Kadın müdür olunca kocasını boşar mı?

Sizce boşar mı? Ben bu soruya Molatik olup, fikrimi aşağıda söyledim. Bakalım siz ne düşüneceksiniz?

Kadın müdür olunca kocasını boşar mı?

Geçenlerde bir arkadaş sohbetinde laflıyorduk. Ortak bir kadın arkadaşımızdan konu açıldı. Kısa bir süre önce terfi almış, bir bankanın şube müdürü olmuştu. Terfisinden birkaç yıl sonra da 20 yıllık evliliğini bitirmişti. Gruptaki üst düzey yönetici erkek arkadaş, “Bak ben size söylüyorum. Jale müdür olmasaydı hala evliydi biliyor musunuz?” dedi. Dınının! Bir sessizlik… Önyargılı söyleminin tepki çektiğini fark edince “İnanmıyorsunuz ama öyle!” dedi. Enteresan olan bunu söyleyen hatırı sayılır bir mevkiye gelmiş, tecrübeli bir yönetici olmuş, okumuş, etmiş, nerdeyse kurumsal hayatın kitabını yazmış, modern, eşitlikçi görünen biri... Böyle düşünebileceğine ihtimal vermezken, taraflı bir önyargıyla bu lafı edebiliyor. Demek ki alt kodlar farklı çalışıyor. 

Neyse sohbet bitti eve döndük. Ben hala arkadaşımızın söylediği bu cümleyi ve arkasındaki mesajı düşünürken en iyisi yazayım dedim. Bari yazarken düşüneyim.:)

 

 

Adamlar, kadınlardan tırsıyor!

Şimdi benim anlamadığım toplumda iyi eğitim almış, profesyonel bir yönetici, aynı zamanda kız evlat babası olan bir adam neden bu lafı söyler? Benim çıkardığım sonuç, tabii bu sadece benim fikrim; adamların kadınlardan tırstığı... Kendine güvenen, iyi mevkilere gelmiş, başarılı olmuş olan erkekler bile tırsıyor. Bence bilgi kodlarında kadınların yeterliliklerini biliyorlar! Bilgileri ete kemiğe bürünmemiş olsa da, hücresel bilgi olduğu için bunu içsel olarak hissedebiliyorlar. O nedenle geçmiş zamanların birinde bir hikaye uyduruluyor, “Kadının yeri evidir” diye. Pekiştirmek amaçlı da “Saçı uzun aklı kısa”, "Kadınlar iş hayatında dayanıksız”, “Kadınlar erkeğin bir adım gerisinde durmalı”, “Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır”, “Kadın yönetici mi yok canım bezdirir valla” gibi laflar üretiliyor. Hem erkekler, hem kadınlar buna inanıyor, inandırılıyor. 

 

Erkeklerin büyük kısmı iş hayatını kendi alanları olarak görürken, kadınlar iş yaşamının zor olduğunu düşünüp geride kalmayı tercih ediyor. Bir kısmı da anne olduktan sonra mecburen çalışma hayatını sonlandırıyor. Aslında her biri taşın suyunu çıkarabilecek güçte ama farkında değiller. Mesela annelik bana göre dünyanın en zor işlerinden biriyken, bakıyorum aylarca çocuğunu karnında taşıyor, doğum sancısına dayanabiliyor, çocuğu uyumuyor diye günlerce uykusuz kalabiliyor, hem çocuğunu, hem kocasını, hem evini, hem büyük ailesini, hem iş yaşamını, hem davetleri, hem aile efradının kılık kıyafet alışverişini, hem tatilleri, hem okul organizasyonlarını, hem ödevleri, hem veli toplantılarını, hem doktor randevularını, hem çocukların arkadaşlarının doğum günü hediyelerini, aklıma gelmeyen bir dolu şeyi, aynı anda düşünüp organize edebiliyor. Aynı anda birden fazla şeyi düşünebilmek, iş yaşamında tercih edilebilen bir özellikken; bakıyorum o alanı bile erkekler alıyor, bu özelliğiyle başarı potansiyeli taşıyabilecek bir kadın, çoğu zaman fark edilmiyor bile.

 

 

Kadın ne zaman ki yıllar içinde kendisini ve yapabileceklerini fark ediyor, bunun verdiği güvenle başardığını görüyor, doğal olarak güçleniyor. Bu güçle sorunlu giden bir evliliği bitirme kararını da rahatlıkla alabiliyor. Ama toplumda genelde alışık olunan şey; kadının kah ekonomik sebeplerle, kah 'dul kalırım, başkaları ne der, yalnız ne yaparım' korkusuyla, sorunlu evliliğini devam ettirme eğiliminde olması... Bunun aksi olunca da kestirmeden “Müdür oldu, adamı beğenmedi” oluyor. Bence bu gerçekten sığ bir bakış açısı. Kadınlar zaten güçlerini erken yaşta fark etseler belki çoğunluğu bugün evli oldukları adamlarla evlenmeyecekler. Bu şekilde bir söylem, “Kadınlar iş yaşamında mevki sahibi olunca kocaları boşuyor, iyisi mi adamlar terfi etsin” gibi tuhaf bir düşünceye de farkında olmadan sebep olabiliyor. Sonra iş yine dönüp dolaşıp ‘Kadının yeri evidir’ fikrine geliyor. Hal böyle olunca ne kadar eğitimli olursan ol, böyle önyargılı fikirler farkında olarak veya olmayarak gelip seni bulabiliyor. 

Bence bu konu üzerinde biraz düşünmeye, zihnimize yoklamaya değer. Farkında olarak veya olmayarak, bakalım hangi düşünce kalıplarına inanmışız? Buna kendim de dahil.:)     

 

Bu makaleye ifade bırak