'Arzunun O Belirsiz Nesnesi' filminin psikanalitik çözümlemesi

Sürrealist sinema akımının ünlü ismi İspanyol yönetmen Luis Buñuel'in son eseri olan 1977 yapımı 'Arzunun O Belirsiz Nesnesi' filminin psikanalitik çözümlemesine gelin hep birlikte Molatik olalım...

'Arzunun O Belirsiz Nesnesi' filminin psikanalitik çözümlemesi

1977 yapımı 'Arzunun O Belirsiz Nesnesi' filmi İspanyol yönetmen Luis Buñuel'in en önemli filmleri arasında yer alıyor. Film kadın-erkek ilişkisi üzerinden ilerlemekte ve aslında aşk değil arzu kavramını anlatmaktadır. Filmde iki temel şey vardır: Arzu nesnesinin ulaşılmazlığı (Conchita'nın Mathieu’den kaçması) ve arzu nesnesinin vazgeçilemezliği (Mathieu’nün Conchita’nın peşinden koşması).

Filmin başlarında bomba patlar. Filmin esas karakteri olan yaşlı burjuva Mathieu, başka bir burjuvanın öldüğü saldırıya sitem eder: “Yetti artık, burada da mı suikast?”. Filmin ileriki kısmında yer alan cinsel arzu ile bu konunun bağlantısını Bunuel şöyle açıklamıştır: “Bir kadının bedenine sahip olmanın olanaksızlığı yanında, dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım hepimizin tanık olduğu saldırganlık ve güvensizlik dolu bir ortamı yansıtmaya çalıştım..."

 


'Objet petit a' nedir?

Buradaki arzu meselesini Lacan bağlamında analiz edecek olursak karşımıza çıkan kavram 'objet petit a'dır. Yani henüz sembolik düzene (dil dünyasına) dahil olmadan -özne olmadan- kısaca toplumsallaşmadan önce, anneyle birlikte oluşan bütünlük halinin bitimiyle yani anneden kopuşla kaybedilen şeydir. Sembolik düzene katılmakla o sonsuza dek kaybedilir ve tüm hayat onun yerini tamamlamakla, tatmin olmaya çalışmakla geçer fakat hiçbiri onun yerini tutamaz. Artık tatmin olunmaz ve hiçbir zaman tam anlamıyla doyuma ulaşılmaz. 'Objet petit a', sonsuza kadar ertelenir ve bu yüzden hep arzulanandır. Kısaca 'objet petit a', ulaşılmaz arzu nesnesidir. 

 


'Arzunun nesnesi yoktur'

Peki 'objet petit a' ile özneler arasındaki özdeşleşmeyi sağlayan hisler nelerdir? Sigmund Freud buna 'libido' diyerek cinsel sevgi bağı üzerinden açıklamıştır. Lacan ise buna 'jouissance' diyerek sadece cinsel isteği değil hayal kırıklığını da içinde barındırdığını belirtmiştir. Çünkü Lacan'a göre benlik kuruluşunda haz aramanın yanı sıra hayal kırıklıkları da söz konusudur ve dolayısıyla acı da...

Lacan’a göre arzu işte tam da bu belirsizlikten, olma olasılığını sergileyip bir türlü olamamasından güdüsünden alır. Aslında gizemli ya da değil, arzunun nesnesi yoktur. Arzu, belli bir şeye yönelen değil, eksiklik hissiyle uyarılan, öteki ile ilişkinin koşulladığı bir şeydir. Lacan bağlamında, anneden koparılmanın doldurulamaz eksikliği, onu doldurma arzusunun temsili olan 'fallus' kavramını ortaya çıkarır. Annenin arzusunun biricik nesnesi olmanın doyumu gün geçtikçe yerini sonsuz bir eksikliğe bırakır ve 'fallus' da arzu da buradan, bu eksiği doldurmaya dönük tekrarlayan çabalardan ibarettir Lacan’a göre. Arzuyu ayakta tutan da aslında bu çabanın kendisidir ya da başka bir deyişle o eksikliktir. Aslında bu sıradışı bir imkânsızlık halidir. Özne her zaman bir şeyi arzuladığını bilir ama hiçbir zaman bunun tam olarak ne olduğundan emin olamaz.

 


Arzu bir devinim halidir

'Fallus', kişinin kendisinde olduğunu sandığı aslında yokluğunu kamufle etmek için ötekinde gerçekleşmesine ihtiyaç duyduğu veya ötekinin fallik gösteren onayına ihtiyaç duyduğu ama aynı zamanda öteki bunu zorlaştırdığında paradoks bir biçimde kendi yokluğuna dönmek yerine belirginleştiği ve tüm bunlarla birlikte 'fallus'u onaylama yetkisinin kendisinde olduğunu belirgin kılanın da kendi fallik gösterenini bu belirlenimde kurduğu düşünülecek olursa, galibi olmayan bir mücadele alanından başka bir şey değildir. Buradan yola çıkarak filmde 'fallus'un Mathieu’da, onun var olma imkânının ise Conchita’da olduğu görüntüsünün ardına baktığımızda aslında ikisinde de bir türlü mevcut olamayan şeyi, ikisinin de fallik bir göstereni ortaya koyma çabasını görürüz. O yüzden her ne kadar öyle görünse de filmdeki arzu erkeğin arzusu değildir. Bu örnekte cinsel bir savaşım üzerinden kendini ortaya koyan, iki cinsiyeti de harekete geçiren şey belirsizdir. Dolayısıyla bu mücadele aslında 'arzunun o belirsiz nesnesi'dir. Çünkü arzu bir devinim halidir.

 

Bu makaleye ifade bırak