II. Abdülhamid hakkında bilmedikleriniz

TRT’nin uzun süredir merakla beklenen iddialı projesi 'Payitaht Abdülhamid' dün akşam ilk kez ekranlara geldi.. Biz de bu vesileyle II. Abdülhamid'in bilinmeyenlerini araştırdık.

II. Abdülhamid hakkında bilmedikleriniz

II. Abdülhamid hakkında bilmedikleriniz
TRT’nin uzun süredir merakla beklenen iddialı projesi 'Payitaht Abdülhamid' başlıyor. Biz de bu vesileyle II. Abdülhamid'in bilinmeyenlerini araştırdık.

Hobileri yüzmek, ava çıkmak ve okumaktı

Hobileri yüzmek, ava çıkmak ve okumaktı
Osmanlı padişahları arasında kişiliği, karakteri ve davranışlarıyla diğerlerinden ayrılan II. Abdülhamid, tarihle ilgilenen herkesin bir şekilde dikkatini cezbeder.
 
Gençliğinde etrafına yaşam sevinci saçan, neşeli, güleç bir adam olan Abdülhamid; tıp bilimine, matematiğe, yıldızlara, tefsire, tasavvufa, şiire, yabancı dillere, hayvanlara ve bahçeciliğe meraklıydı. 
 
Çok iyi bir avcı, kılıç ustası ve yüzücüydü. Eski silahlardan olan güzel bir koleksiyonu vardı. 
 

Küçükçekmece Gölü'nde gezmeye çıkardı

Küçükçekmece Gölü'nde gezmeye çıkardı
Küçük vapuruyla sık sık Karadeniz’e açılır; zaman zaman Yalova’ya gider, Küçükçekmece Gölü’nde gezer, Beykoz’da lüfer avlardı. Kağıthane’de yürüyüş yapmaktan hoşlanırdı. 
 
Şehzadeliğinde dışa dönük ve canlı bir imaj çizen Abdülhamid, tahta geçtikten kısa süre sonra o kadar değişti ki, çoğu risale ve tarih kaynakları, karakterindeki bu büyük değişimi Çırağan Vakası’na bağlıyor.
 

Çırağan Vakası onu derinden etkiledi

Çırağan Vakası onu derinden etkiledi
Gezmekten, maceradan, hayattan zevk alan Abdülhamid’e ne olmuştu da birden; 33 yıllık padişahlık döneminde bir kez olsun İstanbul dışına çıkmayan bambaşka bir adama dönüşmüştü?
 
Çırağan Vakası’nın üzerinde bıraktığı etkinin çok ağır olduğu söyleniyor.
 

Her zaman kardeşini korudu

Her zaman kardeşini korudu
Tahta çıktıktan 1 yıl sonra, tam olarak 20 Mayıs 1878'de meydana gelen bu olay, Osmanlı tarihinin en enteresan meselelerinden biri. 
 
Abdülhamid döneminde Çırağan Sarayı’nda annesiyle birlikte hapis tutulan eski padişah V. Murat, hala bazı çevrelerce tahta çıkarılmaya çalışılıyordu. 
 
Onu hapisten kurtarmak isteyen 500 kişilik halk ordusu, 20 Mayıs’ta Çırağan’a baskın düzenledi. 
 

"Murat'ın kılına dokunulmayacak!" emri

"Murat'ın kılına dokunulmayacak!" emri
Darbeciler, gece yarısı saraydaki görevlileri etkisiz hale getirerek V. Murat’ın bulunduğu daireye girdiler. 
 
Ne V. Murat’ın ne de annesinin böyle bir şey olacağından haberi vardı. İkisi de şaşırdı. Zaten V. Murat’ın akli dengesi yerinde değildi. Avrupa’dan getirilen doktorlar bile akıl sağlığı konusunda hemfikirdiler. 
 
V. Murat o kadar korktu ki, asilerin kendisine zarar vereceğini sanarak, sarayın hazine dairesine kaçtı, kendini kilitledi. 
 
Bu sırada silah sesleri, Yıldız Saray'ndan duyulmuştu. Abdülhamid, Çırağan Sarayı’na asker gönderip Murad’ın kılına dokunulmamasını emretti.
 
Olay, Ali Suavi’nin öldürülmesiyle sonuçlandı. 
 

