Doğum sonrası depresyonla nasıl mücadele edilir?

Son zamanlarda sosyal medyada sıklıkla yeni anne olan kadınların mutluluk pozlarını görüyoruz. Peki bu fotoğrafların ardında hiç mi sorun yok? Doğum sonrası depresyonu kimse geçirmiyor mu? Gelin 'postpartum depresyon'la yani doğum sonrası depresyonla nasıl mücadele edilir, Molatik olalım...

Doğum sonrası depresyonla nasıl mücadele edilir?

Son zamanlarda sosyal medyada sıklıkla yeni anne olan kadınların mutluluk pozlarını görüyoruz. Anne elinde bebeği yanında eşi üstünde beyaz bir gecelik ve oldukça güzel bir saç ve makyajla karşımızda duruyor. Fotoğrafın altında ise doğumun güzel geçen yanlarını, mutluluklarını ve yardımcı olanlara teşekkürlerini sundukları yazıyı sonlandırıyorlar. E peki her doğum anı böyle mi ya da bu fotoğrafların ardında hiç mi sorun yok? Daha da önemlisi hep duyduğumuz bu doğum sonrası depresyonu nasıl kimse geçirmiyor? Araştırmalara bakıldığında her 100 yeni anneden ortalama olarak 15 tanesinin doğum sonrası depresyon geçirdiğini görüyoruz. Ama kendi adıma ben sosyal medyada bunu paylaşanı görmedim. Bu konuyla ilgili uzman görüşleri alındığında ise sayının belirtilenden aslında daha fazla olduğunu öğreniyoruz. Peki neden doğum sonrası depresyon geçiren annelerin oranı daha düşük olarak kaydediliyor? Çünkü 'postpartum depresyon' nedir, belirtileri nelerdir aslında bilinmiyor daha da önemlisi ne olduğu bilinse de gözden kaçırılıyor.

 

 

Peki nedir bu doğum sonrası depresyon?

Öyleyse şimdi doğum sonrası depresyonun ne olduğundan bahsedelim. Diğer depresyon türlerinden farkı 'postpartum depresyon' belirtilerinin doğumdan sonraki 3 ay içerisinde görülmesidir. Bu dönemde yeni anne doğumun getirdiği fiziksel ve hormonal değişikliklerle birlikte annelik rolünü tümüyle üstlenir. Annelik rolü ve ona dair öğrendikleri, beklentileri birdenbire karşısında belirir. Çünkü bugüne kadar bebeğin kucağa alındığı gibi sevildiğini, o an kadar mutlu bir anın olmayacağını öğrenmiştir yeni anne. Aslında çoğu anne bebeklerini kucaklarına aldıkları ilk anda sevgiyi tam anlamıyla hissedemediklerini, o an ne olduğunu bile anlamadıklarını belirtmekte. Daha sonrasında ise hep duyduğu, okuduğu o tarifsiz an hissini yaşayamadığı için kendisini sorgulamaya başlamakta. Doğum annenin beklediğinden daha zor geçebilir, o gün için planını kurduğu hazırlıklar sekteye uğrayabilir, doğum sonrası ağrılar daha uzun sürebilir… Bu ihtimallerin yanında bebeğin zor sakinleşiyor olması, memeyi reddetmesi ya da emzirme sırasında annenin canının çok yanması gibi faktörler de annenin bebeğe alışması ve ona duyduğu sevgiyi hissetmesini zorlaştırabilir. Beklediği sevgiyi bebeğine karşı hissedemeyen, beklentilerinden ve anlatılanlardan farklı sonuçlarla karşılaşan anne hayal kırıklığına uğramakta ve buna bağlı olarak çok daha hassas bir sürece adım atmakta.

