
Küllük Kahvesi maalesef hayallerimizde yaşıyor
Eski İstanbul'da sanatçıların yemek yiyip çay-kahve içtikleri, saatlerce sohbet edip tartıştıkları bir edebî kıraathane: Küllük... Cumhuriyet dönemi İstanbul'unun sanatçılarına yarenlik eden eden bu efsane mekanla ilgili yazılanları okumaya, anlatılanları dinlemeye bayılırım. Her kafadan bir sesin çıkmadığı nadir konulardan biridir. Küllük mevzubahis olduğunda herkes aynı şeyi söyler: Öyle bir kahvedir ki burası, İstanbul böylesini bir daha zor görür!
Oralarda bir yerde...
Anlatılanlara göre Beyazıt Camii'nin giriş kapısıyla Mustafa Reşit Paşa Türbesi arasında kuytu bir yerde... Beyazıt Camii'ne bitişik ağaçlıklı bir kuytuda... Ancak günümüzde bu kuytu yeri tam olarak tespit etmek pek mümkün değil. Israrcı olursanız, anlatılanlar ışığında nerede olduğunu belki çıkarabilirsiniz. Genel kanıya göre Beyazıt Camii'nin giriş kapısının yanında bir yerdeydi. Kahveye ait masalar, duvar dipleri başta olmak üzere geniş bir çevreye yayılırdı. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, asrın başlarında olduğu tahmin ediliyor.
1920'lerden 1950'li yıllara kadar...
Küllük, 1920'lerden 1950'li yıllara kadar varlığını sürdürdü. Adeta devrin 'açıkhava akademisi'ydi. Müdavimleri arasında Peyami Safa, Reşad Nuri Güntekin, Neyzen Tevfik, Abdülhak Hâmid, Yahya Kemal, Faruk Nafiz Çamlıbel, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Muhip Dıranas, Reşat Ekrem Koçu, Tarık Buğra, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Arif Dino, Abdulbaki Gölpınarlı, Abidin Dino, Rıfat Ilgaz, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sait Faik Abasıyanık, Salah Birsel, Özdemir Asaf, İlhan Berk, Orhan Veli Kanık gibi ülkenin en önemli şair ve yazarları vardı.
Yeni Küllük, eskisinin yerini tutmadı
Bu isimlerin devamlı gittiği, uzun uzun sohbet ettiği bir mekandı. Küllük Kahvesi, 1950’den sonra başlayan Beyazıt Meydanı’nı genişletme ve Aksaray-Sultanahmet arasındaki yolu düzenleme faaliyetleri sırasında yıkıldı.
Yıkımın ardından müdavimler, caddenin karşısındaki 'Yeni Küllük'e gitmeye başladılar. Buranın esas adı, 'Marmara Kıraathanesi' idi. Oraya giden şair ve yazarlar da 'Marmaratörler' ismi takılmıştı. ('Senatör'den türemiş bir kelime.)
Asaf Halet Çelebi ve arkadaşları
Ne yazık ki Küllük ile ilgili çok az görsele sahibiz. Orhan Veli ve arkadaşlarının meşhur fotoğrafı Küllük'te çekilmişti örneğin. Camiinin duvarını arkalarına alarak poz vermişlerdi. Bir diğer belge, yukarıda gördüğünüz Asaf Halet Çelebi ve arkadaşlarının çektirdiği fotoğraftır. Orada da yine mekan Küllük'tür.
Dünyada pek eşi yok
Küllük'ün müdavimleri; 20'nci yüzyılın başlarından itibaren Türkiye’de ilim, kültür ve edebiyat hayatına yön veren isimler. Bu da Küllük Kahvesi'nin uzun yıllar her fikirden ilim adamını ve aydını bir araya getiren, dünyada da eşine çok sık rastlayamayacağımız bir toplantı yeri olduğunun göstergesi. Ancak maalesef burayla alakalı kültür tarihinde pek eser yok.
Tanpınar'ın Huzur romanında...
Küllük diye bir kıraathanenin varlığından, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanından haberdar olmuştum. Huzur'un sonlarında Mümtaz arkadaşlarıyla buluşmak üzere Küllük Kahvesi'ne gider.
Bir başka yazar Tarık Buğra’nın “Küllük” adlı hikâyesinde de, Küllük Kahvesi'nin yeri ve fiziksel özellikleri, müşterilerinin hangi mevsimlerde kahvehaneyi şenlendirdiği, kahvede günlük olarak nelerin yapıldığı, müdavimlerinin günün hangi saatlerinde kahvehaneden ayrıldıklarına dair bilgiler bulmak mümkün.
Necip Fazıl anlatıyor:
Necip Fazıl bir yazısında Küllük Kahvesi'ni eleştirel bir tavırla anlatır: “Bayezid Camii’ne bitişik ağaçlıklı kahve. Arkasını verdiği caminin vakarlı duvarı ve yüzünü çevirdiği lokantanın döner kebabı arasında, züppe tabiriyle janr sahibi bir yer. Her cinsten, sınıftan, mezhepten, zevkten, kılıktan, edadan mahşer. Arada bir musalla taşına varabilmek için bu kalabalıktan yol rica eder cenazeler. İslâm cenazesi geçerken frenk muaşeret kitaplarındaki bir kaide titizliği ile ayağa kalkan zarif adamlar kütlesi...”
Refik Halit Karay gençleri eleştiriyor
Refik Halit Karay ise “Üç Nesil Üç Hayat” adlı eserinde Külük Kahvesi'nin genç müdavimlerine eleştirilerde bulunur. “Küllük Kahvesi'nde iskemlelere ters oturmuş, tıraşları uzun, saçları yağlı ve kepekli, ceketleri gayet uzun ve bol, pantolonları çekik, çorapları düşük, sırtları kabarmış, omuzları kalkık, kırkına yaklaşmış ‘gençler’… Bir müddet aralarında: ‘Eskileri yerlerinden atmalı! Gazetelerin başköşeleri bizim hakkımızdır! Bunaklar ve cahiller defolsun!’ diye haykırıştıktan sonra birbirlerine şiir okumaya başlarlar."