Öldürmek istediler

Öldürmek istediler
Basit gibi görünen bu küçük darbe teşebbüsü, haklı olarak Abdülhamid’i sıkı emniyet tedbirleri almaya yöneltti. Onu tahttan indirip yerine akıl hastası ağabeyini getirmek isteyenler, Abdülhamid’i şaşırttı. Bu isyandan kısa süre sonra, ikinci bir Çırağan hadisesi daha oldu. 1878 Temmuzu’nda Murad, ikinci defa Çırağan’dan kaçırılmak istendi fakat yine başarılı olunamadı. Bu teşebbüste bulunan grup, bir ara Abdülhamid’i öldürmek için de harekete geçmişti. 
 

Bu olaydan sonra Abdülhamid sürekli tahttan indirilme, sürgün edilme ve öldürülme korkusu içinde yaşadı. Neredeyse her şeyden elini eteğini çekti, yalnızlaştı. 

Bu olaydan sonra Abdülhamid sürekli tahttan indirilme, sürgün edilme ve öldürülme korkusu içinde yaşadı. Neredeyse her şeyden elini eteğini çekti, yalnızlaştı. 

Hafiye Teşkilatı dönemi

Hafiye Teşkilatı dönemi
Bütün devleti Yıldız’da topladı. Saltanatının 33 yıl sürmesinde büyük etkisi olan Yıldız Hafiye Teşkilatı’nı kurdu. Bu teşkilat zamanla öyle büyüdü ki; en basit küçük memurdan sadrazama kadar herkes padişaha istihbarat taşıyordu. Sultan bütün bu istihbaratları değerlendiriyor ve gereken talimatları masa başından veriyordu. 
 

Dolmabahçe'yi bırakıp Yıldız Sarayı'na taşındı

Dolmabahçe'yi bırakıp Yıldız Sarayı'na taşındı
Padişahın neden Dolmabahçe’den Yıldız’a taşındığı tam bilinmiyor.

Dolmabahçe’nin konfor ve ihtişamını bırakarak neden yer değiştirdi?

Rivayetler çeşitli. Bunlardan biri; sultanın sahil saraylarını yeterince güvenli bulmaması. 
 

Yıldız Sarayı'nın gizemi

Yıldız Sarayı'nın gizemi
Yıldız Sarayı, hala gizemini koruyan bir bilinmezler yumağı. Abdülhamid’in kişiliği ve politikaları da buranın esrarını pekiştiriyor. Yıldız, yüksek duvarların arkasında saklanan, padişahın görünmeden gözetlediği, jurnaller, şifreli telgraflar ve fotoğraflar aracılığıyla imparatorluğun dört bir yanından haberdar olduğu bir gözetim ve takip merkezi olarak da ele alınmalı. 
 

Sadece Abdülhamid'in evi değil, imparatorluğun kalbiydi

Sadece Abdülhamid'in evi değil, imparatorluğun kalbiydi
Yıldız Sarayı, 500 bin metrekareden oluşuyordu ve içinde tam 12 bin kişi yaşıyordu. 30 yılı aşkın süre, sadece imparatorluğun evi değil; Abdülhamid’in tek adresi oldu. Sarayın yüksek duvarları ardına kapanan Abdülhamid, yok gibiydi. Onun dünyası fiilen Yıldız’ın köşkleri ve bahçeleriyle sınırlı kaldı. Ama Yıldız, sadece sultanın evi değil; imparatorluğun kalbi haline geldi. Böylece gizemli ve kaygı verici bir yere dönüştü. Avrupalılara göre yabancı ve büyüleyici bir dünyaydı. 
 

Korkaklıkla suçlandı ama yılmadı

Korkaklıkla suçlandı ama yılmadı
Senede sadece bir kere İstanbul’a inen ve bunun haricinde kentle hiçbir ilişki kurmayan padişah, “Saray duvarlarının arkasına sığınan bir korkak”, “Ancak kanatlarına güvenen kuşların geçebileceği kadar yüksek duvarların arkasında” gibi suçlama ve benzetmelere maruz kaldı. 
 

