Sanatsal üretim olmadan hayat olmaz

Sanatsal üretim olmadan hayat olmaz. Ve elbette sanatın dalları arasında zarif geçişler vardır. Bir galeride konser mesela... Bir seramik atölyesinde şiir dinletisi, bir kitapçıda resim sergisi, tiyatro sahnesinde heykeller, müzede tiyatro oyunları… Sanat dallarının birbirine destek vermesi önemli ve gereklidir...

Sanatsal üretim olmadan hayat olmaz

Birkaç gündür içimde şu cümle dönüyor: “Sanatın dalları arasında zarif geçişler vardır”. Kendiliğinden geldi kondu zihnime. Bu yıl salgın koşulları ile ayyuka çıksa da aslında sanat her devirde değer görmekte zorlanmış. Sekteye uğratılmış, kesintiye uğramış, sansürlenmiş, yasaklanmış. Soyut olana değer biçilmesi zor olduğundan bazen değerinin çok altında görülmüş bazen ticari başarı ile değeri abartılmış.

 

 

Sanatta başarı nedir?

Resimde, müzikte, edebiyatta... "Sanatsal başarı mı yoksa ticari başarı mı değeri belirler?" diye sorarım zaman zaman.  Sanatsal başarı nedir? Estetik değerlere uygunluk mu, belirlenmiş normlara sadık olmak mı, çok satmak mı, yoksa çığır açmak mı? Nedir sanatta başarı? Durmadan üreten ve bunu sanatseverle buluşturma konusunda azimli biri mi iyi sanatçıdır? 

 

 

"Önce altın bileziğin olsun..."

Üretiminde, hesapsız kitapsız sadece dehasını ortaya koyan, kurallara sığmayan, döneminde değeri anlaşılamamış sanatçılar mı daha değerlidir? Üretmeyen yetenekli biri sanatçı mıdır? Peki sanat para eder mi? Sanat eseri ona biçilen fiyat kadar mı değerlidir? Sanatçı çok para kazanabilir mi? Yoksa sanatçı fakir ölen midir? Hayatını sanatsal üretime adayıp parasını da bununla kazanmak isteyenlerin tuzu kuru mu olmalıdır? Aileden zenginler mi sanata yönelebilir? Parasız kalmayı umursamayanlar mı? İnsanın zarafetine, esnek zihnine, estetik algısına bunca katkı sağlayan sanat niçin önerilmez hayat biçimi olarak? “Önce altın bileziğin olsun, sanatın da hobin olur” diyen yüzlerce ebeveyn acaba çocuklarının yeteneğini hor gördüklerinden mi yoksa onların hırpalanmasından korktuklarından mı böyle derler?

Kafamda deli sorular. Her birinin akademik, tarihsel, sanatsal cevapları elbet var. Benimki daha öznel bir yaklaşım. Biraz iç konuşması yani. Uzunca bir süredir özgür ve güvenli hissedemediğimizden… Sanatçılar, tarih boyunca üretimlerinde özgür ve güvenli hissetsinler diye kurumlar, sistemler tarafından korunmuş, desteklenmiştir. Kiliseler, devletler, soylu aileler, iş insanları kısacası dönemin iktidarları ve sermaye sahipleri sanatın destekçileridir. Bu yüzden sanatçı, siyasetçi ve sanayici üçlü sacayağıdır.

 

 

Sanat dalları arasındaki zarif geçişler

Tabii ki bu durum çokça istismar edilmiş. Bu güç birlikleri fırsatlar ve ayrıcalıklar sunmuş, taraftarlığa dönmüş ve adaletten uzaklaşmıştır. Siyasetin 'gülen yüz'ü sanatçılar, ihale ve şöhret peşinde iş insanları, iktidar kaybetmek istemeyen siyasetçiler… Sanatın desteklenmesindeki en önemli neden kalıcılığıdır. İsimleri, mekanları, olayları sonraki nesillere aktaran şeydir sanat. Yüzyıllar öncesinden bir roman, binlerce yıldan uzanan resimler, hatlar, besteler, sözler, şiirler… Üretildiği dönemi de taşır bize. Bir nevi ölümsüzleştirir. İnsan evladı en çok bunu ister, çünkü ölümsüzlüğü. İçten içe bu kibirle yaşar. Maddi olarak güçlendikçe ölümsüzlüğe yatırım yapmak ister. Sanat da bunun için biçilmiş kaftandır.

Kriz dönemlerinde en önce zarar gören de sanat olur. Tam da burada loncalar (bugünün meslek birlikleri) girer devreye ya da girmelidir. İhtiyaçları ve talepleri kanun koyuculara aktarırlar ve çözüm ararlar. Onlar beceremezse sanatsever el uzatır ama yetmeyebilir. Bu durumda en güzeli sanat dallarının birbirine destek vermesidir. Bir galeride konser mesela... Bir seramik atölyesinde şiir dinletisi, bir kitapçıda resim sergisi, tiyatro sahnesinde heykeller, müzede tiyatro oyunları…

Sanatsal üretim olmadan hayat olmaz. Ve elbette sanatın dalları arasında zarif geçişler vardır.

 

Bu makaleye ifade bırak