Geri Dön
Mor ve Ötesi'nin 'Sirenler'i kimin için çalıyor?

Mor ve Ötesi'nin 'Sirenler'i kimin için çalıyor?

Mor ve Ötesi'nin yıllardır büyük bir merakla beklenen 'Sirenler'ine sonunda kavuştuk. Mor ve Ötesi, 'Sirenler'de 'Forsa'nın keskin kızıllığını 'Dünyaya Bedel'in kudretli maviliğiyle buluşturuyor, renkler bir anda 'öz'e, 'mor'a çalıyor. Peki Mor ve Ötesi'nin 'Sirenler'i tam olarak kimin için çalıyor?

Mayk Şişman
Mayk Şişman

Dijitalleşmenin artması beraberinde ne kadar da çoğul olduğumuzu hatırlattı ve hatırlatmaya da devam ediyor. Mor ve Ötesi 'Şehir'e taşındığında çantamızdaki walkman'lerle sınırlı olan dünyamız artık dünyanın başka bir ucunda çıkan yangında zarar gören bitkilerin durumunu anlık takip edebiliyor olmanın getirdiği berraklıkla genişledi, genişliyor, genişleyecek... Sesler aynı potada eritiliyor, duygular ortak, hisler yoğun, dikişler patladı patlayacak. Peki bizi kim kurtaracak? 'Sirenler' çalıyor artık. Dünya alarm veriyor. Belki de en temelinde bir 'dünya vatandaşı' olduğumuzu hatırlamak onca suskun yılın ve yılların acısını bal eylemeye yetecek. Çünkü artık konuşma zamanı. Anlatmanın tam vakti. 'Sirenler' adını verdikleri yeni albümleriyle suskunluğu bozan, meselesini tane tane kırmadan, dökmeden paylaşan Mor ve Ötesi tam zamanında, kararında anlatanlardan biri. Grup öyle bir albümle aramıza döndü ki bütün sesler bir, tüm renkler tek bir tona, 'öz'e vardı. Keskin kızıllık, kudretli mavilikle buluştu. Şimdi onların zamanı. Devir artık 'mor' ve ötesi...

Mor ve Ötesinin Sirenleri kimin için çalıyor

Küsmemiş, küsmemiş

Mor ve Ötesi'nin yeni albümü 'Sirenler', onca yıl beklediğimize değen, zamanlama olarak ne önce ne sonra tam zamanında yayınlanmış, sağlam bir rock albümü. Sözleri cımbızlamaya gerek yok. Sadece Booker ya da Nobel ödüllü yazarları takip eden kişilerin anlayabileceği bir albüm değil 'Sirenler'. Meselesini koca bir albüme tane tane özenle aktarabilmeyi başarmış, keskin, çarpıcı ve akılda kalıcı bir iş. Keskin kızıl 'Forsa' gibi Türkçe rock tarihine şimdiden geçen bir şarkıyla duyurusu yapılan, ardından 'Dünyaya Bedel'in kudretli maviliğiyle meraklandıran 'Sirenler' en nihayetinde 'öz'e iniyor ve 'mor'a karışıyor. İstiklal'de dolaştırıyor sizi. Bir 'Park'a götürüyor. 'Tünel'in ucu aydınlık. 'Ağrılar' bitmek üzere. Albüm uzun yıllar boyunca karanlıkta kalmış, sesi kısılmış bir insanın aydınlığa kavuşacağı anı anlatıyor adeta. Bir yanı kırık dökük, diğer taraftan çimenlerin üzerine uzanacak gücü çoktan elinde, eteğinde. Kırılmış ama küsmemiş. Yok, hiç küsmemiş, küsmemiş. Direkten dönmüş. En olmayacak zamanda kavuşmuş aydınlığa bu insan. 'Sirenler', en az 'Forsa' gücüne sahip 'Adamın Dibi' gibi yıllar geçse de unutulmayacak bir şarkıyla sert başladığı hikâyeyi sevgiyle, umutla bir 'Park'ta tamamlıyor. Bir sonraki yolculuk da albüm bittiğinde bu 'Park'ta başlıyor zaten. Doğum sancısının acısıyla başlayan bu hayatın huzur içinde verilmiş son nefesi gibi. Hayat gibi. Ölümü temsil eden durağanlıktan uzak, kanlı, canlı, somut bir hikâye bu. Elimizle tutup gözümüzle görebileceğimiz, iliklerimize kadar hissedeceğimiz, oldukça yakın ve tanıdık bir öykü.

Mor ve Ötesinin Sirenleri kimin için çalıyor

En koyu karanlık en kudretli aydınlığa gebe

'Canavar'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Albümün -tabiatı gereği- belki de tek eksik kalan, yarım bırakılan şarkısı bu şarkı. Ama bu yarımlık aslında şöyle biraz oturulup düşünüldüğünde oldukça manidar. Bir bölüm sonu 'Canavar'ını düşünün. Sevgisiz kalmış yıllarca. Bütün hiddetiyle dilinden küfürler, tehditler dökülüyor. Ne yapmalıyız? Bu kadar öfkeli olması aslında aydınlığa kavuşmamızın an meselesi olduğunun mu kanıtı? Bölümü, oyunu kaybettiğini anladığı için mi bu kadar öfkeli? Daha temele inersek, aydınlığa giden yolun karanlıktan geçtiğini kabul edersek karşılaştığımız bu karanlık, bu öfke, bu maskeli korku aslında umutlu olmak için en temel dayanağımız mı? Dünya, karanlıktan geçmeden aydınlığa varamıyor mu? Şu anda 'Sirenler'i çalan Mor ve Ötesi. Albümü satır satır takip ettiğinizde zaten bizim kim olduğumuzun önem teşkil etmediği ortada. Birbirimizi tanımıyoruz. Ama güveniyoruz. Ece Temelkuran'ın 'Hepberaber' çağrısındaki gibi gülümsüyoruz. Biraz acıyla, biraz umutla. Kanayan yerlerimiz ortak. İstediğimiz tek şey bir ağaca dönüşmek. Büyümek. Korkmadan sevmek. İncinmeden sevilmek. Yalnızca tüketmek değil çoğalmak, 'hepberaber' sevgiyle çoğalmak. Yakın mıyız böyle bir dünyaya, böyle huzurlu bir hayata? Mor ve Ötesi'nin 'Sirenler'i sadece grubun en olgun albümü değil aynı zamanda Türkçe rock'ın da en cesur, en keskin, en umutlu işlerinden biri. Bence artık herkes evine dönmeli, bir odaya kapanıp 'Sirenler'i çalmalı. En koyu karanlık en kudretli aydınlığa gebe çünkü. Dinleyecek şarkımız, söyleyecek sözümüz çok. Genciz. 70'inde olsak bile bu virüs dolu koyu günler, bu maskeli dünya ardımızda kaldığında, dünya vatandaşı olmayı başardığımız o sevinçli günde "Fakat iyi direndik, coşkuyla, müzikle, edebiyatla, filmlerle..." diyeceğiz birbirimize. Sınırlar kalkacak, aynı gök altındaki bulutlar dağılacak. Bakın şimdi gökyüzüne. Eğer yeterince umutluysanız seçebilirsiniz siz de rengi. Biraz kızıl biraz mavi, ama en çok da umutlu bir mor ve ötesi...

 

twitter.com/mayksisman
instagram.com/mayksisman
youtube.com/mayksisman
can.sisman@milliyet.com.tr

Benzer İçerikler