Ali Tufan Koç

Ali Tufan Koç

alitufankoc@gmail.com

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Galerilerin yeni müdavimleri, müzelerin design shop’larında saatlerce alışveriş yapan, sevgili için en seksi mesleği galeri sahibi olarak ilan eden, bir zamanlar IKEA’dan aldığı tabloları bugün tavan arasında tozlanmaya bırakanlar
Hüseyin Çağlayan’ın 'Üzgünüm Leyla'sı, Arslan Sükan’ın 'Sen Uyurken'i, Emel Kurhan’ın 'Devinimsiz Seyehat'i. Sergi açılışlarını fırsat bilip galerilere bu kez yeni insan manzaraları için gittim. Durum vahim. Adabıyla sosyalleşen, gülüşü kibar, bakış açısı zarif, ağzından küçük harfler dökülen sergi açılışlarının, galeri davetlerinin her tarafından incelik akan insanları köşeye çekilmiş, meydanı yeni şehirli entellektüellere bırakmış. Hüseyin Çağlayan ile ‘Vög’ sayesinde tanışan, New York’ta Moma’da; Londra’da Tate Modern’de sergi alanında sayılı dakikalar geçirirken, müzelerin design shop’larında saatlerce alışveriş yapan, sevgili için en seksi mesleği galeri sahibi olarak ilan eden, bir zamanlar IKEA’dan aldığı tabloları bugün tavan arasında tozlanmaya bırakanlar galerilerin yeni müdavimleri. Kalabalığa karıştıkça farklı sanatseverlerle tanışıyorum. İz bırakan kare asları sizlere tanıştırmaktan onur duyarım:
‘It’tirilmiş girl: Gözünde sergi açılışının W Lounge’da verilen bir partiden farkı yoktur. Her gece öncesi olduğu, 1-2 kilit ismi arayıp nereye gideceğini öğrenmiştir. Fuatcanlar, İkoncanlar hep bir ağızdan aynı adresi verince ‘zorunlu’ olarak buraya düşmüştür. Yüksek sesle kahkaha atar. Garsonu “Şarap çok baydı. Şöyle votkalı bir kokteyliniz yok mu?” diye fırçalar.
‘Düşünceli’ manken: Tek bir amacı vardır: Birikimli/akıllı manken imajını perçinlemek. Dolabından ‘ciddi’ kıyafetler seçer. Dekolteyi evde bırakır. Fakat gecenin fotoğrafçısına ‘çatalını’ gösterip manken olduğunu hatırlatmayı ihmal etmez. Gece boyunca düşünceli ve ağırbaşlı bir hal takınır. Sergilenen işleri tek başına, ki kimseyle eser hakkında konuşmak zorunda kalmasın ve ağır adımlarla, ilgili ve büyülenmiş görünerek gezer.
Koleksifoner playboy: Sigara alanında insanları puro dumanına boğmakta sakınca görmez. Sergi açılışları, galeri davetleri koleksiyonerliğini yaptığı iki ‘güzelliği’ bir arada sunar: Pahalı tablolar ve pahalı kadınlar! Tablolara kadın; kadınlara tablo gözüyle bakar. İkisine de aynı şehvetli gözlerle: “Bu gece seni eve götüren ben olacağım.” Galeride kadının siyah kemik gözlüklüsü, tablonun dev ebatlarda olanı makbuldür. Evinin duvarlarında birbiriyle örtüşmeyen uyuşmayan işler yan yana asılıdır.
‘Factory’ kızları: Andy Warhol ekolünün Galata’yı mesken edinmiş, yerli versiyonları. Fotoğraf çeker, çizim yapar, kıyafet tasarlar. Ağzından “This has been done before” lafını, yüzünden alaycı kahkahasını eksik etmez. Onun gözünde herkes çok sıkıcı (pardon, boring!) ve loser’dır. Pespaye görünmek için New York’tan bin dolarlık alışveriş yapmıştır. İlle de sistem karşıtı, ille de uyumsuz/hırçın görülmelidir. Her cümlesinin sonuna “This is art, yani”yi ekler. Sanatı çiçek, böcek, güneş bulut sanmıştır. Yüreğinden çıkartamamıştır son sanatçı sevgilisinin attığı kör kurşunu.