En güzel adalar, bizim Adalar

En güzel adalar, bizim Adalar


Gazeteler tatil köşelerinde bangır bangır Yunan Adaları’nın promosyonunu yapıyor. Ben de ısrar ediyorum; Neredeyse aynısı İstanbul Adaları’nda da var!



Malum, tatil mevsimindeyiz. Köşe yazarları da gazetelerin tatil ekleri de merak edilen yeni tatil destinasyonlarının haberleriyle döşeli. Görünen o ki bu sıralar en çok rağbeti, artan fiyat avantajı ve ulaşım kolaylığı yüzünden Yunan Adaları görüyor. Sahil kasabalarından motora atlayıp yarım saatte güzel bir Ege adasına gidebilmek, elbette ki çok cazip. Hele ki çoğunda tatil yapmanın Çeşme’den, Bodrum’dan hayli ucuza geldiği düşünülürse.
Lakin ben bu konuda eski kafalı olmaya devam ediyorum. Benim için en güzel ada, hâlâ Büyükada. Doğası güzel, denizine girilebiliyor, kendine özgü kültürü, nefis bir mimarisi var. Öte yandan oturup manzaraya karşı bir içki içsem dediğinizde gidebileceğiniz fazla yer yok. Ağırlık, irili ufaklı lokantalarla pahalı balıkçılardan yana.
Erdal Gökyıldırım’ın yaz başında açtığı Eddie, işte Büyükada’nın yalın, modern diyebileceğim mekan eksikliğini doldurmayı başardı gibi görünüyor. Eddie’nin yeri çok kolay; Ada’nın can damarı deniz otobüsü durağının tam karşısında. Kendisi yılbaşından beri Ada’da yaşıyor. Hem hobisi hem işi olacak bir şey araştırmış ve Eddie’yi açmış. Gökyıldırım’a herkes “Neden Ada?” diye soruyormuş. “Şehre bu kadar yakın olmasına rağmen indiğinizde başka bir dünyada olma imkanı verdiği için” diyor. Bu kararından son derece memnun, yaşam kalitesinin de arttığından emin. Feci nemli geçen günlerin akşamında Ada’nın serinliğinin tadını çıkarıp da kendise hak vermemek, elde değil!
Gökyıldırım, Eddie’yi kurgularken Adalar’a özgü dekoratif unsurları biraraya getirmekten çok da farklı bir şey düşünmediklerini anlatıyor. Nedir bunlar? Bir kere mutlaka beyaz renk ve ahşap. Mekanda bu temel dokuyu bitkiler ve sarı döşemelerle renklendirmiş. Ön tarafta localar, ortada ise ferah bir bar var; hem yalnız kalmak isteyenler hem de büyük gruplar düşünülerek oluşturulmuş. Salatalar, atıştırmalıklar, ızgaralar, pizza seçenekleriyle dolu, çok da ‘frapan’ olmayan bir yaz mönüsü mevcut. Deniz kenarında iştahı ekstra açılanların bayılacağı türden.
Eddie’ye bir kahve eşliğinde güneşi batırmayı sevenler de geliyormuş. Bu sıcak günlerde en çok taze meyvalardan yapılan frozen içecekler rağbet görüyormuş. İlk bakışta öğle ve hatta akşam yemeği için cazip bir yer gibi görünüyor Eddie. Lakin hafta sonu kahvaltılarının da talibi çokmuş. www.eddiebuyukada.com

Sedef Adası’nı keşfettim
Burgaz’ı, Büyükada’yı bu kadar severken bir kez bile Sedef Adası’nı görmemiş olmaktan hicap duyuyorum. Nihayet geçen pazar şeytanın bacağını kırdım, Bostancı’dan vapurla bir saatte Sedef Adası’na vardım. Destinasyon, İstanbul’un tanınan işletmecilerinden Muhittin Ünlü’nün ortağı olduğu Club Ada Sedef.
Sedef’in denizi tüm adalardan güzel, berrak. Elbette Marmara, Ege gibi turkuaz bir deniz değil. Ama tuzunun az, ısısının normal olmasından pek memnunum, rahat rahat yüzebiliyorum. (Ne de olsa çocukluğumuz Marmara’da yüzerek geçti!) Sedef’in özel bir ada olmasının getirdiği ayrı bir gizem, etraftaki az sayıda sakininin başka türlü bir ‘seçkinliği’ var gibi geliyor, bana...
Club Ada Sedef, misafirlerini Büyükada’dan tekneyle de aldırıyor. Bir telefon yeterli. Sonra ister taş plajında güneşlenip denizin tadını çıkarın, ister bizim yaptığımız gibi kapağı hemen lokantaya atın! Yazın yemeği isteyeceğiniz her şey var Club Ada’nın mutfağında. Muhittin Ünlü, hem yemeği hem de servisi çok iyi bilen bir isim, buna Ersen Şen’in de desteği eklendiğinde tıkır tıkır işleyen bir sistem kurmuşlar.
Manzaraya karşı güzel yemekler yiyip denizde serinlemek, gölgenin altında kitap okuyup uyuklamak; yaz tatili derken çoğumuz bundan bahsetmiyor muyuz? İşte Sedef’te bu çok daha zahmetli ve pahalı olabilecek molayı, günübirlik bir keyifte gerçekleştirebilmek mümkün. Burası, sadece leziz yemekleri için dahi gitmeye değer bir mekan. Bir kızarmış karides var ki; bu mahluk denizden böyle mi çıkıyor dedirtecek kadar kıvamında pişmiş. Kuskus salata, fava, pancarlı-keçi peynirli salata ve muhtelif balık seçenekleri, makarnalar, ızgaralar. Hepsi de deniz kenarında tembel bir günde yemeği isteyeceğiniz lezzetler. Üstüne hem hafif hem de özel bir lezzet: haşhaş tohumlu muhallebi, sosu da gül yaprağından. Biz dönüş yolundayken akşam yemeğine, içkiye gelenlere bakıp imreniyorum. Ama günübirlikçi olmanın da ayrı bir tadı var. Hem verimli ve hesaplı bir hafta sonu geçirdiğiniz için kendinizden memnunsunuz, hem de haftaya tatil yapmış gibi başlıyorsunuz.


Bu aralar ne moda?
Mavi Pazarlama Müdürü Serpil Berkan yanıtlıyor...
-Kızlar için sörfçü deniz şortları. Yılların pareosunu bir anda sildi.
-Berlin sokaklarında en havalı erkekler ve yakalı tişört üzerine blazer giyenler.
-Arka arkaya yaptığı müthiş sergilerle İstanbul Modern.
-Tatil için Cunda’da Ortunç. Eski Ortunç herkesin dilindedir, şimdi yenilenmiş halini mutlaka görmek lazım.
-Festivaller ve futbol. Bütün yaz ya festivallerdeydik ya da futbol maçları için televizyon başında.
-Blender’ın aksesuarları ve ayakkabıları.
-Rumelihisarı ve Martini (sanırım bunlar sadece benim için...:)