Sezen Aksu ile Onno Tunç ayrılmasaydı...

Türk müziğinin görüp geçirdiği, bizim de dinleyici olarak ziyadesiyle nasiplendiğimiz en şahane ortaklıklardan biriydi onlarınki. Yıllar içinde, onlarca şarkıya birlikte imza atıp Türkçe Pop'un milatlarından biri sayılan Gülümse albümünü yaptıktan sonra birlikteliklerini sonlandırdılar. Peki ya bitmeseydi? Varsayalım ki paralel evrenlerin birinde devam ettiler. Ne olurdu?

Sezen Aksu ile Onno Tunç ayrılmasaydı...

Selam 90’lar!

Eskiden hayatın daha yavaş akmasından mütevellit, 10 yıldan daha uzun sürmüş olması muhtemel 80’ler bitmiş, 1990 ile yeni on yılın alıştırma turlarını tamamlamışız. 1991’deyiz. Şalvar pantolonlar, kilim desenli gömlekler, içine iki kişi de sığabileceğimiz tişörtler… Kıvırcık saç her nedense çok moda, kafalar permanın bir altı ile bioformlu. Hazır kahve, ulusal içecek olan çaydan sonra ikinci sıraya yerleşmiş, demlenmiş kahveye ise henüz geçilmemiş. Birkaç aya SSCB dağılacak; şaşıran olacak, konjonktürü okumakla övünen liberaller "Ben demiştim" bilmişliğine sarılacak.

Ekranlarda fiks menü TV şovu Bir Başka Gece. Devlet ekranında belli bir ağırlığı temsil eden Çetin Çeki’nin yanında, hayatın her alanında gençleşmeyi bir yükselen değer olarak öne çıkaracak olan 90’ların bu ruhu gereği hostesleri var. Hatta bir tanesi yetebilecekken, tüketim alışkanlıklarının da değişmek üzere olduğu günlerde, mutlaka daha fazlasını istiyor zamanın ruhu.  O yüzden bir tane değil, çoklar.

Gülümse!

 

 

Yaz. Türkçe Pop’un gireceği yeni formun ilk konsept örneği olan 'Gülümse' albümü çıkmış ve numunelerle gelmiş. Önceki albümlere göre yaş almış olsa da görünüm ve tavır bakımından Sezen Aksu daha genç bir enerjiyle ışıl ışıl parlarken, içerik açısından şarkıların anlattığı hikâyeler değişmiş, şarkı sözlerindeki iletişim dili gençleşmiş. Onno Tunç yeniyi sezmiş, cesaretle uygulamış. Üstünden henüz 5 yıl gibi kısa bir zaman geçmesine rağmen, kendini de yeniden yorumlamış, yeni bakışla tekrar aranje ettiği “Değer mi” üzerinden eski pop-yeni pop farkını bize anlatıyor. Türkiye’nin “Hadi Bakalım” ile çınladığı  zamanlar… Yer gök “Hadi Bakalım”. 80’lerdeki belirsizlik netleşmiş, “Zirvedeki koltukta kim oturuyor?” sorusunun yanıtı da doğal yollarla verilmiş. Artık bir kafa karışıklığı yok. En pop starımız, Sezen Aksu!

Ayrılık!

Popa dair bu yeni söylem hızla ana akımın belirleyicisi olurken, pat diye bir ayrılık haberi geliyor, Sezen Aksu ve Onno Tunç işbirliğinin bittiği öğreniliyordu. Taraflar röportajlar yoluyla birbirine yer yer can acıtan mesajlar da gönderiyor; anne sütünden sonra temel gıda olarak müzik yemeye başlamış biz pop çocuklar, olan biteni merak ediyor, yansıtılan kadarını ilgiyle takip ediyorduk.

