Elif Hanım son zamanlarda çarpıntı yüzünden perişandı. Bu çarpıntı hissi geldiğinde, kalbi duracak gibi oluyor, sanki havasız kalacakmış gibi hissediyordu. Bu şikâyetleri birkaç aydır devam etmekteydi. İki çocuk, işyeri sorunları, pek yolunda gitmeyen evliliği, ekonomik krizin yarattığı sıkıntıların üstüne bir de kalp hastalığı eklendi diye düşünmeye başlayınca, işyeri doktoruna görünmüş. Doktor, bu şikâyetlerinin pek önemli olmadığını, çayı, kahveyi azaltmasını, sigarayı bırakmasını söylemişti. Doktorun dedikleri Elif Hanım’ı tatmin etmemiş, endişelerini yatıştırmaya yetmemişti. Zaten pek kahve içmezdi, ama çayla sigaraya bayılırdı. Daha 39 yaşındaydı, kalp hastasıysa çocuklarına kim bakardı? Geceleri gözüne uyku girmiyordu. Kalbi “küt küt” attıkça dikkat kesiliyor, hele bir an durup sonra yeniden atmaya başlayınca, kalp hastası olduğuna dair inancı daha da pekişiyordu. İlginçti, gün içinde, hele meşgul olduğu zamanlarda çarpıntısı daha azdı. Bazen bütün bir gün geçiyor, hiç bir anormallik hissetmiyordu. Sigarayı azaltmasına, çayı daha az ve açık içmesine rağmen şikâyetleri geçmemişti.


Önce teşhis
Gittiği kardiyolog, Elif Hanım’ın şikâyetlerinin strese bağlı olabileceğini düşünse de böyle bir tanıya ancak diğer olası nedenleri ekarte ederek varabileceğini biliyordu. Doğru teşhis konmadan tedavi mümkün olmadığı için, öncelikle çarpıntının niteliğini anlamak gerekiyordu. Çarpıntı yaratan vuruları yakalayıp kaydetmek umuduyla ilk önce bir EKG çekildi. Elif Hanım’ın EKG’sinde hiç bir anormallik bulunmadı. Çarpıntının ne zaman geleceği belli olmadığı için çok daha uzun süreli EKG kaydı gerekiyordu. Göğsün üç yerine küçük elektrodlar yapıştırıldı. Elektrodlardan çıkan teller, cep telefonundan biraz daha büyük bir kayıt aletine bağlandı. Holter kaydı denilen bu yöntemle 48 saat boyunca kalp atımları kaydedildi. Elif Hanım’dan da ne zaman çarpıntı hissederse, saati ve dakikasını bir küçük deftere yazması istendi. İki gün sonra kayıtlar, özel bir bilgisayar programı yardımıyla incelendi. Kalbinin bir durup bir çalıştığını hissettiği zamanlarda, normal zamanda beklenen kalp atımından önce gelen vurular olduğu görüldü. Normal kalp ritmini bozan bu vuruşlara erken vuru veya ekstrasistol adı verilir.

‘Kalbim duracak gibi oluyor’

Normal atımlar, kalbin aküsü sayılabilecek bir odaktan kaynaklanır. Uyarı önce üst katlara, kulakçıklara (sarı), sonra alt katlara, karıncıklara (yeşil) yayılır. Yukarı katta başka bir odakdan çıkan erken bir uyarı (kırmızı), tüm kalbe yayılarak normalden erken gelen bir kalp atımı yaratır.

‘Kalbim duracak gibi oluyor’

Alt katlardan çıkıp karıncıkları uyaran vuruların EKG’deki görünümü, normal vuru çizgilerinden farklıdır. Kalp atımı erken olduğu için çarpıntı hissi olur. Erken vurudan sonraki kalp atımı için normalden daha uzun zaman geçtiğinden kalp duruyormuş hissi olabilir. Erken vurular kalbin herhangi bir bölgesinden çıkabilir. Eğer kalbin üst kattaki odalarından (kulakçıklardan) kaynaklanırsa atriyal ekstrasistol de denilen bu vurular EKG’de normal atımlara benzer.


