdan toprak ürettiğimiz bir yere geçebilir miyiz diye düşündük. Şehirde de bunu yapabiliriz dedik. O yüzden ismimiz “Kokopelli Şehirde”.

Burada neler yapıyorsunuz?

Y.K.:

Yazının devamı...

Dünya içerik devlerinin gözü çocuk pazarında

14 Aralık 2019

Çocukların ekran bağımlılığı, dikkat dağınıklığı sorunları, siber zorbalığa maruz kalma oranları ve ebeveynlerin kaygıları her geçen gün artıyor. Bununla birlikte, çocuk içerikleri de çığ gibi büyüyor.

Teknolojinin gelişim ve değişim hızına ayak uydurmak mümkün değil. Ne olduğunu bilmediğimiz bir dünyanın içinde, çocuklarımızı nasıl koruyacağız? Sınırları nasıl koyacağız? İnanılmaz bir hızla büyüyen, çocuk medyası ve içerik sağlayıcılar nereye doğru gidiyor? Bizleri neler bekliyor?8.si düzenlenen TRT Uluslararası Çocuk Medyası Konferansı’nda, çocuk medyasının dönüşümü ve bu dönüşümün beraberinde neleri getirdiği konuşuldu. Uzmanların hemfikir olduğu konu; teknolojiyi düşmanımız olarak görüp savaşırsak, kaybeden taraf oluruz. Bunun yerine teknolojiyle kol kola girip, onun bizi yönetmesini değil, onu yönetebilmeyi öğrenmeliyiz. Ve aynı mantığı çocuklarımıza da öğretebilmeliyiz.

“Çocuk içerikleri dünyası tam bir savaş alanı”Çocuk içeriği sağlayan dünya devi markaların içeriklerinin yarısından fazlası 0-6 yaş arası çocuklar için hazırlanıyor. Konferansta konuşan Ampere Analysis Araştırma Direktörü Fred Black, çocuk içerikleri hazırlayan mecraların geldiği noktayı güncel rakamlarla özetledi. Amazon, Netflix, Disney Plus ve HBO Max gibi çocuk içeriği üreten yayın devlerinin, bu pazardaki hızlı büyümeyi sürdüreceklerinden ve son 2 yılda çocuk içeriklerini 3 katına çıkardıklarından bahsetti. Black yaptığı konuşmada, çocuk içeriklerinin detaylarını paylaştı:“2019 yılında üretilen çocuk içeriklerinin yarısından fazlasını animasyon çizgi filmler oluşturuyor. Sonra sırayla animasyon olmayan komedi, drama ve macera filmleri geliyor. Animasyon yüzdesi önümüzdeki yıllarda da gitgide yükselecek. Netflix ağırlıklı 7-9, Amazon 0-4, Disney Plus ise 7-9 ve 10-12 yaş arası içeriklere odaklanıyor. Yani 0-4 ve 5-6 yaş aralıkları çocuk içeriklerinin yarısını oluşturuyor. Burası tam bir savaş alanı.”

“Video izlemek, televizyondan cazip”Telefon ya da tabletten video izlemeyen çocuk neredeyse yok. Hemen her yaştan çocuk, kendi amatör videolarını çekip, YouTube kanalı açma hayalleri kuruyor. Dubit Başkan Yardımcısı David Kleeman, son yapılan araştırmalara göre YouTube’da video izlemenin, televizyon izlemeyi geçtiğini ve çocukların sürekli yenilik aradığını söyledi:

Yazının devamı...

“Her 2 saniyede 1, prematüre bebek dünyaya geliyor”

16 Kasım 2019

17 Kasım Dünya Prematüre Günü. Bu vesileyle, Türk Neonatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Esin Koç ile konuştukTürk Neonatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Esin Koç, dünyada her iki saniyede bir, bir prematüre bebek dünyaya geldiğini söylüyor: “Prematüre doğum ve onunla ilişkili komplikasyonlar, dünyadaki çocuk ölümlerinin ve hastalıklarının bir numaralı nedeni olarak görülüyor. Ancak her geçen yıl, hayata tutunma oranları artıyor ve yaşanan zorluklar azalıyor.”

