Prof. Dr. E. Murat Tuzcu

Prof. Dr. E. Murat Tuzcu

murat.tuzcu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Geçmişte sık yaşanan kıtlıklar nedeniyle, açlık insanlığın öylesine büyük bir sorunuydu ki toplum “Can boğazdan gelir”, “Bir dirhem et bin ayıp örter” gibi deyimleri atasözü gibi benimsedi. Besinlerin saklanması ve taşınması kolaylaştıkça, refahımız arttıkça, daha fazla yedik. 21. yüzyıla gelindiğinde ise aşırı beslenme ve şişmanlık en büyük derdimiz haline geldi. Giderek yaygınlaşan şişmanlık, şeker hastalığını görülmemiş ölçüde artırdı. Fazla kilolar, tüm dünyada bir toplum sağlığı krizine yol açmakta.
Şişmanlık, besinlerden aldığımız enerjiyle sarf ettiğimiz enerji arasındaki dengenin bozulması sonucunda ortaya çıkar. Alınan enerjinin hepsi harcanamazsa, fazlası yağ dokusunda depo edildiğinden, haliyle vücut ağırlığı da artar.  Biriken fazla kilolardan kurtulmanın tek yolu bu dengenin yeniden sağlanmasıdır. Ya alınan enerji azaltılacak ya da daha fazla sarf edilecek. En iyisi ikisinin birden yapılması. Lakin, bunu yapabilmek söylemek kadar kolay değil. Ne perhiz ne de egzersiz yaygın ve sürekli olarak olarak  uygulanamadığı için şişmanlık aldı başını gidiyor.
Perhiz ve egzersiz yapamıyorsak, kilo kaybetmek için ilaç alsak olmaz mı? Alıcısı çok olacağı için milyonlarca lira gelir getireceğini hesap eden bir çok ilaç şirketi, zayıflatma ilaçları geliştirmek için yıllardır uğraşıyor. Şimdiye kadar üretilen zayıflama ilaçlarının hepsi enerji alımını kısıtlamaya yönelik, hiçbiri enerji sarfını artırıcı değil. Son haftalarda yayımlanan araştırma sonuçları bu yönde yeni umutlar yarattı. Bebek-lerde olduğunu bildiğimiz bir maddenin yep yeni kapılar açabileceğini düşündüren deliller var. 



Kahverengi yağ
Koştuğumuz veya çok hareket ettiğimiz zaman sıcaklanmamız aşırı çalışan kaslarımızın yarattığı ısıdan dolayıdır. Soğukta vücut ısımız düşünce ya da hasta olduğumuzda ateşimiz çıkarken bir titremedir tutar. Düşen vücut ısısına karşı bir refleks olarak başlayan titreme, kaslarımızın harekete geçerek enerji sarf edip ısı üretme çabasıdır. Bebeklerde bu titreme refleksi henüz gelişmemiş olduğu için soğuğa çok duyarlıdırlar. Titreyemeseler de bebekleri soğuğa karşı koruyan bambaşka bir düzen vardır. Kahverengi yağ denilen özel yağ hücreleri, içlerindeki yağı yakarak ısı açığa çıkarıp bebeği ısıtır.
Vücuttaki her hücrede mitokondri denilen, içinde kızıl kahverengi demir maddesi bulunan enerji fabrikaları vardır. Hücre ne kadar aktifse o kadar çok mitokondrisi vardır. Sözünü ettiğimiz bu özel yağ hücreleri mitokondriden çok zengin olduğundan mikroskopla bakınca koyu görünür. Normal yağ hücreleri ise yarı uyur durumda olduğu için çok az enerji kullanırlar, dolayısıyla renkleri beyazımsıdır. 

Kahverengi yağ zayıflama için yepyeni bir umut



Gönüllülerin yağ dokusundan alınan biyopsi parçaları mikroskop altında incelendi. Kahverengi yağ dokusu (solda) ve beyaz yağ dokusu (sağda) arasındaki en önemli fark, şekeri yakıp ısı üreten, mitokondri denilen fabrikaların kahverengi yağda beyaza göre çok daha fazla oluşu.



Fareleri nasıl zayıflatırız?
İnsanlarda ve birçok memeli hayvanda soğuğa karşı ilk tepki titreyerek ısınmaya çalışmaktır. Ama diğer bazı hayvanlarda, örneğin farelerde bu tepki yoktur. Titremek yerine - bebeklerde olduğu gibi - kahverengi yağı kullanarak ısınırlar. Bilim adamları uzun süredir farelerdeki bu özelliği biliyor ve kullanıyordu. Yapılan ilginç bir deneyde, beş dereceye kadar soğutulmuş bir odada tutulan farelere yağdan zengin ve kalori yoğunluğu yüksek yemek verildi. Bu hayvanlar, sıcak bir ortamda ve normal beslenen bir grup fareyle karşılaştırıldı. Birkaç hafta sonra soğuktaki fareler, daha fazla kalori almış olmalarına rağmen, vücut yağlarının yarısını kaybedip epeyce zayıfladılar. Bunun nedeni soğuğun uyarısıyla farelerin kahverengi yağ hücrelerinin ısı üretirken enerji sarf etmesi. Soğuktaki farelerin daha çok yemek yemelerine rağmen zayıflamaları çok dikkat çekiciydi. 