Bütün hayatını burada geçirdi

Bütün hayatını burada geçirdi
Sultan sadece bayramlarda ve özel günlerde Dolmabahçe’ye gider ve senede bir kez Topkapı’yı ziyaret ederdi. Bunun dışında Yıldız’dan ayrılmazdı. Bütün hayatını yüksek duvarlar içinde geçirdi. Peki ne yaptı burada?
 

Bahçeye yaptırdığı köşklerde dinleniyor, misafirler ağırlıyor, gölette gezintiye çıkıyordu. 

Bahçeye yaptırdığı köşklerde dinleniyor, misafirler ağırlıyor, gölette gezintiye çıkıyordu. 

Padişah'a ait bahçede bir havuz da vardı. İçinde elektrikle çalışan küçücük gemiler koydurmuştu. Saray erkanının çocukları burada oynarken, bazen kendisi de onlara rakip olur, havuzda gemileri yarıştırırdı. 

Padişah'a ait bahçede bir havuz da vardı. İçinde elektrikle çalışan küçücük gemiler koydurmuştu. Saray erkanının çocukları burada oynarken, bazen kendisi de onlara rakip olur, havuzda gemileri yarıştırırdı. 

Abdülhamid’in bir diğer tutkusu da tiyatro ve müzikti. İmparatorluk döneminde yasak olan sinema, sarayda yasak değildi. Sarayın özel bir orkestrası bile vardı. 

Abdülhamid’in bir diğer tutkusu da tiyatro ve müzikti. İmparatorluk döneminde yasak olan sinema, sarayda yasak değildi. Sarayın özel bir orkestrası bile vardı. 
Abdülhamid muhafazakâr bir padişahtı. Hayatı boyunca ibadetini aksatmadığı söylenir. 
 
Son derece merhametli, şefkatli, yufka yürekli ve bağışlayıcı bir karakterdi.

En büyük düşmanlarını bile bağışladı. Kimse için ölüm emri vermedi; düşmanlarını yalnızca sürgün etmekle yetindi. Nihayetinde sürgün ettikleri birleşip Jön Türkler’i oluşturdular ve sonunu hazırladılar. 
 
Belirgin yönlerinden biri de dengeli ve otoriter olmasıydı. Yeniliğe ve gelişime açık, son derece “reformist” bir padişahtı.

Devrinde, Batı'daki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri, icat ve keşifleri yakından takip etti, ülkesine getirtti. 

Tedbirli, temkinli ve uyanık bir adamdı. Babasının “kuşkulu ve sessiz oğul” dediği Abdülhamid, zaman zaman aşırıya kaçacak seviyede vehimli ve kuruntulu olabiliyordu. 

<div>
Tedbirli, temkinli ve uyanık bir adamdı. Babasının &ldquo;kuşkulu ve sessiz oğul&rdquo; dediği Abd&uuml;lhamid, zaman zaman aşırıya ka&ccedil;acak seviyede vehimli ve kuruntulu olabiliyordu.&nbsp;</div>


Yumuşak huylu, halim selim, hikmetli konuşan, karşısındaki düşmanı bile olsa karizmatik kişiliği, tevazuu, insanlık ve nezaketiyle onu etkileme kabiliyetine sahip bir adamdı. 
 
İster halktan, ister devlet adamlarından olsun, huzurunda konuşanları sıkmaz, bütün düşüncelerini açıkça söylemelerine imkân verir, sonuna kadar dinler; kimseyi düşünceleri veya sözleri yüzünden cezalandırmazdı. 
 

Kimseye “sen” diye hitap etmez, cariyelerine bile “getiriniz, götürünüz” gibi nazik bir dille emir verirdi. 

Kimseye &ldquo;sen&rdquo; diye hitap etmez, cariyelerine bile &ldquo;getiriniz, g&ouml;t&uuml;r&uuml;n&uuml;z&rdquo; gibi nazik bir dille emir verirdi.&nbsp;
Kadınlarına da saygılı davranır; “Başkadın, Başikbal” diye seslenirdi. 

Cesur ve atikti. Bir deprem sırasında yerinden kıpırdayıp paniğe kapılmadan sonuna kadar beklediği söylenir. 

Hafızası kuvvetliydi. Zeki, çabuk kavrayışlı ve hazırcevaptı. İyice düşünmeden, karşısındakinin görüşlerini anlamadan ve devlet adamlarının görüşünü almadan fikir beyan etmezdi. 
 