Neden olur?
Erken vurular her türlü kalp hastalığında görülebilir. Özellikle kalp krizinden sonra sık sık gelen ve karıncıklardan kaynaklanan erken vurular tehlike işaretidir. Buna karşılık, hiçbir kalp hastalığı olmayanlarda, erken vuruların hiç bir tehlikesi yoktur, tedavisi gerekmez.
Doktor, Elif Hanım’ın erken vurularının hangi grupta olduğunu anlayabilmek için EKG ve muayeneyle yetinmedi, bir dizi inceleme yaptı. Ekokardiyografi aleti ile kalbi ultrasonla inceledi. Kalp kası kuvvetle çalışıyordu, kapakların açılıp kapılmasında kusur yoktu. Bir de efor testi yaptı. Kalbe kan götüren kan damarlarında darlık olduğunu düşündürecek bir bulguya rastlamadı. Tiroid hormonlarının fazla salgılandığı hastalıkları düşünerek, kanda bu hormonların düzeyini ölçtürdü. Değerler normal sınırlardaydı.
Doktoru çarpıntılarının damar darlığı, kapak hastalığı, kalp zayıflığı, yüksek tansiyon, tiroid hastalığı gibi bir hastalığının belirtisi olmadığını söyledi. Bu nedenle hiç bir hayati tehlikesi yoktu. İleride çıkabilecek bir kalp hastalığının habercisi de değildi. Doktor, bu tip çarpıntıların hastalık olmadan da olabileceğini söyledi.
Üstünde durulması gereken çarpıntı nedenlerinden biri de ilaç ve destek maddeleridir. Reçetesiz satılan grip ve nezle ilaçlarının içinde bulunan bazı maddelerin çarpıntı yaptığı bilinir. Destek maddesi olarak alınan hapların çoğunun tam terkibi bilinmez. Bu tip maddeler genellikle ilaçların tabi olduğu denetim ve kontrollara tabi olmadıkları ve eczacı gözetiminde satılmadıkları için dikkat edilmesi gerekir. Örneğin zayıflama amacıyla alınan birtakım ilaçlar, ana maddesi olan efedrinin kalbe olan etkisi nedeniyle bazı ülkelerde yasaklanmıştır. Kısacası, çarpıntı şikâyeti olan hastanın reçeteli reçetesiz, hangi ilaçları kullandığının bilinmesi şarttır.

‘Kalbim duracak gibi oluyor’

Çay ve kahveyi çok içenlerde çarpıntılara sık rastlanır. Sigara erken vuruları artırır. Stres, uykusuzluk, uzun ve yorucu çalışma dönemleri, erken vurulara yol açabilir. Bir kısım soğuk algınlığı ilacı, destek maddesi olarak alınan hapların bir kısmı çarpıntı yapabilir. İçki içenlerde, hele fazla kaçırdıklarında erken vurular çok rahatsız edici olabilir.


Hasta kadınsa
Hastayı ilk gören hekimin bir EKG bile çekmeden koyduğu teşhis, yapılan incelemelerin sonunda doğrulandı. Lakin, bu sonuç hiç inceleme yapmadan konulacak teşhisin her zaman doğru olacağı anlamına gelmemeli. Çarpıntı şikâyetiyle gelen bir hastada ne kadar inceleme yapmalı sorusunun cevabı hiç de kolay değil. Şikâyetler Elif Hanım’da olduğu gibi, bir süredir hele bazı tedbirleri aldıktan sonra da devam ediyorsa, altta yatan bir kalp hastalığı var mı diye araştırmakta yarar var. Bu noktanın özellikle kadınlarda göz önüne alınması gerekir.
Uzun yıllar doktorlar genç ve orta yaştaki kadınların çarpıntılarını pek önemsemediler, “psikolojik” olduğunu düşündüler. Kadınlarda kalp hastalıkları belirtilerinin erkeklerden farklı olduğunu gösteren gözlemler yayınlandıkça bu görüş değişmeye başladı. 10 - 15 yıl öncesine kadar kalp hastalıkları konusundaki bilgilerimizin çoğu Avrupa ve Amerikalı beyaz erkekler üzerinde yapılan araştırmalardan elde edilen bilgilere dayanıyordu. Anadolu’daki veya Hindistan’daki bir kadında görülen kalp hastalığının, Amerikalı bir erkeğinkinden farklı özellikleri olabileceği pek düşünülmüyordu.
Günümüz Batı dünyasında, hem kadınların hem de etnik ve ırk olarak azınlıkta olanların yeterince temsil edilmedikleri araştırmalar kabul görmüyor. Artık kaliteli araştırmalar, eskisi gibi Batı’nın tekelinde de değil. Yavaş yavaş kalp hastalığı belirtilerinin erkek ve kadında, hatta değişik ırk ve etnik gruba mensup olanlarda, farklı olabileceğini görmeye başladık. Doğrusu, Elif Hanım’ın şikâyetlerini incelemeden çaya, kahveye veya strese bağlamak geçen yüzyıldan kalma bir yaklaşım.