Kahverengi yağ zayıflama için yepyeni bir umut



Soğuk ortamdaki farelerin kahverengi yağ hücrelerindeki fabrikalar faaliyete geçip (PET resimlerinde sarı-kırmızı renkte) ısı üretmek için kalori tükettikçe, fareler ne kadar yerlerse yesinler kilo kaybeder.



Soğuk bizi de zayıflatır mı?
Bilim adamları “Acaba, hem yiyip içip hem de kilo veren fareler gibi insanları da buz gibi bir odaya koysak, yağlarını yakıp, zayıflarlar mı?” diye düşünmeye başladılar. Ne yazık ki araştırmalar, bebekler büyüdükçe kahverengi yağın kaybolduğunu gösterdiği için bu yolla kolayca zayıflamaktan ümit kesildi.
Ama bir kaç gün önce, bu konuda yeni bir ümit ışığı doğdu. Ünlü tıp dergisi New England Journal of Medicine’da yayımlanan üç farklı araştırmada, yetişkin insanlarda, küçük de olsa, kahverengi yağ kümeleri olduğunu gösterdi. Biraz soğuk bir havanın, bu özel yağ hücrelerini faal hale getirip bolca kalori harcattığına ait deliller var.
Eskiden yok olduğu sanılan, kahverengi yağın varlığı nasıl görüldü? Bu üç araştırmada yağ dokusunun resmini çekmek için bilgisayarlı tomografi kullanıldı. Bununla kalınmadı, yağ dokusunun içinde ne kadar enerji üretimi yapıldığının fotoğrafı da çekildi. Bunun için hücrelerin yakıt olarak kullandığı şekeri görüntüleyen PET yöntemi kullanıldı. Bir benzetme yapılacak olursak BT ile evlerin resmi çekildi, PET ile evdeki şöminede ateş yanıyor mu diye bakıldı. 

Kahverengi yağ zayıflama için yepyeni bir umut



Soğuk ortamdaki farelerin kahverengi yağ hücrelerindeki fabrikalar faaliyete geçip (PET resimlerinde sarı-kırmızı renkte) ısı üretmek için kalori tükettikçe, fareler ne kadar yerlerse yesinler kilo kaybeder.


Kahverengi yağ araştırmaları
Boston’da, çeşitli nedenlerle hem PET taraması hem de bilgisayarlı tomografi (BT) yapılmış iki bine yakın kişi incelendi. Her 13 kadından birinde önemli miktarda kahverengi yağ saptandı. Erkeklerde görülme sıklığı ise kadınlara göre daha düşüktü. Yaş ilerledikçe, kilo arttıkça, kahverengi yağ miktarı o kadar azalıyor. Başka bir deyişle, bu özel yağın miktarı azaldıkça, kalp damar hastalığı riski artıyor.
Finlandiyalı bir grup araştırıcı da beş gönüllü insanda yaptıkları bilgisayarlı tomografiyle, köprücük kemiklerinin üstündeki bölgede kahverengi yağ birikintilerinin varlığını gösterdiler. Normal sıcaklıktaki bir odada PET çekimleri yapıldı. Daha sonra, biraz soğutulmuş bir ortamda ve ayakları buzlu suya daldırılan deneklerin PET taramaları tekrar yapıldı. Beyaz yağ hücrelerinde enerji harcayıp işi üretmesi çok az miktarda arttı. Kahverengi yağ hücrelerde bu enerji faaliyetin 15 kat arttığı görüldü.
Hollandalı bilim adamları ise 24 gönüllü genç insanın 23’ünde kahverengi yağ olduğu ve soğuk havanın bu yağı faal hale getirebileceğini gösterdiler. Bu faaliyetin şişman insanlarda çok düşük düzeyde olması da ilgi çekiciydi.
Bu üç çalışmanın da ortak noktası, insan vücudunda enerji sarfını artıracak doğal bir mekanizmanın var olduğu.
Fazla kilo ve şişmanlığın yarattığı devasa sağlık sorunlarıyla mücadelede yeni bir umut, ama henüz uzak bir ümit. Kahverengi yağı faal hale geçirip kilo kaybettirecek güvenli ilaç için daha pek çok araştırmaya gerek var. Bu hedefe ulaşsak da, yeni ilaç, sağlıklı beslenmenin ve egzersizin yerini almayacak, ancak onlara destek olacak.