Özel hayatında olduğu gibi devlet idaresinde de israftan kaçınır, dengeli harcardı.

&Ouml;zel hayatında olduğu gibi devlet idaresinde de israftan ka&ccedil;ınır, dengeli harcardı.


Kendi alışverişini yapan ağalara tek tek aldıkları malların fiyatını sorar ve sarayın mutfak harcamalarını kontrol ederdi. Bu yüzden “Pinti Hamid” suçlamalarına maruz kaldı. 
 
Gece geç vakte kadar düzenli (günde 15-16 saat) çalışırdı. 
 
Öğleden sonraki vaktini kütüphanesinde okuyarak veya çalışarak geçirirdi. 
 

Her gece uyumadan önce katibine kitap okuturdu. Uykuya dalmadan önce “Kâfi” derdi. 

Her gece uyumadan &ouml;nce katibine kitap okuturdu. Uykuya dalmadan &ouml;nce &ldquo;K&acirc;fi&rdquo; derdi.&nbsp;
“Gündüzleri beni meşgul eden işlerin ağırlığından kurtulmak, zihnimi başka taraflara odaklayıp düşüncelerimi defetmek ve rahat uyuyabilmek için her gece odamda kitap okutuyorum. Okuttuğum eserler ciddi olursa uykum kaçıyor. Onun için romanlar tercüme ettiriyorum. Küçüklüğümde dadım bana ninni söylerdi. Şimdi de okunan kitaplar aynı etkiyi yapıyor. Esasen yarı dinliyor, yarı dinlemeden uykuya dalıyorum. İşte benim uyku ilacım budur.” 
 

Yıldız’daki kütüphanesinde, yabancı dillerde Türkiye hakkında yazılmış -yaklaşık 6 bin adet-, telif hakkı ödenmiş eser koleksiyonu ve Avrupa'da çıkan gazeteler bulunuyordu. 

Yıldız&rsquo;daki k&uuml;t&uuml;phanesinde, yabancı dillerde T&uuml;rkiye hakkında yazılmış -yaklaşık 6 bin adet-, telif hakkı &ouml;denmiş eser koleksiyonu ve Avrupa&#39;da &ccedil;ıkan gazeteler bulunuyordu.&nbsp;
Voltaire’in Hz. Muhammed hakkında yazdığı aşağılayıcı bir oyunun Fransa’da sahnelenme planlarını duyunca, Fransa kralına bir mektup yolladı:
 
“Ben şu anda sizi bertaraf edecek durumda değilim ama şunu bilin ki eğer bu oyun oynanırsa, yarından tezi yok, tüm Arap ve İslam ülkelerine haber salıyorum, sizinle olan tüm ilişkilerini koparıyorlar.”
 

Kütüphaneciliğimizin modern anlamdaki kurucusu oydu. Tarih, siyaset ve hukuk konularında geniş bilgisi vardı. 
 

<div>
K&uuml;t&uuml;phaneciliğimizin modern anlamdaki kurucusu oydu. Tarih, siyaset ve hukuk konularında geniş bilgisi vardı.&nbsp;</div>
<div>
&nbsp;</div>
Müzik, yazı, Arapça, Farsça, Osmanlı Edebiyatı ve Tarihi ve diğer İslâmî İlimleri öğrendi. Osmanlı tarihini farklı kaynaklardan okuyup inceledi. 
 
Geçmişe ait olayları kimsenin bilmediği şekilde detaylarıyla anlatırdı. 

Yazarlardan Victor Hugo ve Conan Doyle'ye bayılırdı. Hatta Arthur Conan Doyle’u orijinalinden okurdu. Doyle’u sarayda ağırlayıp madalyayla şereflendirdiği bilinir.
 

Geceleri sarayın bütün elektrikleri yanar, padişahın hangi odada yattığı bilinmezdi. 

Geceleri sarayın b&uuml;t&uuml;n elektrikleri yanar, padişahın hangi odada yattığı bilinmezdi.&nbsp;
Saate önem verirdi. Her işini saate bağladı.

Acele bir iş veya haber çıktığında, vakit ne kadar geç olursa olsun uyandırılmasını isterdi. 

