Geri Dön

“Teşekkürler İstanbul seni unutmayacağız!”

1917 Ekim Devrimi sonrasında birçok ırktan Rusya vatandaşı, İstanbul’a göç etti. Beyaz Ruslar mülteci hayatı yaşarken, İstanbulluların hayatına da pek çok yenilik getirdiler. Atlas Tarih dergisi, ağustos sayısında göçün trajik izlerini inceliyor

“Teşekkürler İstanbul seni unutmayacağız!”

“Teşekkürler İstanbul seni unutmayacağız”

1917 devriminin büyük sarsıntılarından kaçan yüz binlerce Beyaz Rus, İstanbul’u en önemli çıkış kapısı olarak görmüşlerdi. Rusya’dan iltica edenlerin toplamı 2 milyon kişiyi bulurken, bunların yaklaşık 200 bini İstanbul’a gelmişti. İşgal altındaki İstanbul’da kısıtlı yardım almalarına rağmen Beyaz Ruslar olağanüstü dayanışma içinde dramatik bir yaşam mücadelesi verdiler ve şüphesiz ki İstanbul’da ve İstanbullularda önemli izler bıraktılar. Bu mücadelede onları motive eden en önemli unsur, bu zorlu günlerin geçeceği ve e vatanlarına dönecekleri umuduydu. Ancak çoğunluğu hayatları boyunca bir daha anavatanlarını göremeyeceklerdi.

Hem siviller hem de asiller geldi
1919 Aralık’ından itibaren gelmeye başlayan Ruslar, orta halli ve fakir sivillerden oluşuyordu. Birçoğunun kıyafetleri perişandı. Çok sayıda hasta ve çocuk olması, durumu zorlaştırıyordu. Bununla beraber İtalyan vapuru Biron, İstanbul’a çok sayıda prens, kont ve kontes de getirdi.
İstanbul’da gıda ve barınma sorunlarıyla birlikte fiyatlar da artmış, hastalık riski had safhaya ulaşmıştı. Rus konsolosluğunun bahçesi, yardım örgütlerinin ve kiliselerin önleri barınak bulamayan Beyaz Ruslarla doluydu. Yardımlar yetersizdi. İşte bu şartlarda Beyaz Ruslar cesaret, kararlılık ve dayanışma göstererek örgütlenip hayırsever faaliyetlere başladılar. Kısa zamanda yemekhaneler, barınma yerleri, hastane ve okullar kuruldu. Sergiler açıldı, kermesler, balolar düzenlendi. Rus kadınlarının ürettiği elişleri, sokaklarda satıldı. Çalışabilecek herkese iş bulundu. Dünyanın tüm ülkelerine mülteci ve öğrenci almaları için talep gönderildi.

Şehrin sanat hayatı gelişti
Beyaz Ruslar arasında pek çok sanatçı olduğundan, İstanbul’un sanat hayatına yeni bir çehre kazandırdılar. Şehir halkı ‘Sevil Berberi’ gibi operalar ve ‘Rasputin’ gibi bale gösterileriyle tanıştı. Rus ressamlar 9 sergi açtı. Fotoğrafçı Jules Kanzler, Beyoğlu’nda salon açtı. Sinema sanatçısı İvan Mozhukhin’in başrolde oynadığı ‘Acılar Yolculuğu’ adlı filmde kendi hikayelerini anlattılar.


Beyaz Ruslar İstanbul’da pek çok restoran, lokanta ve pastane kurdu. Bunlardan en ünlüleri Petrograd, Garden, Rejans, Degüstasyon’du. Rusya’da ünlü bir opera sanatçısı olan Vladimir Simirnov, ‘Simirnov’ adını verdiği votkayı üretmeye başladı.
Beyaz Ruslar İstanbul’da aç kalmamak için her işte çalışmıştı. Seyyar satıcılık, tamircilik, şoförlük, fotoğrafçılık, abajurculuk, seyislik, hamallık, garsonluk, hizmetçilik yapan subayların, generallerin, prenseslerin durumu trajikti.

“Nataşa değil” “haraşo” deniyordu
Göç dalgasıyla gelen Rus kadınların bazılarının bar ve restoranlarda çalışması ve Türk erkeklerinin buralara ilgi göstermesi önemli bir sosyal hadise haline geldi ve dönemin mizah dergilerinde onlarca karikatüre konu oldu. Bugün bütün Rus kadınlarına yapıştırılan “Nataşa” yaftası, o günlerde “Haraşo” şeklinde temayüz etmişti.
Bugünkü Çiçek Pasajı, adını kapısında çiçek satan Rus kadınlardan almıştı. Fülürye kuşunun sesini dinlemeye gidilen mesire yerine Rus kadınlar telaffuz zorluğu nedeniyle “Florya” deyip mayolarıyla denize girmeye başlayınca İstanbul’da adeta deprem yaşandı. Ancak bir süre sonra ortaya çıkan plaj kültürü, Müslüman Türkler tarafından da benimsendi.
Rus kadınlarının önemli bir faaliyeti de, tombala oynatmaktı. İstanbul kahvehanelerindeki erkekler kolları, göğüsleri açık, güler yüzlü, sarı saçlı, mavi gözlü Rus dilberlerini karşılarında gördüklerinde cüzdanlarını sonuna kadar açmakta tereddüt etmezdi. Olay öyle büyük boyutlara ulaştı ki, ‘Tombalacılarla Mücadele Derneği’ dahi kuruldu. Sonunda tombala yasaklandı. Bu yasak bilhassa Galata’da, meşhur ‘hamamböceği yarışları bahis sektörü’nün doğuşuna yol açtı. Hamamböcekleri bir masanın üzerinde yarıştırılıyordu. Herkesin favori bir böceği vardı, hâsılat binlerce lirayı aşıyordu.

“Teşekkür ederiz”
Beyaz Ruslar 1923’ten itibaren ve ağırlıklı olarak 1924-1925 yıllarında çoğunluğu ABD ve Avrupa’ya giderek Türkiye’yi terk ettiler.
“Spassibo Constantinople, Teşekkürler İstanbul. Bize kollarını açtın, barındırdın, iş buldun, hayatımızı kurtardın. Seni hiç unutmayacağız, dünya güzeli şehir.”
1924 yılında İmprimerie Babok et Fils’te basılan ve 1930’larda Fransa’da tekrar basılan “Spassibo” adlı kitabın önsözünde yer alıyor bu cümleler: “Bu küçük kitabın amacı, İstanbul’da yaşayan her ulustan ve dinden insana Rus insanının şükranlarını sunmaktır. Eksiklerimizin bağışlanacağını umar, Spassibo’nun oluşmasında emeği geçen tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ederiz. Sizleri hiç unutmayacağız. İstanbul’u hiç unutmayacağız.”

Yazının tamamını Atlas Tarih dergisinin ağustos sayısında okuyabilirsiniz.

'Ece Ünel İle Susma'da acılı anne ihbarcı ve katil zanlısına seslendiKanal D’nin sunuculuğunu deneyimli haberci Ece Üner'in yaptığı 'Ece Üner İle Susma'da 21 yıl önce Şişli'deki evinde vahşice öldürülen lise öğrencisi Çağla Tuğaltay dosyasında ortaya çıkan yeni tanık ve tanığın ifadesi gündeme geldi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber