Abidin Dino kısaca hayatı ve eserleri

Abidin Dino çağdaş Türk resim sanatının önde gelen isimlerinden biriydi. Soyut resim ve karikatürün güzel örneklerini verdi. Değerli sanatçıyı 1993 Aralık tarihinde, 80 yaşındayken kaybettik. Uzun yıllar kendisini resime, karikatüre ve yazıya veren Abidin Dino, geride birçok eser bıraktı. Rusya, Almanya, Fransa, İtalya ve daha birçok ülkede, sayısız denebilecek kadar sergi açtı. Resimleri dünyanın çeşitli bölgelerindeki özel koleksiyonlara dağılan Abidin Dino'nun hala ABD, Fransa, Cezayir, İstanbul ve Ankara müzelerinde resimleri bulunuyor. 
 

Abidin Dino kısaca hayatı ve eserleri

Sanatsever bir çevrede büyüyen Abidin Dino, genç yaşta resim, edebiyat ve karikatürle ilgilenmeye başladı. Geleneksel sanatlara modern yorumlar getiren Abidin Dino, var olmayan biçim ve renkler peşindeydi. Çizgilerinde hiçbir akıma bağlı olmayan, kendine özgü bir yorumu vardı. Abisi şair Arif Dino'nun yenilikçi düşüncelerinden bir hayli etkilenmişti. Çalışmaları değişik dönemlerden geçti ve her dönemde kendisini etkileyen sosyal, siyasi ve sanatsal etkenler oldu. Gazeteci ve yazar Jale Erzen, 'Dino Sanat Öyküsü'nde şöyle der: "Bir Dino efsanesi vardır Türk sanatında. Bir çiçeği, bir deseni, doğunun gizemli geometrisini çizen bir resmi, hepimizi çarpmıştır. Hiç değilse bir kez..."

Aydınlar için bir 'sanatçı simgesi', edebiyatçılar için 'Anadolu'nun görsel ozanı', sanatçılar için ise 'toplumsal değerlerin sözcüsü' oldu Abidin Dino. 38 yaşında Türkiye'den ayrılıp yaşamının büyük bir kısmını Paris'te, çeşitli konular üzerinde resim yapıp yazılar yazarak geçirdi. Paris'te yarı gönüllü, yarı gönülsüz bir sürgündeydi aslında. Sık sık soruyordu kendisine, "Ne arıyorum buralarda?" diye. Aklında her zaman Türkiye vardı. Kitaplarının ve gazetelerde yayınlanan yazılarının neredeyse tamamı Türk insanı, Türk kültürü ve Türkiye üzerindeydi. 1993 yılında Paris'te, lalenin Türk kültürüne etkisini konu alan serginin düzenlenmesine büyük katkısı oldu. Kendisi yıllarca çiçekler üzerine çalışmış, laleye ayrı bir özen göstermişti. 

 

Neşeli, hareketli, enerji dolu bir Abidin Dino

 

 

Gazeteci Tayfur Altıok, onunla tanışmasını şöyle anlatır:

"Onunla tanışmam 1992 yılının aralık ayında oldu. Yağmurlu bir Paris akşamında, sergisi vardı. Kalabalıktı ama onu bulmam zor olmadı. Paltosu ve atkısıyla etkileyici bir görünümü vardı. Gözleri biraz yorgundu ama karşımda neşeli, hareketli, enerji dolu bir Abidin Dino vardı. Bir gün önce telefonda konuştuğumuz için beni bekliyordu. Bana 'bilimsel bir arkadaş' diyerek hemen bir ad takıp mütevazı ve samimi bir tavırla konuşmaya başladı. Sohbetimiz onun New York'taki arkadaşlarıyla başlayıp sergideki tabloları ve Paris'teki yaşamıyla devam etti. Onunla bir söyleşi yapmak istediğimi söylediğimde, biraz tereddüt etti. Mütevazı tavrıyla, kimsenin buna ilgi duymayacağını söyledi. Bir süre sonra 'neden olmasın?' diyerek beni evine davet ettiğinde çok sevindim. Onunla tanıştığım bu sergi, Paris'teki son sergisiydi ve çok ilgi toplamıştı. Hatta açıldığında bazı dergiler tarafından 'haftanın sergisi' ilan edilmişti. Sergide tipik Abidin Dino resim ve karikatürlerinin yanı sıra, değişik desen ve motifleri, boyanmış taştan eserleri vardı."

