BEN O GÖRDÜĞÜN COOL ADAM OLAMADIM

Ey Türk gençliği, yakın bir dostunu kulübün ortasında dudaklarından öpecek kadar cool musun? Söyle bakalım, bugün cool olmak için neler yaptın?

Ey Türk gençliği, yakın bir dostunu kulübün ortasında dudaklarından öpecek kadar cool musun? Söyle bakalım, bugün cool olmak için neler yaptın?

Geçen haftalarda magazin sayfalarına düşmüş Bora Uzer&Kenan Doğulu öpüşmesi (üstelik, sahnede. Üstelik, iki kez. Hem de alkışlar eşliğinde, şok şok şok) ve şahitlerin durumu ‘cool’ olarak tanımlamasının ardından önce soru gelsin, ardından şu ‘cool’luk meselesi masaya yatırılsın: Ey Türk gençliği, yakın bir dostunu kulübün ortasında dudaklarından öpecek kadar cool musun? Söyle bakalım, bugün cool olmak için neler yaptın?
“Yeni Babylon nasıl olmuş?”
“Cool”
“Tünel’den ev tuttum.”
“Cool’muş!”
“Dün geceki parti nasıldı?”
“Çok cool!”
İyi, kötü yok; cool var. Güzel, çirkin yok; yine, cool var. Cool olma hali, olmak istediğimiz her şeyin toplamı, hayalinizde yarattığınız bir varoluş şekliyken artık markalar üzerinden tanımlanan bir yaşam tarifine dönüşmüş durumda. Türk gencinin de hayalinde yatan ‘cool’ bir yaşam var: 9-5 değil, ‘free-lance’ iş; Cihangir değil, Tünel/Galata’da ev; BMW 1 değil, Mini Cooper, PC değil, MAC; blackberry değil, Iphone kullanmak; M.A.C.’ta spor (mümkünse Bebeköy), Anjelique/Wan-na’da yemek, Nu Teras’ta içki, Otto’da shot.
Anlayacağınız cool’luk zor iş! Şahsen spor kulübüne üye olsam gidemedim, Blackberry alsam kullanamadım, söz konusu mekânlara yemeğe gitsem sıkıntıdan duramadım gitti. Bu emele ulaşmış cool gençlik, “Kimi cool bulursunuz?” sorusuna magazin dilinde Serdar Ortaç değil, Kenan Doğulu; Beren Saat değil, Cansu Dere; Kıvanç Tatlıtuğ değil, Engin Altan Düzyatan cevabını veriyor. ( Kişisel parantez: Kürklü Merkür’deki Engin Altan Düzyatan cool’dur. Kenan Doğulu ile Lucca’da ‘çapkın’ kahkahalar atan, ‘öteki’ Kenan, İmirzalıoğlu ile Çeşme’de roze şaraplar tokuşturan, sene boyunca ‘anticool’ bir takım isimlerle billboard’ları süsleyen aynı Düzyatan cool’luktan çok uzaktadır.)

İtinayla cool gözükülür
Özünde biraz kendi kurallarına göre yaşam barındıran kendine has yaşamın, kişisel güvenin snob/sofistike/entelektüel duruşla tamamlandığı, tarihte Elvis Presley, James Dean, Andy Warhol gibi isimlerle özdeşleşmiş cool olma hali, Türk gençliği tarafından başka markalar, hayatlar, isimler üzerinden tarif edilen bir yaşam biçiminden ibaret. James Dean misali özgün tarzı yoksa, D&G’dan aldığı James Dean tişörtle idare ediyor mesela. İtinayla, kısa yoldan cool gözükülür.


BEN O GÖRDÜĞÜN COOL ADAM OLAMADIMPeki, dünyanın en ‘cool’ erkekleri kimler?
Konu cool olmak olunca, arşivdeki İngiliz GQ dergisinin birkaç ay önce yayınlamış “Dünyanın 37.5 yaş altındaki en cool 50 erkeği” başlıklı haberi tekrar gün ışığına çıkıyor. Meraklısına parantez: Başlıktaki 37.5, listenin en yaşlı ismi İngiliz politikacı/bestseller ‘The Places in Between’in yazarı Rory Stewart’tan alıyor. GQ’den şunu öğreniyoruz: Cool olmanın ne yaşla (Örnek 1: Rocker Jarvis Cocker’in yedi yaşındaki oğlu Albert Cocker), ne görünüşle (Örnek 2: Pakistanlı taksi şoförleri anımsatan oyuncu/mücevher tasarımcısı Waris Ahluwalia) ne de yaptığınız işle (Örnek 3: Lady Gaga kostümlerinin yaratıcısı Nicola Formichetti) ilgisi var.

Alerjik Pattinson
Zzirvede kimleri görüyoruz? Playboy kimliğini gömüp 77 günlüğüne Afganistan’da askerliğe giten Prens Harry, vajinaya ‘alerjisi’ olduğunu söylemekten çekinmeyen ‘Twilight’ dünyasının tanrısı Robert Pattinson ve Obama’nın dünya basınına “Asla sahip olamadığım erkek kardeşim” sözleriyle tanıttığı başkanın bir numaralı adamı, sağ kolu Reggie Love var.
Arşivden inmiş bir başka referans kitabı, Jonathan Green’in “Argo sözlüğü” cool’luğu 40’larda moda olan, modaya uygun; 90’larda iyi, hoş veya memnun edici herhangi bir durum/kişi/obje; 2000’lerde ise sakin, kendine hakim, bilinçli ve sofistike olarak tanımlıyor. Bizim topraklarda, durum pek de farklı değil. Yıllardır “kapı açık/arkanı dön ve çık/istenmiyorsun artık” diye haykıracak kadar cool olan Ajda’mız, önce bir Sezen Aksu operasyonuyla (Bakınız: Ben aslında o gördüğün cool kadın değilim) uzak köşklerde sakladığı cool imajını kendisi yıktı, kendisiyle dalga geçerek cool’luk mertebesini üçe beşe katladı. Ta ki Serdar Ortaç müziğiyle tanışana dek... Hadise, dolaylı yoldan arabesk aşklara da sıçramış durumda. İbrahim Tatlıses’in kült şarkısı, Kumkapı’ndaki rakı masalarında artık bir başka mırıldanıyor. Bizzat, ”Bir cool’unu çok sevdim, o beni hiç sevmiyor” nağmelerine maruz kalıp, “Ne cool karıydı be! O kadar aradım, bir telefonuma çıkmadı.” serzenişlerine tanık olmuşluğum var.
İlle de cool’luğun öz Türkçe tanımını yapacaksak sayalım: Yeni bir Joke yerine şatafattan uzak basit ve sade bir yer açan İzzet Çapa, şarkı söylemeyip söz yazan Teoman, kendine basına konuşma yasağı getiren Gülben Ergen, espri yapmayan Beyaz, önünü geleni ulu orta öpmeyen Kenan Doğulu, bir Serdar Ortaç şarkısı söylemeyen Ajda Pekkan ve az konuşan çok konuşturan Okan Bayülgen ve rumuzla değil kendi adıyla yazan yazar her zaman cool’dur, cool kalacaktır.