Geri Dön
PazarAkdeniz’in en doğusundan

Akdeniz’in en doğusundan

Hatay’ı çok sevdim. Deniz istiyorsanız en muhteşeminden var. Yok, arkadaş ben dağ istiyorum derseniz ziyadesiyle var. Antik ve eski çağ da var. Medeniyetler kucaklaşması da cabası

Akdeniz’in en doğusundan

18.gün, farklı bir deneyim yaşayacağımı bildiğim sıcak bir sabaha uyandım. Arsuz Otel’in sahipleri değerli Suat ve Hakan kardeşlerimle keyifli bir sabah sohbeti ettik. Onlar benim stickerimi camlarına yapıştırma güzelliği gösterdiklerinde ben de otelin anı defterine aklım erdiğince izlenimlerimi yazıyordum. Güzel bir kahvaltıdan sonra Vagabond’a yerleştim ve vedayla yola koyuldum. Şunu tekrarlamadan edemeyeceğim: Arsuz mutlaka yaşanmalı. Belki temmuz, ağustos değil ama öncesinde ve sonrasında ve dahi kafa dinlemeye kışın...

İlk hedefime; Samandağ’a muhteşem virajlı bir yoldan vardım. Sonrasında yine döne döne dağlara tırmanmaya başladım ve bu arada Akdeniz’in de en doğusunu görerek geride bıraktım. Artık Hopa’ya kadar deniz yok.

Akdeniz’in en doğusundan

Sıcak asfaltta

Dağ köylerini geçmeye başladım. Köyler sokakta oynayan bir iki çocuk dışında boştu. Adını hatırlayamadığım bir köyde iki motosikletli dört genç, meydanda benimle sohbete başladı. Evlerine kahve ikramına davet ettiler. Ben de “kahvehaneye gidelim” dedim. Cevap ilginçti: Bulunduğumuz köy ve civar yerleşkelerde kahvehane yokmuş... “O zaman ağaç gölgesi ya da çeşme başı olsun” dedim. “Havuzda buluşalım, biz bir üstümüzü değiştirip geleceğiz” deyip yolu tarif ettiler. Tarifte “sıcak asfalta çıkınca” lafı vardı. Sıcak asfalt bizim bildiğimiz yeni yapılmış harmanında mıcır olmayan asfaltmış. Neyse ben yolu karıştırdım zannederken havuzun tabelasını gördüm ve mekâna ulaştım. Yörenin genel dokusundan bağımsız, ağaçlar altında efil efil esen, betondan havuzcuklar ve büyük bir beton havuz yapılmış bir mekân. Masalarda çocukları havuza giren kadınlı erkekli oturanlar vs. Hoş bir ortam. Soyunup dökünürken yan masadaki üç genç davet etti. Meyve, çay bardağında Türk kahvesi içerken üç arkadaşın da orada görevli jandarma rütbelisi olduğunu öğrendim. “Buralarda yaşam nasıl? Göreviniz zor mu?” gibi merak dolu sorularımı yöneltirken motosikletli gençler geldi. Jandarmaları görünce bana yalandan bir selam verip havuza doğru sıvıştılar. Asker dostlar bana, bu bölgelerde kaçakçılığın çok olduğunu; bu işin köylerde yerel halk tarafından desteklenip kaçakçılarla iş birliği falan yapıldığını; kimselere itibar etmemem gerektiği bilgisini aktardılar. Gençlerden bir zarar gelir miydi, sanmam; ama yine de nasihatleri küpe yaparak yola koyuldum.

Akdeniz’in en doğusundan

En güney noktada

Dağ yolları tam motosiklet yolları dememe gerek yok sanırım. Durup durup fotolar çekerek Yayladağı sınır kapısına ulaştım. Kapı kapalı ve fotoğraf çekmek yasak. Yine de uzaktan bir fotoğraf çektim. Ne de olsa Google’a göre Türkiye’nin en güney noktasıymış. Gerçi bir tık aşağıda köyler var ama öylesine zikzak bir yol ki rotayı bana ancak gece bitirtir. Ben de Google’ın dediğinde kaldım ve yola devam ettim. Dağ yolları biterken yine Suriye sınır hattı ve köyleri görülmeye başladı. Düzlükte de sağım Suriye, solum göz alabildiğine tarım alanları şeklinde Reyhanlı’ya vardım.

Sırasıyla Cilvegözü ve yeni açılan Zeytindalı sınır kapılarına gittikten sonra beni çiftliğinde ağırlayan Metin Teoman’ın ailesine ait Adnan Teoman Çiftliği’ne gittim. Metin kardeşimin ağabeyi sevgili Yusuf Teoman ile dere tepe sohbetle dolu bir akşam geçirdim. Bu arada daha önce yazmıştım. Metin kardeşim sıkı motosikletçidir. Ağabeyi de öyleymiş. Bir ara, dostu, motosiklet sevdalısı Alanya’da yaşayan İsmail Hakkı Erdağ ağabeyimizle telefonda uzun bir sohbet yaptık. Son tahlilde; nefis yemekler eşliğinde yapılan bir hoş sohbetten sonra ben klavyenin başına geçtim.

Hatay’ı çok sevdim. Deniz istiyorsanız en muhteşeminden var. Yok, arkadaş ben dağ istiyorum derseniz; alçak yüksek döne döne çıkılan ve inilenleri ziyadesiyle var. Antik ve eski çağ da var. Bir de Türkiye’nin en geniş tarım alanları da. Buğday, mısır, pamuk, tütün, patates, soğan, kavun ve daha niceleri. Medeniyetler kucaklaşması da cabası.

Akdeniz’in en doğusundan

Amik Ovası ve Amanoslar

Çiftlik, Güventaşı, Kırıkhan, Hatay’da. Yusuf Ağabey muhteşem bir ev sahipliği ediyor. Yöresel ağırlıklı akşam yemeğinden sonra sabah yine yöresel lezzetlerle taçlanmış keyifli bir kahvaltı ettik. Buralara has, iki defa kavrulmuş Türk kahvesini hele hele çay bardağında içmek bir ayrı hoşluk.

Dedim ya; “Hatay’ı çok sevdim”. Yusuf Ağabey ile bugün 3-4 saat süren bir çevre yolculuğuna çıktık. Tabii klimalı araçla! Amik Ovası nasıl büyük bir tarım zenginliği anlatamam. Amanos Dağları ile karşı tarafta Suriye sınırında kalan dağlar arasında bir cevher. Disiplinli ve bakımlı ekin alanları gerçekten muhteşem. Düzlükte 11 höyük var. Atalar, bu höyükler üstünde ovanın dört bir yanıyla haberleşirlermiş. Neyse ki şimdi bu höyükler koruma altında. Ayrıca, yöre halkının sıcağa rağmen çalışkanlığı ayrı bir alkışlanası konu. Bu arada Türkmen şivesine bayıldım. Daha doğrusu “bayılık kaldım!”

Burada bir gün fazla kalarak dinlendim. Yolum Birecik’e doğru. Güneydoğu Anadolu’da buluşmak üzere hoşça kalın.

 

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler