Yeni nesil skeç trendlerinden biri de ‘türkücü skeçleri’. Burada olay kendili-ğinden gelişmez. Kendini ve hedef kitlesini ‘yukarı’, kullandığı türkücüyü ise ‘aşağı’ koyarak bir tür ‘ibişleştirme’ eylemi içine giren bir programcı vardır

Magazin Programı Klişeleri:
Mümkünse, yüzünden ziyade bir yerlerine bakılacak akşam üstü abiye giyinmiş, tonlaması bozuk, avizeye benzer bir sunucu kız karşılar bizi. Bu kız program boyu izlenecek mühim haberleri kolay değil, onlarca kez tekrarlayacak şekilde ayarlanmıştır. En sevdiği cümleler “Bilin bakalım neler oldu?” ve “Sıradaki VTR’miz”dir. Aslında asıl sunucu, işte o sıradaki VTR’yi seslendiren heyecanlı erkek sesidir. Bu programlarda yeterince mekan içlerine, yatak odalarına ve araba içlerine giremediğimiz için, sallantılı kamera görüntüleri üzerine heyecanlı bir tonlama gereklidir. Bu sesin bir süre sonra insanın beynini yavaşça -adeta bir madde gibi- uyuşturan, dumura uğratan, düşünmeyi durduran tanımlamaz bir melodisi vardır. Sanırım rahatlıkla notaya dökülebilir. (Şimdi burada yazıyla anlatamıyorum, ağzımla yapabiliyorum!) Beyefendinin programın başından beri bahsettiği ‘Flaş Flaş Flaş’ haber de en nihayetinde bekleneni vermez. Haberin pek de ‘flaş’ olmayacağı önceden belli olduğunda, orada mutlaka bir adet ‘kameramanımıza çirkin saldırı’ vuku bulmuş demektir.
Önemli bir ayrıntı mıdır bilmem ama bir de ‘ünlü’lerin çocuk meselesi var. Onların çocuklarının sıradan olmayan bir durumu vardır. Zaten isimleri bir acayiptir ama bir de şöyle anılırlar: “Dilara bebek, Yarımada bebek, Yorgan bebek...” Ahmet bebek, Mehmet bebek hiç duymadım. Hakikaten hiç de yakışmıyor be! Bursa bebek, Adana bebek, Kumburgaz bebek belki olabilir. Bu çocuklar büyüdüğünde ne denecek çok merak ediyorum. Mesela Dilara çocuk veya Yarımada delikanlı mı denecek?
TV’de içgörü sahibi program isimleri var bir de. En sevdiğim ‘Sabah Sabah Seda Sayan’dı. ‘Evlere Şenlik’ de güzel bir örnek bence.

ÇAĞDAŞ KLİŞE MÜZESİ - 3Reklamcı Klişeleri:Bir hedef kitle seçip onları dünyanın en aptal insanı sanma klişesi en başta gelir. (İlk cümledeki hedef kitle ifadesi havada iki elin parmaklarıyla tırnak içine alınır.) Bazı örnekler ve asıl anlamlarını verelim.
Pek çok alternatif arasından bunu seçtik: Aslında hepsi hepsi ‘bir’ tane çalışma var .
Patron revizyon istedi, iki güne daha ihtiyacımız var: Daha bir halt yapamadık, aslında patronun brief’ten haberi bile yok.
Kamerayı alıp sokağa çıktık, tüketicinin nabzını yokladık : Üç kişiyle konuştuk sonra Star- bucks’ a gittik.
Mağazalarınızı gezdik: Bir mağazaya gittik ama çok zekiyiz, hepsine gitmiş kadar olduk.
Kampanyayla ilgili çok iyi geri dönüşler aldık : Tanıdık, eş, dost bayıldı kampanyaya. Başka da kimseden bir yorum gelmedi. Ayrıca bu ne Türkçe’ si.
Dünyada böyle bir trend var: Aslında bu trend sahipleri bizim ajansta çalışıyor.
Kampanya kafamda bitti: Yeni çalışmaya başladık.
Brief verin: Anlamadık.
Kreatif ekip kampanyayı çok sevdi : Allah aşkına siz de sevin ve onaylayın.
Tüketici buna bayılır: Tüketici ayılınca ürünü satın alacak.
Logonuzu değiştirmemiz lazım: Kendimizin yapmadığı hiçbir logoyu sevmeyiz biz .
Araştırma yapmalıyız: Şu an elimizde başka işler var, sizinkine başlamadan zaman kazanmamız lazım.
(Marka Danışmanı Hakan Senbir’e mabetten kaçırdığı bilgilerle verdiği katkı nedeniyle teşekkür ederim.) ‘Sevgili Hakan Senbir’ diye bir fena söylem vardır bir de. Aklıma geldi sinirim kalktı şimdi. Memleketteki bütün müzik çalışanları albüm hazırlığı sırasında “Sevgili” diye anılırlar.

Skeç Klişeleri:
Bu bölümde akla Levent Kırca, Nejat Uygur, Hamdi Alkan gibi eski skeççileri getirmek bile klişe olur. Daha çok yeni nesil skeç trendlerinden bahsedeceğim. Mesela ‘türkücü skeçleri’. Kendini ve hedef kitlesini ‘yukarı’, kullandığı türkücüyü ise ‘aşağı’ koyarak bir tür ‘ibişleştirme’ eylemi içine giren bir programcı vardır. Olay kendiliğinden gelişmez, başından beri amaçlanmıştır. Yüksek sınıfın bir üyesi olarak kendisi ve izleyicisiyle türkücü beyefendinin kültüründe neredeyse hiç olmayan bir takım kavramları, sözcükleri, ‘rok’ (söylenişi böyledir) şarkılarını falan kullanarak yapılan alayla karışmış komiklik olarak özetlenebilir bu durum. Kültür farklılığından doğan gariplik ve uyumsuzluk neredeyse kullanılan türkücünün zeka eksikliği gibi ortaya konur. ‘Zeka’ ve ‘malumat’ zengini, sınıfsal olarak üstte duran programcı elinden geldiğince bu kültür ve malumat farkının arasındaki mesafeyi abartılı hale getirecek ve türkücüyü ‘öteki’ hatta ‘mâdun’ hale getirecek malzemeler kullanarak seyircinin hem gülmesine hem de kendisiyle de ilgili bir tatmin yaşamasına çanak tutar. ‘Yurdum insanı’ söyleminin arkasındaki sığ dinamiğin bir benzeridir burada işleyen. Böylece hep birlikte coşkuyla eğlenilir.

Haftanın önerileri
Kitap: Orada (La Bas), Joris-Karl Huysmans, Okuyan Us Yayın Ex Libris Dizisi
FİLM: House of Sand and Fog,
YÖNETMEN: Vadim Perelman
Web sitesi:
MÜZİK: La Llorana, Lhasa de Sela
Mekan: Touchdown; Nişantaşı