Her yıl gerçekleşen prematüre sayısı nedir ve neden bu kadar artıyor?

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her iki saniyede bir, bir prematüre bebek dünyaya geliyor. Yani her yıl yaklaşık 15 milyon bebek prematüre doğuyor. Prematüre doğum ve onunla ilişkili komplikasyonlar, dünyadaki çocuk ölümlerinin ve hastalıklarının bir numaralı nedeni olarak görülüyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de prematüre doğum çok sık gözleniyor. Ülkemizde her 20 bebekten üçü prematüre doğuyor. Bu da her yıl 180 bin bebeğin prematüre doğduğu anlamına gelir. Günümüzde, geçmiş yıllara kıyasla erken doğan bebeklerin hayata tutunma oranlarının arttığını ve yaşadığı zorlukların önemli ölçüde azaldığını söyleyebiliriz. Fakat bu bebeklerin alanında uzmanlaşmış kişiler tarafından takibi ve bakımı açısından hâlâ gidilecek çok yol var.


Yazının devamı...

“Çocuklar doğuştan empatik”

2 Kasım 2019

Şiddetsiz İletişim Derneği Kurucusu Vivet Alevi “Empati; şiddetsiz iletişimin temelidir” deyip ekliyor: “Çocuklar potansiyel olarak empati kurabilecek beceri ile doğarlar. Önemli olan bu tohumun hangi toprağa düştüğüdür. İçine düştükleri ortam bunu ya geliştiriyor ya da yok edip, şiddeti körüklüyor”

Amerikalı psikolog Marshall Rosenberg’in tüm dünyaya yaydığı Şiddetsiz İletişim Süreci’nin Türkiye temsilcisi ve Şiddetsiz İletişim Derneği kurucusu Vivet Alevi ile çocuklarla iletişimde empatiyi ve çatışma yönetimini konuştuk. Almanya’da uzun yıllar bu konuda çalıştıktan sonra, Türkiye’de Şiddetsiz İletişim Derneği’ni kuran Alevi 2004 yılından beri eğitmen ve danışman olarak çalışıyor.

Şiddetsiz iletişim ne demek?

Şiddetsiz iletişim, dürüstlük, doğruluk, şeffaflık ve açık iletişim demek. Cesaret istiyor. Ama bizim kültürümüz huzur bozulmasın diye pek çok şeyi öteliyor. Farkında olmadığımız derin korkularımız var. İsteklerimizi, ihtiyaçlarımızı dile getirmiyoruz. Çatışmalarla mücadele etme biçimimiz, çatışmaları geçiştirmek üzerine. Ya ilişkimizin yakınlığına bağlı olarak kavga çıkarıyoruz ya da “Boş ver” deyip geçiştiriyoruz. Anlaşmazlığın içinden geçmeyi bilmiyoruz. Şiddetsiz iletişim, anlaşmazlıkların içindeki anlaşma şansını bulmak ve karşı tarafla bir bağlantı kurmaktır.

Çatışmasız bir iletişim mümkün mü?

Bütün insanlar hayatlarının her anında, yaptıkları eylemleri, bir ihtiyaç karşılamak için yapıyorlar. Şiddetsiz iletişimin temel varsayımı bu. İletişim şeklimizi, karşı tarafı yargılamak üzerine kurarsak (doğru-yanlış-haklı-haksız) birbirimizden kopuyoruz. Saflaşıp, karşı karşıya geliyoruz. Şiddetsiz iletişim, dikkatimizi yargılar dünyasından, ihtiyaçlar dünyasına yönlendirebilmektir. Karşımızdakini iyi-kötü olarak değerlendirmek yerine, “Böyle davranıyor, acaba neye ihtiyacı var?”, “Ben böyle yapıyorum, acaba neye ihtiyacım var?” şeklinde düşünüp, dikkatimizi ihtiyaçlara vermektir. Çünkü ihtiyaçlar evrenseldir ve ancak bu şekilde karşımızdakiyle bağlantı kurabilir ve anlaşmazlıkların içinde anlaşma şansı bulabiliriz.

“Ülkede sosyal medya pedagojisi olmalı”

Yazının devamı...