'Geleceğe Dönüş' çok mu uzak? Hadi 2048 yılına gidelim!

'Geleceğe Dönüş' (Back to the Future) filmi akıl almaz konusuyla, Chuck Berry’in Johnny B Goode şarkısıyla, o muhteşem zaman makinesi Delorean otomobiliyle ve daha birçok sahnesiyle hepimizin içinde bitmek bilmeyen bir macera yaratmıştı. Seriyle ilgili dikkat çeken özellik ise aslında filmin isminde gizli. Peki ya bugün bir Delorean’a binsek ve kendimizi ileri bir yıla ışınlasak nasıl bir dünya ile karşılaşırdık? Birçok anlamda değişik bir sabaha "Merhaba" diyeceğimiz kesin. Hadi gelin geleceğe biraz Molatik olalım…

'Geleceğe Dönüş' çok mu uzak? Hadi 2048 yılına gidelim!

“Geleceğe Dönüş 2’nin konusu…”

“Geleceğe Dönüş 2’nin konusu…”

Geleceğe Dönüş serisinin ikinci filmine özetle değinecek olursak; Marty, 21 Ekim 2015 tarihine giderek daha doğmamış çocuğuna yardım etmek zorunda kalıyor. Fakat tabii ki işler yine karışıyor ve zamanın dokusuna zarar verilecek noktaya kadar geliniyor ve film, dünyanın normale dönmesi için yapılan olaylar etrafında şekilleniyor.

21 Ekim 2015 gününü hepimiz yaşadık…

21 Ekim 2015 gününü hepimiz yaşadık…

Geleceğe Dönüş serisinin ikinci filmindeki 21 Ekim 2015 gününü hepimiz yaşadık. Belki bir öğrencinin ders çalışmak zorunda olduğu gün, belki bir annenin yeni doğum yaptığı gün, bir erkeğin bir kadına evlenme teklifi ettiği ve kadının kabul edip çiftin mutlu bir geleceğe "Merhaba" dedikleri ya da kadının teklifi reddettiği ve erkeğin hiç unutmayacağı bir an olarak hatırlayacağı gün, belki birçoklarının hayatını akışında yaşamaya devam ettiği ama bu yazıyı okuyan her birimiz için bir şekliyle yaşanmış bir gün.

Filmin en çok merak uyandıran tarafı tahminleriydi

Filmin en çok merak uyandıran tarafı tahminleriydi

Hatta öyle ki, zaman makinasının ayarlandığı tarih olan 21 Ekim 2015 günü, tüm dünyada çeşitli etkinliklerle hatırlandı. Ayrıca insanlar, filmle ilgili sosyal medyada çeşitli paylaşımlar yaptı. Filmin en çok merak uyandıran tarafı ise gerçek tarihle o gün öngörülen dünyanın ne kadar tahmin edilebilir oluşuydu. Ki bunu yaşayarak deneyimledik.

1989’da öngörülen 2015 senesi hepimizi şaşırttı!

1989’da öngörülen 2015 senesi hepimizi şaşırttı!

Kurgulanmış bir 2015 senesi ile gerçekteki hali arasında oldukça benzer yönler vardı. Giyilen spor ayakkabıların benzerliği, büyük ekran televizyonlar ve internetin kullanım biçimi, bir o kadar bizi şaşırtsa da uçan arabalara henüz binme imkânımız yok. Fakat günümüzde, zamanın bu kadar hızlı aktığını dikkate alırsak, 1989 yılında çekilen bir filmin bu kadar öngörüye sahip olması şaşırtmıyor değil.

İleri bir tarihe ışınlansak nasıl bir dünya ile karşılaşırdık?

İleri bir tarihe ışınlansak nasıl bir dünya ile karşılaşırdık?

Bugünlerde hepimiz Corona virüs nedeniyle evlerimizde önlem almış vaziyetteyiz. Peki dünyanın değişim ve dönüşüm geçirdiği bir dönemde, evimizde oturup gelecekte bir güne ışınlanma imkânımız olsaydı ne olurdu? Kendi Delorean’ımızı yaratsak ve kendimizi ileri bir yıla ışınlasak nasıl bir dünya ile karşılaşırdık?

Hadi gelin 2048 yılına gidelim...

Hadi gelin 2048 yılına gidelim...

Gelecek ile ilgili birçok tahminde bulunabiliriz. Abartıya kaçabiliriz, imkânsız olanın peşinden gidebiliriz. Değil mi ki hayal gücümüz ne kadar genişse dünyamız da o kadar geniş. Hadi o zaman hem biraz ciddi hem biraz goygoylu bir dünya düşleyelim. 

2048 yılında Şeyma Subaşı hâlâ konuşulur mu?