Kıyafet ve yaşayışında sadeliği takip eder, şatafatlı üniformalardan, büyük merasimlerden nefret ederdi. Sade olmakla birlikte, giyiminin kendine has bir zarafeti vardı ve çoğunlukla yerli kumaştan yapılma elbiseler tercih ederdi. 
 

Temizliğe düşkün olduğundan, elinde devamlı Atkinson marka kolonya şişesi gezdirir ve birkaç saat içinde sürer bitirirdi. 

Temizliğe d&uuml;şk&uuml;n olduğundan, elinde devamlı Atkinson marka kolonya şişesi gezdirir ve birka&ccedil; saat i&ccedil;inde s&uuml;rer bitirirdi.&nbsp;
Sabahları erken kalkar, soğuk suyla banyo yapar, ufak bir gezintiden sonra çalışma odasına girer, kendi önünde pişirttiği bir fincan kahveyi içer, yumurta ve sütten ibaret kahvaltıdan sonra çalışmalarına başlardı. 
 

Mide ve bağırsaklarından rahatsız olduğundan hafif ve hazmı kolay yemekler yerdi.

Mide ve bağırsaklarından rahatsız olduğundan hafif ve hazmı kolay yemekler yerdi.
En sevdiği yemek, soğanlı yumurtaydı. Soğanlı yumurtayı kim iyi yaparsa ödüllendirirdi! Tarçını da çok severdi. “Eğer yakışık alsaydı suyun üzerine de tarçın ekip öyle içerdim” dediği söylenir. 

Öğle yemeğinde genellikle rafadan yumurta, tereyağda pişmiş yumurta ya da omlet; koyun külbastısı veya kotlet pane; balıklardan mezgit veya gelincik balığı; bazen börek; tatlılardan kaymaklı kadayıf, sütlaç veya muhallebi, alafranga tatlılardan şarlot yerdi. 
 

Akşam yemekleri de hafifti: Et suyu, bazı çorbalar ve meyveler (çilek, kavun, karpuz ve şeftali). 

Akşam yemekleri de hafifti: Et suyu, bazı &ccedil;orbalar ve meyveler (&ccedil;ilek, kavun, karpuz ve şeftali).&nbsp;
Akşam yatak odasına limonata, frenk üzümü veya nar şerbeti bırakılırdı. 

İlk gençliğinde eğlence ve içkiye meyletti ancak 25’inden sonra her şeyi bıraktı. Fakat durmadan sigara içerdi. Sarayda sigara yapmayı bilen özel adamları vardı. Kahve içmeyi -özellikle Yemen kahvesi- severdi. 
 

Zayıf ve atletikti. Jimnastik meraklısıydı. Ustaca ata biner, araba kullanır, kürek çeker, yelken kullanırdı. Kılıç ve tabanca kullanmada da ustaydı. Atıcılık yapar, ava gider ve kılıç talimleri yapardı. 

Zayıf ve atletikti. Jimnastik meraklısıydı. Ustaca ata biner, araba kullanır, k&uuml;rek &ccedil;eker, yelken kullanırdı. Kılı&ccedil; ve tabanca kullanmada da ustaydı. Atıcılık yapar, ava gider ve kılı&ccedil; talimleri yapardı.&nbsp;
Sarayda; resim salonu, fotoğraf atölyesi, musiki salonu ile özellikle marangoz atölyesi en çok bulunduğu yerlerdi. 

Marangozluğa çok meraklıydı ve Avrupa'dan getirttiği birçok aletin bulunduğu geniş bir atölyesi vardı. Birçok sedefli ve oymalı eşyalar yaptı. Hatta yaralanan gazilere kendi eliyle yaptığı bastonlar hediye etti. 
 

Manzara ve çiçek resimlerinden hoşlanır ve portre çizerdi. Güzel tablo koleksiyonları vardı. 

Manzara ve &ccedil;i&ccedil;ek resimlerinden hoşlanır ve portre &ccedil;izerdi. G&uuml;zel tablo koleksiyonları vardı.&nbsp;
Fotoğrafçılığa da meraklıydı. Döneminde neredeyse bütün imparatorluğun fotoğrafını çektirdi. 

Yalnızlığının doğal bir neticesi olarak koleksiyon merakına kapılmıştı. Bunlar arasında en değerli olanı kuş ve silah koleksiyonuydu. 
 

