Geri Dön
Aşk, Mark ve Ölüm: Her son bir başlangıçtır!

Aşk, Mark ve Ölüm: Her son bir başlangıçtır!

Yönetmen Cem Kaya'nın bu yıl Berlinale'de 'Panorama' seçkisinde yer alan 'Aşk, Mark ve Ölüm' (Love, Deutschmarks And Death) belgeseli, müziği odak noktasına seçerek multikültürel yaşamda ciddi bir sınav veren gurbetçi ailelerin yaşadıklarına ve dönüşümüne odaklanıyor. Yönetmen Cem Kaya, adeta 'deli işi' bir arşivcilik çalışması ve muazzam bir akıcılıkla belgeseli neredeyse kusursuz bir hale getiriyor...

Mayk Şişman
Mayk Şişman

Bu yıl Berlin Film Festivali'nde 'Panorama' seçkisinde yer alan 'Aşk, Mark ve Ölüm' (Love, Deutschmarks And Death) belgeseli, Ayvalık Film Festivali'ndeki gösteriminden sonra geçtiğimiz haftalarda vizyonda seyirciyle buluştu. Yönetmen Cem Kaya'nın yeni belgeseli Berlinale'de aldığı övgülerden sonra büyük bir merak konusu olmuş, Ayvalık'ta filmi izleyen sinema yazarları tarafından övgülerle karşılanmıştı. 1961'de çıkan yasayla Türkiye'den Almanya'ya göç eden işçilerin yaşadıklarına odaklanan 'Aşk, Mark ve Ölüm' merkeze müziği ve popüler kültürü alsa da yalnızca bir 'müzik belgeseli' olarak adlandırılamayacak kadar geniş bir perspektife sahip. Belgesel, 'Aşk', 'Mark' ve 'Ölüm' gibi üç başlığa ayrılan filmde büyük bir heves ve umutla Almanya'ya göç eden işçilerin heyecanı, 80'ler öncesindeki kalabalık düğünler ve artık tedavülden kalan Alman markının sembolik anlamı ve finalde de Almanya-Türkiye arasındaki entegrasyonda gelinen son aşamaya değiniyor.

Haberin Devamı

Aşk, Mark ve Ölüm: Her son bir başlangıçtır

Aradaki 'Muhabbet' o şarkıyla güçlü bir şekilde artıyor

'Aşk, Mark ve Ölüm' yalnızca akrabalarından biri Almanya'ya gitmiş aileleri değil, çağımızın en önemli başlıklarından 'göçmenlik' meselesini de kıymetli bir şekilde derleyip toplamayı başarıyor. Herkesin tüylerini diken diken eden 1993 tarihli Solingen Faciası'ndan gurbetçilerin müziğe olan tutkusuna kadar çok sayıda küçük detaya yer veren belgeselde daha önce 'gurbetçi' meselesinde bilmediğiniz birçok bilgiye erişmek mümkün. Örneğin Cem Karaca'nın Almanca şarkılar yazdığını, Almanya'da konserler verdiğini, Almanya'daki gurbetçilerin karşılaştığı zorluklara kayıtsız kalmadığını biliyor muydunuz? Ya da 60'lı yıllarda Türkiye haricinde Yunanistan, Yugoslavya, İtalya ve İspanya gibi ülkelerden de Almanya'ya göç yaşandığını? Veyahut Alman televizyonlarında Almanya'nın geleceği için 'uyumlu göçmen' profili çizildiğini ve Batı Almanya toplumuna bu meseleyi medya aracılığıyla aktarılmaya çalışıldığına? Derdiyoklar'dan Yüksel Özkasap'a pek çok önemli isim karşımıza çıkıyor belgeselde. 80'ler öncesi ve sonrasında yalnızca Türkiye'den göçenlerle ve ağırlıkla arabeskle sınırlı kalan kapalı halin giderek daha dışa dönük ve öfkeli bir tutuma evrildiğine şahitlik ediyoruz. 80'ler sonunda Batı-Doğu Almanya birleşmesi sonrasında başta Türkler olmak üzere tüm göçmenlere karşı tutum sergileyen aşırı sağın güçlenmesi, beraberinde 'Kanake' ya da 'Ausländer' denilen ve Türkleri de kapsayan sınıfla çarpışmalarına neden oluyor. 'Gurbetçi' kesimin zorlu fabrika koşullarında arabesk ve eğlence ile geçen deşarj yöntemi giderek daha özgürlükçü, tutkulu, isyankâr ve öfkeli bir rap müziğe geçiş yapıyor. Almanlar ise 90'larda Cartel başta olmak üzere öfkeli Türklerin ruh halini ancak ve ancak rap, Muhabbet gibi yıldızlarla 'arenbesk'e evrildiğinde daha net algılayabiliyor. Arabesk ve rap, 'arenbesk'te birleştiğinde yani bir nevi entegrasyon sağlandığında Türkiye kökenli bir aileden çıkan yıldız belki de ilk defa Almanya'daki tüm müzik marketlerde kendine yer buluyor, ciddi single listesi başarıları gösteriyor. 2000'li yıllarda patlayan Muhabbet'in 'Sie Liegt In Meinen Armen' şarkısı Türkiye-Almanya arasındaki 'empati köprüsü' için aslında oldukça hayati bir noktada yer alıyor. Bu şekilde Almanlar ile aradaki 'Muhabbet' belki de ilk defa bu kadar güçlü bir şekilde artıyor. Oldukça gecikmeli yaşanan entegrasyon süreci aslında bu şarkının sükse yapmasıyla birlikte çok daha sağlıklı bir şekilde devam etmiş oluyor.