 

 

Sonra bir haber geldi. Nilüfer yeni albümünü Onno Tunç’la yapacaktı. En yakın iki rakipten biri, kısa zaman önce diğeri tarafından sollanan, bu kez atağa geçiyordu. 1984’ten bu yana yaptıkları her yeni çalışma ile pop müziğe her seferinde “yeni” şarkılar katan, en son albümle de pop müziği yeniden kuran ekip dağılıyor; zirvenin yolunu açan büyük şarkıların yaratıcıları Onno Tunç ve Aysel Gürel, diğer esas kızın tarafına geçiyordu. Hikâyenin buraya kadarki kısmını yaşadık,  gördük.  Peki, ya böyle olmasaydı? Ayrılmasalardı…

Ayrılmasalar, Gülümse’yle “Türkçe sözlü popüler batı müziği” çerçevesinde o güne kadar yapılmış en sert ve yenilikçi müzikal tavrı birinci elden örneklemiş ve “Yeni pop bu” demiş olan Sezen Aksu, ondan önceki on senede kazıya kazıya inşa ettiği “aşk şarkıları şarkıcılığı” makamından feragat etmeye, yaptığı işe dair popülist yaklaşımını terk etmeye soyunduğu, sonraki yıllarda başka örnekleri de gelecek olan bilgelik söyleminin ilk örneği olan “Deli Kızın Türküsü” albümünü yapar mıydı? Ya da ne zaman yapardı?

Böyle bir albüm eninde sonunda yapılacaktıysa, araya ne girecek, Sezen Aksu o vakte kadar hangi yeni şarkıları söyleyecekti?

 

 

Biz, Deli Kızın Türküsü’nün yayınlanacağı 1993’ün sonbaharına doğru yol alırken, Gülümse hazırlandığı sırada Tenna ve Küçüğüm’ün(?) hazır olduğu fakat albüme dâhil edilmediğini öğrenmiştik.

Sezen Aksu – Onno Tunç’un müzikal birlikteliğinde; öz ve biçim olarak geleneksel müziğe yaslanan Kavaklar, Belalım (Müzik: Zülfü Livaneli), Vazgeçtim (Müzik: Ara Dinkjian) gibi şarkılar üretilmiş, folklorik-makamsal temelli başka bir damarın daha yolu açılmıştı aslında. Deli Kızın Türküsü albümü, “Sude, Masum Değiliz, Dua, Gözlerine Göz Değmiş” ile biraz da bu yolu seçmişti. Dert Faslı ise, fasıl heyetli aranjmanıyla özellikle de 90’ların ikinci yarısından itibaren çok popüler olacak darbukalı Türkçe Pop’un ilk ürünü olmak üzere yeni bir yol gösteriyordu. Sonraki yıllarda en çok ilham alınan şarkılardan biri oldu, iyi kötü pek çok kopyası üretildi.

Geriye döndüğümüzde ayrılığın hemen ardından Onno Tunç, şarkılardaki ortağı Aysel Gürel’i de alıp Nilüfer’in kariyerindeki tepe noktalarından biri olan Şov Yapma’yı yapmayı seçmişti. 1992’de, önce Gülümse formülünün izinden giden Nilüfer albümü Yine Yeni Yeniden’i, hemen ardından Zerrin Özer’in “Olay Olay” prodüksiyonunu gerçekleştirmişti. Zuhal Olcay’ın albümü “Oyuncu”, 1993 ilkbaharında yine bir Onno Tunç prodüksiyonu olarak “İyisin” hitiyle geliyordu. Sonraki süreçte Ayşegül Aldinç’in “Alev Alev” albümü çıkacak, Onno Tunç ana akım şarkılarla Yeşil Salkım’ın albümünde yer alacak, Asya’nın ilk albümünün müzik direktörü olarak “Vurulmuşum Sana” ile, 1991’de temellendirdiği yeni popta hit üretmeye devam edecekti. Bu seri üretim, 1994 sonbaharında çıkacak olan yeni Nilüfer albümü “Ne Masal Ne Rüya” ile sürecekti.

 

 

Bu arada, Sezen Aksu’nun, şarkıcı olarak kendini popüler kulvarın dışında konumlandırmaya çalıştığı, ancak pop şarkılar yazmayı sürdürüp bunları yeni ya da başka şarkıcılara söylettiği süreçte, diğer yakadaki Onno Tunç’un da zaman zaman Flamenko’ya yaslanmış şarkılar ürettiğini, iki tarafın ayrı ayrı da olsa böyle bir yoldan yürüdüğünü de atlamamak lazım. (Nilüfer - Yeniden Sev, Ne Masal Ne Rüya; Sertab Erener - Aldırma, Sevdam Ağlıyor; Levent Yüksel - Onursuz Olmasın Aşk, Ayşegül Aldinç - Alev Alev)