 

 

'Yetersizlik' korkusu

Araştırmalar sadece hormonal değişikliklerin doğum sonrası depresyon için yeterli olmadığını belirtmektedir. Bu durumda etkili olan diğer faktörleri ele almamız gerekiyor. Artık kadınlar da iş hayatında aktif rol alıyorlar. Mesleği kimlikliğinin bir parçası haline gelen kadın, doğumun ardından tüm vaktini ihtiyaçlarının karşılanmasını bekleyen bebeğine adar. Mesleğiyle mutlu olan, iş hayatını ve çalışma arkadaşlarını özleyen anne, hayatının bambaşka bir yöne evrildiğini hissederek yeni hayatıyla ilgili kaygılanabilmekte. Aynı zamanda yeni anneye yardım edebilecek bir aile yakını özellikle kendi annesi bulunmuyorsa bu durum mevcut kaygıları artırmakta. Kaldı ki yakınında yardım isteyebilecek biri olsa da anne kendisini yetersiz göstermekten ve yetersiz hissetmekten korkarak yaşadığı problemlerle tek başına mücadele etme çabasına girmekte.

 

 

Yeni roller

Doğumla birlikte bir bebeğin bakımını üstlenmek ve onunla yeni bir ilişki kurmak zorunda olan kadın eş rolüyle annelik rolünü bir bedende bütünleştirmeye çalışır. Bu aynı zamanda diğer eş için de geçerlidir. Bugüne kadar birbirlerine eş rolüyle yaklaşırken ve eş olmanın getirdiği sorumlulukları hayatlarına entegre ederek yaşarken artık yeni bir rolleri vardır. Üstelik henüz eş rolünü benimsemekte zorlanan bireyler için ebeveyn rolünü sahiplenmek ve rolün gerekliliklerini yerine getirmek oldukça zor olacaktır. Eklenen yeni rolle birlikte cinselliğe dair bakış açıları da değişime uğrayacaktır, önceden arzu nesnesi olan özellikle kadın bedeni artık bir bebeğin ihtiyaçlarının giderildiği nesne olacak. Eşlerin bu yeni duruma alışıp hem ilişkilerini hem de cinselliğin yeni halini benimsemeleri zaman alacaktır. Üstelik hamilelik ve doğumdan dolayı bedeni değişen anne kendisini daha az çekici hissetmektedir. Tüm bunların yanında bebeğin sürekli bakım gerektiren sürecinde kendisine bakması ise oldukça zor olacaktır.

 

 

En büyük görev kime düşüyor?

Yaşanan gelişmelerin içindeyken annenin dönüp kendini anlaması, duygularını ve düşüncelerini anlamlandırması, hayatında işlevselliğini yitiren alanları fark etmesi bile zordur. Bu durumda aslında en büyük görev annenin yakındakilere düşmekte. Yeni annenin gün içerisinde kendisine ayıracağı bir saati bile olması onlar için oldukça kıymetli, sizler bir saat için bebeğe bakmayı teklif ettiğinizde bu teklifi ilk günlerde kabul etmeseler de içtenlikle orada olduğunuzun mesajını vermeye çalışın, göreceksiniz ki yardım alma fikri zamanla onlara da sıcak gelecek. Aynı zamanda annenin doktoruyla iletişim halinde kalması postpartum depresyonunun daha başlangıçta tespit edilmesini sağlayacaktır, kendisi aksatma eğiliminde olsa bile doktoruna gitmesi için fırsat yaratmak da oldukça kıymetli. Annenin yanında sıklıkla olan bireylerin anneye başardığı şeyler hakkında olumlu geri bildirimler vermesi kendisine bakış açısını da değiştirecektir. Çünkü bu dönemde kendilerini daha çok eleştirmekte ve yargılamaktadırlar. Unutmamak gerekir ki birçok anne doğum sonrasında başlangıçta zorlanmakta, yaşanan değişimler karşısında ayak uydurmak ise bazen onlara imkansız gelmekte. Bu süreçte postpartum depresyon olsun ya da olmasın anneliğin başında olan bir insan için terapi sürecini başlatmak yaşadığı ve ya yaşayacağı problemler karşısında güçlenmesini sağlayacaktır.

 

 

Bu makaleye ifade bırak