Haberin Devamı

Aşk, Mark ve Ölüm: Her son bir başlangıçtır

Haberin Devamı

Her ölüm beraberinde 'hayat'ı çağırıyor

'Aşk, Mark ve Ölüm', Almanya-Türkiye köprüsünü müzik üzerinden anlatırken ne tekrara düşüyor ne de izleyicinin ilgisini kaybediyor. Yönetmen Cem Kaya muazzam bir tempo yakalamış. Belgeselin kurgusu öylesine ustalıklı ki filmin ne zaman başladığını, ne zaman bittiğini anlamanız oldukça zor. 'Aşk, Mark ve Ölüm'ün en büyük başarısı ise yönetmen Cem Kaya'nın olağanüstü çalışkanlığı ve müthiş bir arşiv taraması yapması. Öyle başarılı bir arşivcilik taraması yapılmış ki film gerçek bir başyapıta dönüşmüş. Üstelik hiçbir detay filmi boğmuyor, tüm detaylar belgeseli zenginleştiriyor. Hatta muazzam arşivcilik izleyene bir noktadan sonra 'deli işi' bile dedirtiyor. Cem Kaya'nın görüştüğü kişilerle kurduğu iletişim de dikkat çeken detaylardan biri. Geçmişi anlatan yıldızlar öylesine doğal ki izlediğimiz şeyin bir belgesel olduğunu unutabiliyoruz bazı kısımlarda. Sanki gerçekten yönetmen ve "Avrupa'nın Diva'sı" Cavidan Ünal ya da "Avrupa'nın Sanat Güneşi" Hatay Engin'in yanı başındayız, çayımızı ya da kahvemizi onlarla birlikte içiyoruz. Doğallık en üst seviyede. Kurgu, tempo, arşivcilik en üst seviyede. 'Aşk, Mark ve Ölüm', şu anda dünyanın en önemli konu başlıklarından biri olan 'göçmenlik' meselesine yaklaşık yarım asır öncesi başlayan bir tecrübeyi doğru bir dil ile aktarıyor. Tam da bu yüzden kıymetli. Irkçılık ya da zenofobi dünya var olduğu sürece maalesef hep olacak. Ancak bunlarla mücadelede doğru bir dili bulmak tamamen bizlerin elinde. Bunun yolu da özetlemek, aktarmak, anlamak ve anlatmak. Bu belgeselde yer alan bazı isimler şu anda hayatını kaybetmiş durumda. Modern folk'a getirdiği yenilikle ünllenen 'Derdiyoklar' grubu üyesi Ali Ekber Aydoğan Mayıs 2021'de, Hatay Engin ise Ağustos 2020'de hayatını kaybetti. Multikültürel yaşam sınavında önemli köprüler kuran ve bazıları hâlâ hayatta olan, bazıları ise ölümsüz olan her ruh hatırlanmayı hak ediyor. 'Aşk, Mark ve Ölüm' her ne kadar tematik olarak 'ölüm'le bitse de bu 'ölüm' aslında yeni bir 'hayat'ın başlangıcı. Ölen yalnızca arabesk'ten rap'e ve en nihayetinde 'arenbesk'e evrilerek çok gecikmeli bir şekilde yeni yeni tümevarabilen ilk aşama. Her son bir başlangıçsa, ki öyle, her ölüm de beraberinde 'hayat'ı çağırıyor, tabiat kuralı bu. Her şey muazzam bir ahenkte ve dengede. Kusursuza çok yakın bir iş olan 'Aşk, Mark ve Ölüm' sağlam bir belgesel olmasının haricinde tam da bu yüzden umut verici.

Haberin Devamı

 

twitter.com/mayksisman
instagram.com/mayksisman
youtube.com/mayksisman
can.sisman@milliyet.com.tr

Benzer İçerikler