Peki, Sezen Aksu ile Onno Tunç’un 1991’deki keskin arayı vermeden devam ettikleri paralel evrendeki ihtimaller neler? Zaman sırasıyla…

1. Gülümse’yle geçen 1991 yazının ardından, 1992’yi yazını da parselleyecek; çıkış şarkısı yüksek ihtimalle Şov Yapma olan, içinde Yeniden Sev’in, Küçüğüm’ün, büyük şarkı Yalnızlık Senfonisi’nin(?) ve başka şarkı sözleri ve adlarla Dokun Bana (Leyla Tuna), Yeni Aşk (Leyla Tuna), Uzak Diye Bir Yer Yok (Leyla Tuna), Yakışır’ın(Leyla Tuna) bulunduğu Onno Tunç yapımı bir Sezen Aksu albümü.

2. Bu albümü takip eden ve 1993 ya da 1994’te çıkabilecek genel itibariyle daha akustik, flamenko izler taşıyan bir albüm. Böyle bir albümde bazı şarkı sözlerinde yine Aysel Gürel’in imzasını görüyor olacaktık. Bestesinin bir kısmı itibariyle farklı bir “Onursuz Olmasın Aşk” (Sezen Aksu, Uzay Heparı) burada yer alabilecek, Nükhet Duru’nun söylediği Yasaksa Yasak (Nükhet Duru, 1994) ve Oyuncu’dan (Zuhal Olcay, 1993) bazı şarkılar, taşıdıkları Leyla Tuna imzası yerine Sezen Aksu ve Aysel Gürel imzalı şarkı sözleriyle yine bu albümde olabilirdi. (Leyla, Ayrılık, Hep Aynı)

 

Bu albümde Deli Kızın Türküsü’nden şarkılar bulunur muydu?

 

 

Onno Tunç prodüksiyonlarında tümüyle Sezen Aksu imzalı şarkıların sayısı, müzikal birliktelikleri süresince sınırlı oldu. Bu, Sezen Aksu’nun o dönemlerdeki üretkenliğiyle de bağlantı olabilir. Gerçi bazı albümlerde Onno Tunç’a ait beste sayısı da fazla değildi. Öte yandan Deli Kızın Türküsü hem bestelerin hem de şarkı sözlerinin oluşturulmasında imece yönü, ortak imza yanı ağır basan bir albüm. Meral Okay’ın, Şehrazat’ın ve Yelda Karataş’ın destek kuvvetler olarak şarkı sözlerinde varlığını görüyoruz. Bestelerde Sezen Aksu’nun Uzay Heparı ile ortaklığı söz konusu. Bu insanları bir araya getirense Onno Tunç’lu Aysel Gürel’li ekibin dağılmış olması. 

Projeye ilişkin genel tasarımın Sezen Aksu’ya ait olduğu, yaratım-tamamlanma sürecinde ise destekler aldığı bu şarkıların bir kısmı, farklı bir kader senaryosu içinde başka isimlerle yapılabileceği için muhtemelen başka melodilerle son halini bulabilecekti. Bu çerçevede, introsunda David Darling’in Ode eserinden bir pasajın bulunduğu ve düzenleme sırasında Uzay Heparı tarafından(?) eklenmiş olabilecek kısmı ayrı tutarsak, bestesi Sezen Aksu ile Bülent Özdemir tarafından kotarılan Deli Kızın Türküsü şarkısı yine üretilecekti. Şarkının nihai hâli ise Onno Tunç dokunuşlarıyla nasıl olurdu, bilemiyorum. 1992-1994 aralığı, Sezen Aksu’nun da Onno Tunç’un da çok üretken olduğu bir dönem. İkilinin ayrılmadığı bir kurguda, bu dönemde ortaya çıkacak bazı şarkıların ortak imza ile başka şarkıcılara verildiğine de tanık olabilirdik.

