'New York in New York'tan bir 'Berlin in Berlin' çıkar mı?

'Berlin in Berlin' filmini unutmak imkânsız. Türk sinemasına damgasını vuran 1993 yapımı film, özellikle Hülya Avşar'ın yer aldığı bir sahneyle biliniyor. İşte bu kült film bugünlerde 'New York in New York' adlı yapımla, tam 26 yıl sonra bir kez daha gündemde...

'New York in New York'tan bir 'Berlin in Berlin' çıkar mı?

'Saygı duruşu' deniliyor

'Saygı duruşu' deniliyor

'New York in New York' 8 Şubat'ta vizyona giriyor. Film, Sinan Çetin'in 'Berlin in Berlin'den uyarlandı. Yönetmenliğini Muammer Koçak ve Serdar Gözelekli üstlendi, başrol oyuncusu ise Sinan Çetin'in oğlu Rafael Cemo Çetin.

Film hakkında yavaş yavaş tanıtımlar dönmeye başladı bile. 'Saygı duruşu' ibaresi öne -çıkıyor. Sadece 1993'e değil, bütün 90'lara damgasını vuran 'Berlin in Berlin' gerçekten de 'saygı duruşu'nu hak eden bir filmdi.

"Cinsellik her zaman satar"

"Cinsellik her zaman satar"

Türk sinemasının başyapıtı değildi belki ama tek sahnesiyle ya da Hülya Avşar'ın canlandırdığı karakterle ölümsüzleşmeyi başardı. Ki zaten bir filmin tek sahnesi bile akılda kalıyorsa, kabul edin ya da etmeyin, başarılı bir filmdir.

"Cinsellik her zaman satar" lafının İngilizcesi meşhurdur. Doğruluk payı da var. İşin içinde cinsellik olunca dikkat çekmemesi, ilgi uyandırmaması imkânsız. Ama söz konusu sahne ne pornografikti ne de başka bir şey. Bir yatak ve Hülya Avşar vardı sadece. Provoke ediciydi. Ama asıl amaç 'kült' olmaktı. Zaten bunu da başardı. Bu sahne kült oldu, yıllar geçse de akıllarda kalmayı, hatırlanmayı başardı.

Aradan 26 yıl geçti

Aradan 26 yıl geçti

Dile kolay, 26 kocaman yıldan bahsediyoruz. 26 yıl geçti ama 'Berlin in Berlin' unutulmadı. Sinan Çetin'in oğlu büyüdü, kocaman oldu. Ve şimdi babasının ölümsüz eserini yeniden yorumluyor.

'New York in New York'ta Rafael Cemo Çetin haricinde Mine Kılıç da yer alıyor. Kılıç, filmde 'Dilber'i canlandırıyor. Mine Kılıç'ın performansı ne kadar tatmin edici bilemiyoruz. Ama her halükarda 'Berlin in Berlin'e bir selam çakılması şahane.

Keşke Hülya Avşar da olsaymış

Keşke Hülya Avşar da olsaymış

Bana göre tek bir sorun var. O da Hülya Avşar... 'Berlin in Berlin', Hülya Avşar'ın filmografisi için de önemli bir yapım. Son dönemde 'Selfi' adlı riskli ve enteresan bir denemeye imza attı Avşar. Ancak gişede büyük, hatta kocaman bir hüsrana uğradı.

'Selfi'nin gişedeki büyük başarısızlığından gerekli dersi çıkardığını söyledi daha sonra. Yine de söylenmeyeni söylemesi bakımından ilginç bir işe imza atmış oldu.

Avşar'ın yeri sinema

Avşar'ın yeri sinema

Başarılı olsun ya da olmasın, Hülya Avşar'ın yeri sinema... Avşar bol bol film çekmeli, pek çok filmde rol almalı. 90'ların ikinci yarısından itibaren şov programı olsun, magazinel polemikler olsun, hep ekrandaydı. Arada 'Kadın İsterse' gibi akılda kalan dizilerde de oynadı. Ama hep günü kurtaran formüllerdi bunlar. Hülya Avşar, izlensin ya da izlenmesin, gişe ya da sanat filmi, hiç fark etmez; mutlaka sinemada olmalı, sinemada kalmalı.

