ANTAKYA’DA ADAM GiBi LOKANTA

Antakya'da; düzgün, keyifli, acele etmeden, şarap eşliğinde, şık bir akşam yemeği yemek isterseniz size Sveyka'yı tavsiye edebilirim...

Lokanta denen kurum, kapitalizmin belli bir aşamasında ortaya çıkıyor ve doğru dürüst gelişmesi, sosyo-kültürel ön koşullara bağlı oluyor.
Anadolu’nun birçok yerinde bu ön koşullar oluşmadığı için, daha çok öğle saatlerinde hizmet veren, hızlı (ama bazen çok iyi) yemek yenen ve belli bir alanda; uzmanlaşmış aşevlerinin ortaya çıktığını görüyoruz.

YEMEK BİR SANAT DALI
Daha da açık söylemek gerekirse, içki kültürü gelişmeden lokanta kültürü gelişmiyor. İyi bir yemek yemek için sofrada en az iki saat harcamak lazım.
Yemekle ona uyumlu içecek, sohbet ve gastronominin bir sanat dalı olarak ortaya çıkması hep bir arada gidiyor.

HEP ARADA KALMIŞIZ
Bizler genellikle iki zıt kutup arasında gidip geliyoruz...
Bir yandan sarhoş olmak için içen ve ne yediğini bilmeyen bir kesim; diğer yandan en büyük korkusu, yediği yemeğin içinde şarap bulunup bulunmadığı olan bir kesim...
Bir uçtan diğer uca geçenler; yani belli bir yaşa gelip 'tövbe' edenler de az değil ama dengeli orta yol pek bulunmuyor.
Belki genetik yapımız ve kültürümüz kutuplaşmayı seven, sert mizaçlı ve mizahtan hoşlanmayan, kendisini (aşağılık kompleksinden dolayı) çok ciddiye alan bireyleri öne çıkarıyor.

SERVİS EFENDİ GİBİ...
Bu açılardan bakınca, Sveyka gibi doğru dürüst bir lokantanın Antakya’da bulunması bir kazanç.
Eski bir konakta hizmet veren bu lokanta, hafif karanlık olması ve yuksek tavanlarıyla bana daha çok İstanbul’un henüz taşralaşmadığı zamanlardaki restoranlarını hatırlattı.
Masa örtüleri tertemiz, hijyen sorunu yok, servis efendi gibi.
Lokantanın işletmecileri, nezih ve kültürlü. Ailecek buraya gelip, güzel yemeklerle içkinizi ısmarlamak ve ağır ağır yudumlamak mümkün.
Müşteriler daha çok yabancı... İstanbul, Ankara, İzmir'den gelenler de var. Batılı bir lokanta gibi. Çok kültürlü Hatay’a da bu yakışır...

YA YEMEKLER NELER DİYOR?
Yörenin bütün yemeklerini bulabiliyorsunuz; yoğurtaşı, tebbule, fettuş, semirsek, Halep humusu ve kebabı, etli aşur, maklube ile vişneli kebap...
Bunların dışında kendilerine özgü öğünleri de var: Naneli köfte, sucuk roll, kazbaşı.
Hemen her öğünde belli bir kaliteyi tutturuyorlar ama zirveye çıkmıyorlar.
Örneğin iç pilav ve dana kuşbaşıyla doldurulan patlıcan sarma ya da maklubeyi daha önce hiç denemediyseniz, mutlak beğenirsiniz.
Ama daha özenerek yapılmış maklubeyi denemişseniz, buna geçer not verseniz bile uzun süre unutamayacağınız bir öğün olacaktır.
Aynı şeyi diğer pek çok yemek için tekrarlayabilirim.

BENDEN BİRKAÇ TAVSİYE...

* Fet­tuş sa­la­ta­da da­ha iyi nar ek­şi­si kul­la­nır-lar­sa, isa­bet olur...
* Se­mir­sek bö­re­ği son an­da ve si­pa­riş son­ra­sı kı­zar­tıl­ma­lı.
* Ke­bap­la­ra ge­lin­ce; zırh çe­ki­mi ve da­ha yağ­lı etin ta­dı­nı bi­len­ler onu arı­yor. An­tak­ya­lı Mus­ta­fa Bey'in evin­de ye­di­ğim et­li şu­ru unu­ta­mı­yo­rum.
* Svey­ka, su­cuk­lu roll ile öğü­nü­yor. Kıy­ma ve ba­ha­rat­lı harç, la­vaş ek­me­ği­ne sü­rü­lüp ru­lo ha­li­ne ge­ti­ril­dik­ten son­ra yağ­da kı­zar­tı­lıyor.
Lez­zet­li ve pa­çanga­ya ra­kip ola­bi­le­cek bir ara sı­cak. Kı­zart­ma ol­du­ğun­dan ka­ra­rın­da bı­rak­mak la­zım.
* Kaz­ba­şı, di­lim­len­miş da­na bon­fi­le­nin din­len-di­ril­dik­ten son­ra ka­ra-bi­ber ve tuz­la ma­ri­ne edil­miş ve man­gal­da piş­miş ha­li.
* Ha­lep ke­ba­bı, köf­te­lik kıy­ma­nın pey­nir­li, ba­ha­rat­lı ve çam fıs­tık­lı bi­çi­mi.

ViŞNE KEBABINI TERCiH ETTiM

Benim tercihim, zırh çekimi olmasa bile vişneli kebap. Ceviz boyutlarında hazırlanan köfteler, ızgarada pişirilmiş ve kaynayan taze vişne sosuna batırılıp marine edilmiş. Üzerine tereyağı, çam fıstığı ve vişne parçaları konmuş.
Fiyatlar da makul; salatalar ve ara sıcaklar 10, kebaplar 20 TL civarı. Düzgün, keyifli ve şarap eşliğinde, acele etmeden yenecek bir akşam yemeği için Sveyka’yı tavsiye edebilirim.

DEĞERLENDiRME: HHHHH (5/3)