 

"Çocukluğumdan beri müthiş talihli bir insanım"

 

 

Bu röportajda Tayfur Altıok, "Resim dışındaki ilgi alanlarınızı özetler misiniz?" dediğinde şu cevabı vermişti:

"Biraz zor çünkü maalesef dağınık bir insanım. Her şeye dokunmuş olmanın iyi bir şey olduğunu sanmıyorum. Çocukluktan beri ilk yaptığım iş karikatür. Ama aynı zamanda röportaj. İlk çalışmalarım, 1930'larda, eskiden Babıali dediğimiz sokakta karikatür ve röportajdı. Sonra resim yönüm ortaya çıktı ama o günlerde sorsaydınız beni daha ziyade röportajcı olarak bilirlerdi. Hoş ve beklenmedik röportajlarım da oldu. Bir seferinde Atatürk'ü bile, oturduğu bir lokalde çizdim ve hatta biraz marifet göstererek imzasını bile aldım, resmin altına kondurdum. Gazetecilik de bir çözüm olabilirdi benim için. Sevdiğim bir meslek. Ama onun dışında yapmadığım şey pek kalmadı. Mesela sinema, seramik... Böyle dağınık işlere girişiyorum ve bu yüzden hiçbir işte başarılı olamıyorum. Çok fena bir şey dağınık olmak. İsim bırakmak önemli değil, eser bırakmak daha mühim. İsim bırakmak tehlikeli ve olumsuz bir şey. Abidin Dino ismi biraz efsaneleşmiş bir isim ama gerçekte söylendiği kadar önemli değil. Ben çocukluğumdan beri müthiş talihli bir insanım. 1930'lu yıllarda Babıali'de tanıdığım insanlardan biri Nazım Hikmet'ti. O yıllarda ilk resimli kitabını benden istedi. Yani onun ilk resimli kitabını ben çizdim. Müthiş bir şans! O zamanlarda herkesi tanıyordum. Peyami Safa'dan Necip Fazıl'a kadar herkesle senli benliydim. 1934'ten 1937'ye kadar Leningrad'da sinema çalışmaları yaptım. O sayede birçok dünyanın bildiği kişilerle tanıştım. 1938'de Paris'e Picasso ile tanıştım. Her gittiğim yerde tesadüf eseri çok önemli kişierle yakınlık kurabildim. Türkiye'ye döndükten sonra Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Sait Faik, Sabahattin Ali, aklınıza kim geliyorsa hepsiyle çok yakın arkadaşlığım oldu. Ama bütün bunlar yüzünden de fazla dağıldım. Edebiyatçılarla edebiyattan, heykeltıraşlarla heykelden, sinemacılarla sinemadan, ressamlarla da biraz resimden bahsetmiş bulundum. Tabii biraz da resim yapmış bulundum..."

 

Abidin-Güzin Dino evliliği

 

 

 

Abidin Dino, İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte gerginleşen sanatsal ortamda, sanatçı arkadaşlarıyla aktif politikaya girdi. Bir süre Adana'ya yerleşmek zorunda kaldı. Savaş yıllarındaki siyasi sıkıntılar onu Türk Sözü gazetesinde karikatüre ve yazılar yazmaya, Anadolu gerçeklerini yakından tanıyıp resimlemeye yöneltti. Bu arada Adana'ya aynı zorluklarla gelen Arif Dino ile sanat alışverişine devam etti. 1943 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Güzin Dikel ile evlendi. İkinci Dünya Savaşı'nın bunalımlı günlerinde Adana'da başlayan beraberlik, bir yaşam boyu sürdü. Güzin Dikel, Abidin Dino'ya manevi destek oldu ve zaman zaman yazılarına katkıda bulundu. 

Coğrafi sınır tanımayan unutulmaz arkadaşlıklar, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yıllarca devam etti. 1944 yılında Abidin Dino, Kurtuluş Savaşı zaferini canlandıran 'Toros Destanı' adlı bir senaryo yazdı. O yılların genç yazarı Yaşar Kemal'le tanışması, işte bu yıllara rastladı. Aralarında uzun sürecek bir dostluk başladı. 

 

"Picasso beni maaşlı olarak işe aldı"

 

 

1951'de ağırlaşan siyasi koşullar yüzünden önce Roma'ya, sonra Paris'e geçti. O günleri şöyle anlattı:

"Çocukluğumda da birkaç yıl kaldığım için Paris, benim için yabancı bir kent değildi. Fransızcayı bir Fransız kadar rahat konuştuğum için dil problemim de yoktu. Ayrıca Roma'da fazla rahat bir hayat yaşadığım için bıkmıştım. Orada kalsaydım, rahatlığın içinde kaybolup gidebilirdim. Zor bir hayatı seçtim ve Paris'e geldim. Böylece para problemleri ortaya çıktı. Fakat yine dostlar yardıma koştu. Picasso beni seramik yapmak üzere maaşlı olarak işe aldı. Bu iş bana çok hoş günler yaşattı. Her sabah Picasso ile aynı masada çalışmak... Haftada 2-3 kere Chagall da geliyordu üstelik. Şans eseri üçlü bir çalışma imkanı ortaya çıkmıştı. Orada yaptığım seramiklerle Paris'e döndüm. Tesadüfler yardımıyla o seramikler kapış kapış satıldı. Ardından ilk sergimi açtım. İlk sergim sırasında bir şair sergiye geldi ve beni bir köye davet etti. Orada da bir sergi açtım. Resimler bir Amerikalı tarafından toptan satın alındı. Zorluklar tabii ki vardı ama sözünü ettiğim tesadüfler hep yardımcı oldu. Tamımıyla parasız günlerimiz de oluyordu. Fakat bir sistemimiz vardı Güzin ile. Son 10 frankımız kalınca mutlaka bir Çin lokantısına gidip o parayı sonuna kadar yerdik. Ve ertesi gün muhakkak bir resim meraklısı gelip resim satın alırdı."

 

"Paris öyle bir şehir ki..." 

 


Nazım Hikmet ile...

 

Abidin Dino, Paris'in renkli ve politik yaşamına kendisini kabul ettirdi. 1968 öğrenci olaylarında da politika ve sanat sentezini başarıyla sürdürdü. Fransa'daki eğitimi yönlendirmede, Fransız öğrencileri ile aktif bir rol aldı. Çılgın haftalar yaşadı. Dönemin ünlü Fransız şairi, yazarı ve düşünürü Louis Aragon ile sık sık buluşurdu. Toplantılarda, sergilerde, politika ve sanat üzerine uzun tartışmalar yaparlardı. Başka önemli yazar ve sanatçılar da katılırdı onlara.

Abidin Dino, resim çalışmalarını şöyle özetliyor:

"1930'lu yıllarda parmak resimleri yapmaya başladım. Ardından Adana'da bulunduğum yıllarda çizdiğim Türk köylüsü çizimleri geldi... Türk köylüsünü o güne kadar cici bici çizmişti ressamlar. Çok iyi resimler vardı ama idealize edilmiş bir Türk köylüsüydü görünen. Ben o yıllarda Türk köylüsünü yakından izlediğim için gerçeğe daha yakın, ama kaba bir realizme düşmeden çizdiğimi düşünüyorum. O sıralarda Yaşar Kemal ile tanıştım. Ağıtlar, türküler toplayan genç bir çocuktu. Geleceğin yazarının ilk tomurcuklarını gördüm. Derken Paris'te önce parmak resimleri, ardından işkence resimleri segisi açtım. Bir hayli çetin ve hırçın bir sergiydi ama Paris öyle bir şehir ki, değişik ve şaşırtıcı şeyleri kabul edebiliyor. Dostlar bana böyle resimlerle işe başlamanın hata olduğunu, bu resimleri kimsenin beğenip almayacağını söyledi. Ama hepsi satıldı. Paris böyle bir kent, hiçbir şey belli olmuyor... Sonraki dönemlerde soyut dönemim başladı. Daha düşünsel biçimler ortaya çıktı. Deniz, gök ve soyut yapılar..."

 

Mutluluğun resmini yapan Abidin Dino...

 

 

 

 

Abidin Dino 60'lı yıllarda, Fransa'nın deniz kıyısında, Picasso'nun yıllarını verdiği küçük bir şehir olan Antibes'e taşındı. Yazları, surların üzerindeki geniş teraslı atölyede oturdu. Surların bitimindeki manzaranın parçası olan Antibes limanını çok sevip dizi dizi resimlerini yaptı. Limanın ötesinde yükselen dörtgen kalenin de ayrı bir yeri vardı. Kale, askeri bir kışla olarak kullanılıyordu. Güzin Dino'nun dediği gibi, dörtgen kale 7 yıl boyunca tam karşısında yazlarını geçen Abidin Dino'nun atölyesine ne yapıp edip yerleşti. Yıllarca Abidin Dino ile haşır neşir olduktan sonra, tuvallerini benimseyerek Picasso Müzesi'ne de kapağı attı. Antibes dönemi, Abidin Dino'nun 'figüratif dönemi' oldu. 