 

 

3. 1993 tarihli Deli Kızın Türküsü albümünün sound’uyla benzer izler taşıyan Onno Tunç düzenlemeleri ile “Levent Yüksel’in İkinci Albümü”nde (1995) karşılaşıyoruz. Müzik yönetmenliğinde Onno Tunç’un bulunduğu ve ağırlıklı olarak akustik enstrümanların kullanıldığı bu albümdeki aranjmanlar, Onno Tunç’un erken örneğini 1988 yılında Kavaklar ile verdiği geleneksel müzikten etkilenmiş türün devam niteliğinde. Öte yandan Deli Kızın Türküsü, şarkıcı ve şarkı yazarı olarak yeni bir müzikal yola girmeyi kafaya koymuş, artık prodüktör tarafı da olan Sezen Aksu’yla akustik enstrümanlarla oluşturulmuş bir konseptin hayalini kurmakta olan Uzay Heparı’nın amaçta birleştiği ortak ürün olarak karşımıza çıktı. Prodüktör Sezen Aksu’nun, albümün genel karakteri üzerinde belirleyici olduğunu düşündüğümüzde, bu yeni tarz için referansı yine Onno Tunç’la ortak geçmişinden, 1988’deki Kavaklar’dan aldığı tahminine ulaşıyorum.

Paralel evrende de yeni bir yol arayışı kaçınılmazdı: Bir “geçiş” albümü

Özetle Deli Kızın Türküsü’yle gelinen nokta, pop müzik içinde alternatif bir öneriyi temsil ediyor olması bakımından, bu iki Anadolulu müzisyenin; yani hem makam müziğinden gelen Sezen Aksu’nun hem de kilise müziği kökenli Onno Tunç’un pop müzikteki sentez arayışları çerçevesinde en nihayetinde yeniden kesişecekleri bir “geçiş” noktasıydı. Bir takım deli ilişkilendirmelerle, ihtimaller evreninde kurduğumuz bu tahmini senaryoda ortaya çıkacak ürünün adı belki yine “Deli Kızın Türküsü” olacak ya da olmayacak ama karakterinin en özgün izleri Sude, Tenna ve Dua’ya yansıyan bu dokuya, belki Onno Tunç’un popüler müzik içinde bir süre daha kalma yönündeki önerisiyle daha geç de olsa ulaşılacaktı. Bu varsayımsal albümde “Ne Masal Ne Rüya” albümünden bazı bestelerin ve özellikle de “Zorba”nın da bulunabileceği ya da bu şarkının bundan sonraki istasyon olan daha büyük bir “projede” kullanılmak üzere saklanabileceğini düşürüm. Proje derken?

Proje derken, şu:

 

 

Nirvana’ya doğru

1945, Bir Çocuk Sevdim ve Tenna’da yetkin biçimde örneklediği Barok Pop izlerine, yaptığı orkestrasyonlardaki armonilerde de sık sık rastladığımız kompozitör Onno Tunç ile sesinde bir Anadolu tanrıçası yaşayan üretken Sezen Aksu; müzikal birlikteliklerinin 1991’de bitmediği varsayımlı alternatif bir gerçeklikte de zirveyi temsil eden bir ürüne varacaklar; bu da muhtemelen yine, içinde bulunduğumuz boyutta ikilinin yıllar sonra yeniden buluştuğu, bizim de tanığı olduğumuz şaheser “Işık Doğudan Yükselir” olacaktı. 

Hem Sezen Aksu hem de Onno Tunç tarafında, 1991’den 1995’e kadar üretilen öyle çok şarkı ve üretim sürecine dâhil olan o kadar çok insan var ki; akıştaki bu insanların süreç boyunca birbirinin süpervizörü olduğu, fikir ve eleştirileri, çıkan şarkıları bir yerden başka bir yere getirdiği düşünülürse, başka başka kombinasyonlarla sadece Sezen Aksu'nun müziği ve kariyeri özelinde bile milyonlarca farklı varsayımsal sonuca ulaşılabilir. Kaldı ki bu tarih aralığında başka şarkıcılar, onlara verilmiş şarkılar, yapılmış albümler de var.

 

 

Bizse, kendi gerçekliğimizin 1984’le 1995 arasında bir daha yaşanamayacak müthiş müzik şöleni yaşadık. Yanımıza kârdır.

Onno’nun, Aysel'in, Atilla’nın, Meral'in ve Uzay’ın ruhu şad olsun; Tanrı Kraliçe’yi korusun.

 

 

 

 

Bu makaleye ifade bırak