Albüm, şov programı, sinema filmi...

Albüm, şov programı, sinema filmi...

Hatırlarsınız; Hülya Avşar 2000'li bi' gaza geldi. 2002'de 'Aşıklar Delidir' adlı albümünü yayınladı. Aynı anda şov programı devam ediyordu. Bir yandan da 'Yeşil Işık' filminde rol almıştı.

Ne 'Yeşil Işık' çılgın gişe yaptı ne de 'Aşıklar Delidir' albümü 'Yar Senin Derdin Ne' şarkısı dışında sevildi. Ama olsun işte. Hülya Avşar, pek çok koldan üretiyordu. Ve en önemlisi de sinemadaydı. 2005'te Kutluğ Ataman'ın 'İki Genç Kız'ında da rol aldı.

Organik bağ da tescillenirdi

Organik bağ da tescillenirdi

'Berlin in Berlin'in oyuncularına baktığımızda "Keşke Hülya Avşar da olsaymış" demeyen var mı, bilemiyorum. Kesinlikle olmalıydı. Hülya Avşar belki başka bir karakterle de olsa bu yeni filmde rol almalıydı. Senaryoya aykırı olmaması koşuluyla, ufak bir sürpriz ya da imza olarak... Böylelikle her iki film arasındaki organik bağ da tescillenmiş olurdu. Kimse de ikinci filmi ilk filmle gereksiz yere mukayese etmezdi.

8 Şubat'ı bekliyoruz

8 Şubat'ı bekliyoruz

Ben şimdiden 'New York in New York' ile 'Berlin in Berlin' arasında bir mukayeseye girdim. Defteri açtım, 8 Şubat'ı bekliyorum. Gerçekten 'New York in New York' beklentilerimi karşılamazsa "Keşke orijinaline saygı duruşu çıkartılmasaymış" diyeceğim. Repliğim hazır. Ama Hülya Avşar da yeni filmde olsa "Ne güzel, herkes elinden gelenin en iyisini yapmış, olsun" deyip kendimce bulduğum hataları es geçebilirim.

"Durun, onlar zaten kardeş!"

"Durun, onlar zaten kardeş!"

'Yeniden yapım'larda tam da bu yüzden organik bağ olmalı. İlkiyle gereksizce mukayese edilmesinin önüne en baştan geçilmeli. "Durun, siz kardeşsiniz!" edasında, "Durun, onlar zaten kardeş" denmeli.

Evet, her iki filmde de Çetin Ailesi üyeleri olması bir ispat. Ama ne yazık ki yeterli değil. İnsanın gözü Cem Özer'i de Eşref Kolçak'ı da arıyor. Halbuki 'sus payı' olarak Hülya Avşar sürprizi olsa kimse üzülmeyecek, kimsenin canı yanmayacak...

'Aynı'lıklar barındırmalı

'Aynı'lıklar barındırmalı

Türk sinemasında bu tarz 'yeniden çevrim filmler'e alışmak lazım. 26 yıl uzun bir süre. Nasıl 'Hababam Sınıfı' yıllar sonra bambaşka bir kadroyla tekrar çekilebiliyor ve orijinalleriyle kıyaslanmıyorsa, bu durum diğer filmler için de geçerli olmalı.

Zeki Demirkubuz'un 1997 tarihli 'Masumiyet'i 2006'daki gibi 'Kader'leşmeli, evet. Ama eski izleyiciler açısından da o hoş 'aynı'lıkları barındırmalı...

twitter.com/mayksisman
instagram.com/mayksisman
youtube.com/mayksisman
can.sisman@milliyet.com.tr

Bu makaleye ifade bırak