2048 yılında Şeyma Subaşı hâlâ konuşulur mu?

2048 yılında Şeyma Subaşı hâlâ konuşulur mu? Tabii ki evet. Aksi mümkün değil. Çünkü insan, göz önünde duran, durmayı seven, bununla övünen, çok bir şey üretmeyen hatta bunu da kabul eden insanları merak eder, yer yer o insanların yaşantısına özenir. Farklı bir hayat tasarlar kafasında. Bu ilkel komünal toplumlarda da böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. İnsan, kendince hayal kurar arkadaşlar, biri çıkar başka birisi gibi olmak ister, biri çıkar başka gezegende yaşamın mümkün olup olmadığını araştırır. Çok da kurcalamamak lazım. Sonuçta bir pizza değiliz, herkesi mutlu edemeyiz.

Peki ya Oğuz Atay, 2048 yılında gerçekten anlaşılır mı?

Peki ya Oğuz Atay, 2048 yılında gerçekten anlaşılır mı?

Bugün Oğuz Atay popüler kültürde önemli bir yer kaplıyor. Fakat hayatı anlaşılmak üzerine kurulu olan yazarı, ne şekilde anladık tartışılır. 'Tehlikeli Oyunlar' adlı kitabında "Nihayet insanlık da öldü" diye yazar Atay. 2048 yılı için insanların yaşayış biçimi hakkında tahmin yürütmek zor. Fakat bugünün yaşantısı, geleceği şekillendiriyor. Oğuz Atay’ı anlayan zaten anladı. Anlamayanlar için yine yazardan alıntı yapalım o halde: “Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı.

Ne! Trump hâlâ aynı yaşta mı? :(

Ne! Trump hâlâ aynı yaşta mı? :(

“Yok artık. Kimler geldi geçti bu dünyadan. Böyle şey mi olur?” diyecek olabilirsiniz. Bence de olmaz. Olmamalı. İyisi mi biz 2048 yılında Donald Trump’ı ABD başkanlığını bırakmış bir yaşlı olarak hayal edelim. Dünyanın bin bir türlü hali var. 2048 yılında da sarı saçlarıyla tehditler savurur falan. Hiç gerek yok.

Dünya dönüştü, tamam ama ya ‘iletişim’?

Dünya dönüştü, tamam ama ya ‘iletişim’?

İletişim, nefes almak kadar önemli. İnsanın dünyayı keşfetmesinde büyük önemi olan hatta bütün canlılar için bir yöntem geliştirme biçimi. Bugün baktığımızda küresel dünyada iletişim kurmak artık çok kolay ve bir o kadar da zor. 2048 yılı için de iyiye doğru bir ilerleme olacağını sanmıyorum. Anlamak, anlaşılmak önemli şeyler. 2048’i geçtim bütün seneler için çok önemli.

Yoksa hâlâ daha okumuyor muyuz?

Yoksa hâlâ daha okumuyor muyuz?

Bugün kitap okuma alışkanlıklarımız ortada. Ne yazık ki kitap okumak yerine başkaca şeyler yapmak ilgimizi daha çok çekiyor. Teknoloji, algımızı başka yöne doğru şekillendirdi ve şekillendirmeye de devam ediyor. Umalım ki 2048, bize bol kitaplı yıllar getirir. Yeni yıla çok var ama dilek tuttuk bir kere…

Yeni bir pandemiyi daha kaldıramayız!

Yeni bir pandemiyi daha kaldıramayız!

Corona virüsü, bütün dünyada uzun süreli bir etki bırakacak gibi. Virüsün Türkiye’de görülmesiyle birlikte yaşam biçimimiz ciddi değişikliğe uğradı. Bu denli salgınlar ne yazık ki zaman zaman dünyalıların yani bizlerin başına geliyor. Şimdiden 2048 yılı için bunu düşünmek… Yok yok düşünmeyelim. Onu, o zaman konuşuruz. Şimdi Corona var, onu da zaten konuşuyoruz. 

Gelecek hepimizin merakıyla şekillenecek…

Gelecek hepimizin merakıyla şekillenecek…

2048 yılında ne tarz ayakkabılar giyeriz, ne tarz teknolojik cihazlar kullanırız, nasıl evlerde oturur, nasıl arabalar kullanırız bilmiyorum. Fakat şunu biliyorum ki bunları düşünmeden yaşayamayız. Gelecek, hepimizin merakıyla şekillenecek çünkü.





Corona virüsü ile mücadele ettiğimiz bu zamanlarda aklımızdan çıkmaması gereken belki de en önemli şey, merak etmek. Kitaplar okuyalım, filmler izleyelim, insanın gücü, kendi ellerinde. Yeter ki merak edelim. Merak önemli mesele…

 

Bu makaleye ifade bırak