Tiyatro ve konserleri sever; cuma, çarşamba ve pazar akşamları özel tiyatrosunda bir temsil veya konser verdirirdi. 

Tiyatro ve konserleri sever; cuma, &ccedil;arşamba ve pazar akşamları &ouml;zel tiyatrosunda bir temsil veya konser verdirirdi.&nbsp;
Batı müziğini çok severdi. “Alaturka güzeldir; ama daima gam verir. Alafranga neşe verir” derdi. Bunu bilen 2 bin kadar yabancı besteci, eserlerini şahsına ithaf etti. 

Haşmetli bir buruna sahip olduğu için gazete ve kitaplardan ‘burun’ kelimesini kaldırttı. O dönemde hazırlanan haritalarda ‘burun’ kelimesi yerine ilk kez ‘çıkıntı’ kullanılır.
 

Döneminde Shakespeare’in eserlerinin basım ve okunmasını yasakladı. Çünkü içeriklerinde dönemlerin hükümdarları alaşağı ediliyordu.

D&ouml;neminde Shakespeare&rsquo;in eserlerinin basım ve okunmasını yasakladı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; i&ccedil;eriklerinde d&ouml;nemlerin h&uuml;k&uuml;mdarları alaşağı ediliyordu.
Beyaz kıl takıntısı olduğu söylenir. Hem kendi hem de huzuna kabul ettiği kişilerin saç ve sakalını boyardı.
 

Abdülhamid’in 33 yıl süren saltanatının ardından 27 Nisan 1909'da tahttan indirildiğinde, 66 yaşındaydı. 

Abd&uuml;lhamid&rsquo;in 33 yıl s&uuml;ren saltanatının ardından 27 Nisan 1909&#39;da tahttan indirildiğinde, 66 yaşındaydı.&nbsp;
Selanik'e sürgüne gönderildi, burada bir Yahudi zenginine ait olan Alatini Köşkü'nde 3.5 yıl hapis hayatı yaşadı. 

1913’te  ailesiyle birlikte yeniden İstanbul'a geldi. İstanbul'daki hayatını da Beylerbeyi Sarayı'nda gözaltında yaşayarak geçirdi. 

I. Dünya Savaşı'nı buradan takip etti. 10 Şubat 1918’de, 76 yaşında vefat etti. Kabri, Çemberlitaş'taki II.Mahmud Türbesi içinde bulunuyor.    
 

Abdülhamid’in teçhiz, tekfin ve cenaze merasiminde hazır bulunanlardan Tarihçi Ahmet Refik Bey, eski sultanın son halini şöyle anlatıyor:

Abd&uuml;lhamid&rsquo;in te&ccedil;hiz, tekfin ve cenaze merasiminde hazır bulunanlardan Tarih&ccedil;i Ahmet Refik Bey, eski sultanın son halini ş&ouml;yle anlatıyor:
“Boyu ufak, saçı sakalı ağarmıştı. Burnu yüzüne oranla uzuncaydı. Gözleri kapanmış, çukura batmıştı. Saçları alnına doğru biraz dökülmüştü. Sakalı bembeyaz, uçlarına doğru sararmıştı. Yüzünde ihtiyarlık alameti, fazla buruşukluk yoktu. Boynu incelmiş, omuz kemikleri dışarı fırlamıştı. En zayıf yerleri göğsüydü. Göğüs ve kalça kemikleri görülüyordu. Bacakları beyaz ve ince, ayakları ufaktı. Vücudunda hiç kıl yoktu. Sadece meme uçlarında, kollarının alt kısımlarında, parmaklarının üzerinde siyah kıllar gördüm. Kolları iki tarafa düşmüş, ayaklarının parmakları açılmıştı. Vücudunun sağ tarafı bembeyazdı. Sol tarafında ve arkasında kırmızılıklar vardı. Beyaz bir vücut, yıkandıkça güzelleşen bir naaş… Naaşın karşısında ağalar vardı. Herkes sessizdi. Nihayet, naaşın yıkanması bitti. Sarı ipek havlularla kurulandı, tabut yere indirildi. İçine kefenler serildi. Naaşı hürmetle tabuta indirildi. Kefen bağlandı, tabut kapandı.” 
Bu makaleye ifade bırak