Yaşar Kemal, "Abidin Dino'nun çiçeklerinin en büyük özelliği, onların alçakgönüllü olmasıydı" der ve şöyle devam eder: "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin diye sormuştu ona bir şiirinde Nazım. Bir şeyler görmüş, bir şeyler sezinlemiş olacak bu büyük usta arkadaşında Nazım ki, 'Sen mutluluğun resmini yapabilir misin?' diye soruyordu. Abidin Dino mutluluğun çiçeğini de çizdi onun sözü üstüne ve altına şöyle yazdı: Sen mutluluğun çiçeğini çizebilir misin Abidin? Nazım sağ olsaydı bu en yakın arkadaşı mutluluğun çiçeğinin resmini yapmış diye dünyanın en mutlu insanı olurdu."

 

Abidin Dino'nun romanı: Pera Palas

 

 

Abidin Dino 1986 yılının mayıs ayında Galeri Nev'de sergilediği eserlerinden 79'unu 'Bu Dünya' adlı kitapta topladı. Bu dönemde yaptığı resimler doğadan imgelerdi. Pencereler ve açılar, yani geometrik cisimler ile doğanın elemanlarını birleştirdiği çalışmaları, Abidin Dino'nun uzun süre renkli olarak sürdürdüğü bir dönemdir.

Abidin Dino hayatı boyunca değişik konulara ilgi duydu: Edebiyat, spor, sinema gibi... Yaşar Kemal ile sanat ve kültür üzerine yaptıkları söyleşi, 1992'de kitap olarak yayınlandı. 1991'de 'Pera Palas' adlı kısa bir roman yazıp resimledi. Orient Ekspres treninin İstanbul'a gelmesiyle başlayan bu kitap, Abidin Dino'nun yazı ve çizgileriyle anlattığı bir polisiye roman. Agatha Christie ve dedektifi Hercule Poirot'un İstanbul'u ziyareti sırasında Pera Palas'ta işlenen bir cinayeti anlatan kitapta, Abidin Dino Türk kültürünün inceliklerini, Sultan Abdülhamid döneminin sıkıntılarını ve İstanbul'un tarihi zenginliklerini  ustalıkla dile getirir. 

 

Abidin Dino'nun kısa filmi: Gol

 

 

Abidin Dino, futbola ilgisinin sonucu olarak 1966 yılının Dünya Kupası'nı anlatan 'Gol' adlı bir film yaptı. 'Gol'ün öyküsünü kendisi şöyle anlatır: "Dünya Kupası'nın film haklarını Şilili bir genç adam satın aldı. Sinemayla ilişkimi bildiği için benden bir proje istedi. Dünya Federasyonu tarafından bu proje kabul edildi. Ardından büyük bir rejisör aradı. Büyük rejisörlerin hepsi meşgüldü, dolayısıyla iş bana kaldı. Çekmeden önce kadrajları hızlıca çiziyordum. Aşağı yukarı bütün durumları çizerek tasavvur ettim. Kameraların kondurulma açılarını da çizdim. Her operatörün elinde, her maçtan önce bir tomar desen vardı. Çok hızlı bir şekilde üç montaj ekibi birden çalıştırdım. Ekipler çok iyiydi, tam zamanında bitirdik. Çok iyi bir caz kompozitörü ve çok iyi metin yazarı bulduk. Velhasıl dört başı mamur bir iş oldu."

 

Abidin Dino'nun gençlere tavsiyesi: Sabırlı ol, acele etme... 

 

 

Gençlere tavsiyesi sorulduğunda ise şöyle cevap veriyor: "Tecrübeler hiçbir işe yaramaz. Her kuşağın sorunu, eskisinden farklı. Ancak bazı soyut sözler söylemek mümkün. Mesela sabırlı olmak, acele etmemek, başarıyı erken beklememek, inatçı olmak gibi nasihatlar verebilirim. Yoksa resim konusunda her kuşak yeni bir şey getiriyor. Yeni şeyler de yeni metotlarla çözülebilir. Müthiş hızlı gelişen bir dünyadayız. Eski reçetelerle bunları çözmeye çalışırsak yanılırız. Belki yeni kuşakların bize öğüt vermesi daha iyi olabilir."

Abidin Dino, 3 yıldır tedavi gördüğü troid kanserine yenik düşüp 7 Aralık 1993'te, Paris’te yaşamını yitirdi.


 

Bu makaleye ifade bırak